Zapsu bunu açıklamalı!

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, yurt dışında görüşmeler yapmak veya bu görüşmelerdeki sınırları, usulleri öğretmek için Dışişleri'nin deneyimli bürokratları yerine kendi seçtiği isimleri kullanmasının bir gün böyle bir sonuç doğuracağı belliydi... Belli olmayan tek şey "ne zaman olacağı" idi

Haberin Devamı

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, yurt dışında görüşmeler yapmak veya bu görüşmelerdeki sınırları, usulleri öğretmek için Dışişleri'nin deneyimli bürokratları yerine kendi seçtiği isimleri kullanmasının bir gün böyle bir sonuç doğuracağı belliydi... Belli olmayan tek şey "ne zaman olacağı" idi.

Danışmanı Cüneyt Zapsu'nun Amerika'da büyük bir araştırma kuruluşunda Amerikalı'lara kendisini (Erdoğan'ı) kastederek "Onu delikten aşağı göndereceğinize kullanın, avantaj sağlayın" demesi, son derece doğal olarak Türk toplumunun tepkisini fazlasıyla çekecek, skandal niteliğinde bir olaydı.

Nitekim iki gündür medyanın gündeminde en önemli konulardan biri olarak yer alıyor ve okur mektuplarının ardı arkası kesilmiyor.

Burada asıl üzerinde durulacak nokta Zapsu'nun Başbakan'ı "bu adam" ifadesiyle tanımlaması değil, "kullanın" anlamına gelen "use" kelimesi ve "avantaj sağlayın" anlamındaki "take advantage of this man" deyimidir... Amerika, Türkiye başbakanı ile nasıl avantaj sağlayabilir?.. Bu konuşmanın düşünülmüş olması Amerika'nın Türkiye'de iktidara gelecek partiler ve başbakanlar konusundaki etkisini ve AKP'nin de aynı konudaki "ya bizi gönderirse" endişesini açıkça gösteriyor.

Sadece bu bile çok acı bir gerçek... Amerika veya bir başka ülke ne hakla ve nasıl oluyor da Türkiye'nin parti veya siyasetçi seçiminde bu kadar etkili olabiliyor? Cüneyt Zapsu'nun "Onu kullanın, ondan yararlanın" dedikten sonra Başbakan Erdoğan'ı kastederek söylediği "Hem kendi inançları nedeniyle Müslüman dünyasında..." şeklinde başlayan cümlesi de en az bu söz kadar yanlış. Türkiye zaten dünyanın "laik-demokratik ve Müslüman nüfus çoğunluğuna sahip" tek ülkesi. Hangi başbakan olursa olsun İslâm ülkeleriyle ilişkilerde de "doğru olanı" zaten yapacaktır.

Yani "bugüne kadar geçen başbakanların inancı, dini farklıydı ama inancı nedeniyle bu başbakanın Müslümanlar arasındaki kredibilitesi daha fazla" gibi bir söz sarf etmeye "Başbakan'ın danışmanı" kimliğiyle Cüneyd Zapsu'nun hakkı yok. Ayrıca Amerika da "Türkiye'yi BOP projesinde örnek bir ılımlı İslâm ülkesi olarak kullanabilir" ya da 'Türkiye şu andaki başbakanı ile ABD'nin kullanımına müsaittir" anlamına gelecek bir konuşma yapmaya onun da, hiç kimsenin de hakkı yok.

İngilizceyi bilmiyorsa -ki konuşmadan anlaşıldığına göre bilmiyor- Amerikalara kadar gidip Türkiye hakkında konuşmaya da hakkı yok.

Zamanın geri alınmasına ve konuşmaların silinmesine imkân olmadığına göre yapılan, düzeltilmesi mümkün bir hata değil.

Başbakan, yanlışı görülen bakanlarını koruduğu gibi Zapsu'yu da korumayı ve bunu unutturmayı mı düşünür bilemeyiz. Ama Türkiye gibi "milletinin, ülkesinin bağımsızlığı, onuru" için gözünü kırpmadan ölüme yürümüş milyonlarca insan sayesinde kazanılmış bir ülkeyi temsil etmek üzere ortaya çıkanların böyle konuşmalarının affedilemeyeceğini hepimiz biliyoruz.

Umalım da Başbakan veya Cüneyt Zapsu hiç değilse bu kez basını suçlamak ve olayın üstünü örtmek yerine hatayı kabul ettiklerini belirten bir açıklama yapsınlar!

(Not: Zapsu'nun konuşmasının ses kaydını yazının sonundaki player ile dinleyebilirsiniz.)

Tekzip mi, basını sindirmek mi?
Sevgili okurlarım, biliyorsunuz "cevap hakkı" diye bir kavram var. Herhangi bir kurum/kişi hakkında hatalı veya kişilik haklarına saldın niteliğinde bir konuşma veya yazı durumunda, söz konusu kurum/kişinin cevap hakkı doğuyor.

Yazı basında yer almışsa gönderilen tekzipler kanunen yayınlanmak zorunda... Ve bu kural, bu zorunluluk hali çoğu kez haber ve köşe yazılarında adı geçenler tarafından "kolayca, zahmetsizce işin içinden sıyrılmak" anlamında kullanılıyor.

Gazeteci doğru bir haber vermişse ve muhatabı olan kişi ya da kurum bunun aksini kanıtlamak için en ufak bir gayret göstermemişse veya kanıtlayamamış, tam aksine yalan söylemeyi sürdürmüşse bile gönderdiği tekzip yazısıyla gazeteciyi, yazan bir anda yalan haber yapmış durumuna düşürebiliyor. Sonra mecbur kalıyorsunuz oturup bu konuda tekrar yazmaya, gerçekleri bir kez daha vurgulamaya ve tekzibin haksızlığını anlatmaya...

Örneğin; yazar, söz konusu kişinin Türkiye'yi, onun tarihçi veya diplomatlarını kötüleyen, hepsine "inkarcı" yaftasını yapıştıran, "faşist", "kukla" diyen bir maili Türkiye aleyhinde çalışanlara gönderdiğini yazmışsa, tekzipten önce o şahsın yazara böyle bir mail olmadığını anlatması ve bunu yazmasını istemesi gerekir.

Bunu yapmıyor ve tekzip hakkını kötüye kullanıyorsa o zaman da tekzip kararını veren mahkemelerin buna dikkat etmesi gerekir.

Aksi, basın özgürlüğünü kısıtlamak, basının haber verme hakkını elinden almak olur.

Sizlerin de bu tekzipleri okurken değerlendirmenizi buna göre, dikkatle yapmanızı rica ediyorum. Aslına bakarsanız konu AİHM'de tartışılacak kadar önemli!


Zapsu'nun konuşmasının ses kaydını dinlemek için aşağıdaki Player'ı kullanınız, ses dosyasını indirmek için buraya tıklayınız


DİĞER YENİ YAZILAR