Uzun sayılacak bir süre öncesinde; 27 Haziran 2010 tarihinde yazılmış ve anladığıma göre az sayıda (sözlerini saptırmayacağına inandığı) gazeteciye gönderilmiş bir mektuptan söz edeceğim size... Zira TSK’nın neredeyse PKK ile işbirliği yaptığına vardırılan acımasız suçlamalar duyduğumuz günlerdeyiz.
Jandarma Kıdemli Albay Atilla Uğur’un “Silivri Cezaevi”nden gönderdiği ve herhalde bu nedenle gecikmiş bir mektup bu... Aslında hepsini sizlerin de duymasını isterim ama oldukça uzun... Bu nedenle bazı bölümlerini alabileceğim.
“Sayın Ruhat Mengi,
Ben kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olmaktan her zaman gurur duymuş emekli bir albayım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir neferiyim. Görev yaşantım boyunca bütün meslektaşlarım gibi bana verilen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek için büyük gayret sarfettim. Meslek hayatımın büyük bir bölümü terörle mücadelede geçti.
Bu mücadelede komutanlarım, arkadaşlarım ve personelimle birlikte elde ettiğim başarılar beni terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ın sorgu süreci ile ilgili çok önemli bir sorumluluğa ulaştırdı. Böyle bir göreve lâyık görüldüm.
Son zamanlarda yaşadığımız olaylar beni içinde bulunduğumuz durumu sorgulamaya yöneltti.
Bugüne kadar ciddi devlet anlayışı gereği sustum. Zaten doğrusu da buydu... Ancak bu ‘düzmece dava’ nedeni ile deşifre edildikten sonra susmanın bir anlamı kalmamıştır. Gelinen noktada bunları kamuoyu ile paylaşmak millî bir görev olmuştur. Gelecek nesillere de ışık tutacağına inandığım bu hususları milletin istifadesine sunacağım.
Neler oluyor?”
ENGİN ALAN’A BİLE...
Öcalan’ı sorgulayan askerlerden biri olan ve onu Libya’da teslim alıp getiren emekli Korgeneral Engin Alan’a da bir süre için yapıldığı (ve sonra serbest bırakıldı) gibi “Silivri”ye gönderilmiş olan Atilla Uğur bu girişten sonra şöyle devam ediyor:
“İlk gün ve sonraki süreçte ‘vereceğiniz her türlü görevi yaparım’ diyen kişi bugün ‘kurtarıcılığa ve muhataplığa’ oynuyor. Türkiye’ye görev vermeye kalkışıyor.
İdamdan kurtulmak için kendi örgütünü çökertmeye çalışan adam şimdi Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertmeye soyunuyor.”
Ve “Abdullah Öcalan’ın bir kulağından girip diğerinden çıkmayan sözlerinden küçük bir kısmı” diyerek şunları yazmış:
“Büyük Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmek acılarımı biraz hafifletecektir”...
“Devletimin vereceği her türlü göreve hazırım”...
“En başından beri Suriye, Yunanistan ve İran her türlü desteği vermişlerdir”... (Şimdi ‘yıllarca PKK’yı destekleyen ve bugün de ne yaptığı belli olmayan’ Suriye’ye karşılıklı vizesiz geçiş hakkı veriliyor, İran ise canla başka savunuluyor. R.M.)
“Barzani de, Talabani de paradan başka bir şeyden anlamazlar”...
“Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür”...
Devam ediyor: “Abdullah Öcalan’ın sorgu sırasında bizzat bana küçümseyerek söz ettiği; ‘bunlardan bir halt olmaz’ dediği Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımız maalesef bunları bilmiyorlar”...
TERÖRİST MUAMELESİ
Atilla Uğur, son zamanlardaki alçakça saldırılar ve verdiğimiz şehitlerden sonra “güvenlik güçlerinin bir zafiyeti mi var” sorusunun gündeme geldiğini; Silahlı Kuvvetler, polis ve korucuların kanları, canları ile mücadele verip 2000’li yılların başında örgütü bitme noktasına getiren güçler olduğunu belirttikten sonra:
“Sorun zafiyet değil, moral sorunudur. Düzmece iddialarla, jandarma, özel kuvvetler, SAT, SAS ve polis özel harekât mensuplarının ‘teröristlik’ suçlamasıyla cezaevine atıldığını” söylüyor.
Kendisi de dahil olmak üzere bu insanların ortak özelliği “terörle mücadelede başarılı kişiler olmalarıdır” diyor.
En üzüntü veren cümlesi ise:
“Teröristlikle suçlanan bu insanların arasında vücudunda kalan terörist bombası parçası nedeniyle cezaevi girişindeki X ışını cihazından geçerken zorlanan gazilerin olması”...
Soruyor: “Halen görevde olan, kanları ve canları pahasına mücadele eden arkadaşlarımızın bu durumdan olumsuz yönde etkilenmemeleri mümkün müdür?”
Elçiye zeval olmazmış, ben yazılanları olduğu gibi sizinle paylaştım. Öcalan’ın İmralı’dan tüm görüşlerini, hatta devlete verdiği ‘yol haritaları’nı avukatları aracılığıyla duyurma hakkı varsa, terör mücadelesi yapan askerlerin de olmalıdır. Yorum size ait!
Zafiyet değil, “moral” sorunu!
Haberin Devamı

