Zapsu’nun yanılgısı

Dış basına sürekli aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Önce İslâmî rejim taraftarı olmadıklarını...

Haberin Devamı

Abdullah Gül Newsweek dergisine “Türkiye’ye şeriatın gelmesinin mümkün olmadığını, İslâmî bir parti olsalardı AB’ye girmek için gayret etmeyeceklerini, ailesinde türbansız kadınlar varken başka kadınlara türban ısrarı yapmasının imkânsız olduğunu” söylemiş.

Dış basına sürekli aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Önce İslâmî rejim taraftarı olmadıklarını... AB’ye girmek istemeleri ayrıca işlenmesi gereken apayrı bir konu, zira bu çelişki herkesi şaşırtıyor ama Gül’ün söyledikleri doğruysa toplum neden bu kadar büyük bir endişeyi yansıtmakta onu sormak lâzım... Bir de neden başörtüsüne değil de Erbakan’la başlayarak simge haline getirdikleri türbana tepki gösterildiğini...

Mehmet Keçeciler bunu açıklamamış mıydı? İslamcı camiadan gelenler açıkça anlatmadılar mı?

Olay asla inandığı için başörtüsü takanlara gösterilen bir tepki değildir (sadece “laiklik kapsamında devlet alanlarında dinî simge yasağı” ile ilgilidir.) Ama yine siyasi amaçla bu hale getirilmiş, toplum kutuplaştırılarak düşmanlık tohumları serpilmiştir.

Gül’den önce Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Cüneyd Zapsu da bir Avrupa dergisine aynen onun açıklamasına benzer bir açıklama yaptı. Birlikte biraz inceleyelim.

YABANCI BASINLA KOL KOLA...
Zapsu Alman Focus dergisinin röportajında “Neden Türk toplumunun bir bölümü hâlâ İslâmcı tehlikeden korkuyor” sorusuna:

“Kendimizi yeterince ifade edemedik (...) Bize karşı varolan ön yargıları yok edemedik” cevabını verdikten sonra AKP’nin tüm dış röportajlarda ve AB yöneticilerine yapılan açıklamalarda üzerine basa basa vurguladığı cümleyi de unutmamış ve; “Son kamuoyu yoklamaları toplumun sadece küçük bir bölümünün bu korkuya sahip olduğunu gösterdi” demiş.

Bu iki cümlede iki büyük yanılgısı var Zapsu’nun;
Kendilerini gayet iyi ifade ettikleri için toplumun sabrını taşırdılar ki bu da aslında siyasi partilerin “kendini iyi ifade etmesinin” ne kadar yararlı olduğunu gösterdi.

İkincisi, her gün vurgulasalar da, her gün AB’ye ve Avrupa basınına başvurup destek isteseler de, son günlerde görüldüğü gibi bu desteği alsalar ve aynı cümle Avrupa’dan Türkiye’ye tekrarlana tekrarlana geri dönse de “toplumun sadece küçük bir bölümü” değil “büyük bir bölümü”nün o korkuya sahip olduğu açıkça görüldü.

İSLAMCI, İSLÂMİ!
Zapsu dergiye, diğer Avrupa basınına yaptıkları gibi “AKP’nin İslamcı, İslâmi bir parti olmadığını”da söylemiş. Bir de buna inandırıyorlar Avrupa’yı. Burada “İslamcı, İslâmi” kelimelerini yanlış anlayarak “Ne var bunda, burası bir Müslüman ülke olduğuna göre rejim İslâmi olsa ne olur” sorusunu iyi niyetle, safça soran bazı okurlarımız için açıklamakta yarar var; İslâmcı ve İslâmi’nin açılımı bugün Türkiye’de olduğu gibi herkesin kendi dinini özgürce yaşadığı bir rejim değil...

Sonunda İran’ın Ahmedinecad’ının tepeden tırnağa tesettürlü yaşlı öğretmenini görünce kara eldivenli elini öpmesini bile dine aykırı ve hatta ahlâksızlık sayan bir dinî baskı rejimi. Devletin din kurallarına göre yönetilmesi... Suudi Arabistan’da olduğu gibi kadınların “sözünün bile” kabul edilmediği, Afganistan’da olduğu gibi radyonun, televizyonun, kadının erkek doktora gitmesinin yasaklandığı, kadın doktorlarında çalışmasına da izin verilmediği için hastalanan kadınların ölmesinin “kader” kabul edildiği bir rejim...

Ki o bazılarının beğenmediği laiklik ortadan kalktığı anda bunların arka arkaya gelmesi kaçınılmazdır.

ÇOCUKLARA İNEN TESETTÜR
Cüneyd Zapsu’nun son yıllarda Türkiye’de nelerin olup bittiğini hatırlamak için küçük bir arşiv gezintisi yapması gerekiyor. Bir de uluslararası AFP ajansının “Türkiye’de İslam modası” başlığıyla dünyaya dağıttığı fotoğraflara bakması...

O fotoğraflardaki tesettürlü küçük çocuklara... Son bir yıl içinde Türkiye’de neredeyse 5 yaşına kadar indi tesettür. Daha önce görülmüş müydü bu? Üç-dört yıl önce bile var mıydı?
(Yarın devam edeceğiz)

DİĞER YENİ YAZILAR