Geçen hafta “üniversitelerde türbanın serbest bırakılacağı” bir kez daha Prof. Zafer Üskül’ün ağzından veren haberi okuyunca onu telefonla aradım. Konu üzerinde bir konuşma yaptık.
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı olan ve yeni Anayasa taslağının hazırlanmasında da etkili bir isim olan Zafer Üskül basından şikayetçi.
Gazetecilere konunun sadece türban olmadığını özellikle vurguladığını, “üniversitelerde daha demokratik bir ortamın sağlanması için birçok konunun gündemde olduğunu” söylediğini ama her seferinde sadece “türban” kısmının alındığını anlattı.
Bu arada devamlı olarak her ismi geçtiğinde kendisinden “Anayasa’dan Atatürk’ü çıkarmayı öneren kişi” olarak söz edilmesine üzüldüğünü, gerçeğin böyle olmadığını, Atatürk’ün hedeflerinin mutlaka korunacağını ama örneğin Atatürk ilkelerinde geçen “devletçilik” ve “devrimcilik” ilkelerine bütün partilerin uyma zorunluluğu olmasının tartışılabileceğini söyledi.
Konuşmamız sırasında bana “üniversitede giyim özgürlüğü” konusunda ne düşündüğümü sorunca ben de ona ODTÜ’ye daha ilk girdiğim yılda, hazırlık sınıfında kendi arkadaşlarım tarafından zorla gösterilere, boykotlara katılmaya sürüklendiğimi, “tarafını belli et” baskısıyla karşılaştığımı, türban serbest bırakıldığında “mahalle baskısı” denilen şeyin kaçınılmaz olduğunu, bazı üniversitelerde bugün bile bu baskının hissedildiğini anlattım.
Ayrıca bunu bir mahkeme veya karakolda hizmet alan durumuyla karşılaştırmanın doğru olmadığını, oralarda bir baskı söz konusu olmayacağı gibi, çıkanların “Haydi mezun olduk, şimdi sıra devlet dairelerine geldi” demeyeceğini, binlerce mezun kapılara yığıldığında, yıllardır üniversite için yapılan baskı tekrarlandığında bu isteğe karşı çıkılamayacağını anlattım.
Söylediklerimin “inancın gereğine karşı çıkmakla” ilgisi yok, tümüyle siyasi İslâm’ın, radikal İslâm’ın yayılma metodunda kadının örtünmesinin, mümkün olduğunca hızlı yayılmasının önceliğinden söz ediyorum.
DERS ORTADA!
Bugün, daha önce “ılımlı” olan Malezya’nın, Endonezya’nın nasıl kolayca radikal İslâm’a dönüştüğünü, son olarak turizm cenneti Maldiv’lerin şeriatla yönetildiği halde radikal İslâm’a kaydığı için sokakta peçeyi, TV’de başörtüsünü yasaklamak zorunda kaldığını, İran’da son açıklanan “ahlaksızlık listesinde” Batı tarzı veya dar kıyafet giymenin olduğunu iyice düşünmek gerekiyor.
Bunlar masal değil. Olmadıkları için de diğer ülkelerin deneyimlerinden ders almak gerekiyor. Zafer Üskül “Üniversitede baskı gören olursa Komisyon’a gelsin, biz olayın üstüne gidelim” diyor ama bu baskıyı yaşayanlar okullarını olaysız, kazasız belasız bitirebilmek için susmak zorunda kalacakları gibi, üç beş kişi de olmayacaklardır.
Bence Prof. Üskül’ün kendine göre, biraz fazla “komplikasyon ve ihtimaller hesabı” yapılmamış bir tablosu var. Gerçekler ise bu ideal tablolara, teorilere hiç uymuyor.
Bir bakarsınız çarşafıyla, sarığıyla, fesiyle Osmanlı manzarası geri dönmüş. Örneğin Üskül “çarşaf kesinlikle olmaz” diyor. Neden? İnanç veya kişisel tercihten söz ediliyorsa o da olabilir. Sonuçta Kur’an’da (indiriliş nedeni ve o günler için oluşu düşünülmüyorsa) örtü var.
Ama “Devletin kurallarına uymak” da var. Anayasa’yı hazırlayanların geleceği çok iyi okumaları gerekiyor.
Cahil bir İsrail gazetesi
İsrail’in Haaretz gazetesi Başbakan Tayyip Erdoğan’ı “Şimon Peres’in ziyareti sırasında saygıda kusur edilmediği, pek iyi ağırlandığı” ve belki de Filistin’le yakınlaşmasına neden olduğu için güzelce övmüş.
Yossi Sarid isimli yazar Türkiye’nin AB’ye alınması gerektiğini söyleyip bunu geciktiren AB’ye çatmış, Kuzey Irak ve terör konusunda da Türkiye’yi haklı bulmuş. Bunların hepsi hoş şeyler. Aferin ona...
Yalnız, bir cümle var ki Yossi Sarid’in Türkiye’yi hiç tanımadığını ortaya koyuyor. Şöyle ki; Erdoğan’a övgüler yağdırırken ne diyeceğini şaşırmış ve ciddi hatalar yapmış.
“Tayyip Erdoğan” diyor “ülkesini modern bir devlete dönüştürdü. O olmasaydı ülkesi kavgacı İran, ortaçağı yaşayan Suudi Arabistan ya da sallantıdaki Pakistan’dan farksız olurdu”... Bunu duyan Türkler’in ona bir O, bir H ve bir de A göndermesi mümkündür. Kendisi birleştirsin diye.
Türkiye’yi o ülkelerden biri olmaktan Atatürk’ün kurtardığını, bu ülkenin o ülkelere dönüşmemiş olmasını, ortaçağı geride bırakmasını “Atatürk’ün getirdiği laik-demokratik rejimle sağladığını, o günden son yıllara kadar geçen zamanda “İran veya Suudi Arabistan’a benzeme ihtimali”ni Türkiye’nin aklına bile getirmediğini, ancak son yıllarda böyle bir endişenin ortaya çıktığını” bilmeyen gazeteci olur mu?
Haaretz’in Yossi’si Erdoğan’ı Atatürk’le karıştırıyor galiba... Umalım da birileri onu uyarsın.
Tiyatroyu seviyorsanız bu oyunu izleyin!
Tiyatroya herkes gidebilir; gerçekten seven de, “eh işte” seven de, sevmeyen de... Kimi bir kültür faaliyetinde bulunmak, kimi sosyalleşmek, kimi sevdiği sanatçıları izlemek için gider. Bir kısmı ise tiyatroyu özümsediği, havasını solumak istediği, farklı oyunculardan farklı oyunlar görmek istediği için...
Başrollerini Cüneyt Türel, Ömer Akgüllü ve Serhan Arslan’ın oynadığı “Çıkmaz Sokak Çocukları” tiyatroyu sevenler için çok farklı bir oyun.
Konu; Philadelphia’nın kenar mahallelerinden birinde yaşayan ve garip, sıra dışı bir ilişkileri olan iki yetim kardeşle, bunlardan birinin “ailesinden fidye istemek üzere sarhoşken eve getirdiği” zengin ve kendisi de yetim bir adam arasındaki olayları anlatıyor.
Cüneyt Türel deneyimi ve rahat oyunuyla her zamanki gibi etkileyici. Kusursuz... Ama beni asıl şaşırtan; kendisi aslında bir mühendis olan ama tiyatro sevgisine karşı koyamayınca St. Petersburg’da konservatuara giderek tiyatro eğitimi alan Ömer Akgüllü ile “Hayat Bilgisi” dizisinden tanıdığımız Serhan Arslan oldu.
Akgüllü’nün ilk sahne deneyimi olduğunu duyunca inanamadım. Arslan’ın ise oyun tecrübesi elbette var ama yıllarca komedi tarzında oynadıktan sonra ilk kez tamamen farklı bir karakteri canlandırıyor.
Ve ikisi de son derece başarılılar. Kısacası üç kişilik oyun “Çıkmaz Sokak Çocukları” bence tiyatro sevenlerin sıkılmadan izleyeceği farklı bir oyun.
Tiyatro İstanbul’da Perşembe’den Pazar’a istediğiniz bir akşam izleyebilirsiniz (Cumartesileri 15.00’te matine var.)
Tel: 0212 - 216 40 70

