Yüzeysel yaklaşımlar!

Türk Tarih Kurumu Başkanı'nın "Ailesi de istemiyor, Latife Hanım'ın anıları yayınlanmayacak" demesiyle bir süredir tartışmakta olduğumuz konu kapandı ama kapanırken söylenecekler var

Haberin Devamı

Türk Tarih Kurumu Başkanı'nın "Ailesi de istemiyor, Latife Hanım'ın anıları yayınlanmayacak" demesiyle bir süredir tartışmakta olduğumuz konu kapandı ama kapanırken söylenecekler var.

Bazı meslektaşlarımız Latife Hanım'ın Atatürk'le evliliği hakkındaki notlan ve mektuplarının açıklanmasına neden karşı çıkıldığını anlamadıklarını belirtir, TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun "Atatürk'ün anılarında utanılacak ne olabilir ki" sözlerini kendi görüşleri gibi yansıtır ve tekrarlarken karşı çıkanları da "Kemalist çevreden olanlar" şeklinde tarif ettiler.

Ne kadar yüzeysel, ne kadar kolaycılığa kaçan ve gerekeni yapan meslektaşlarını kendilerine göre sınıflayıveren bir yaklaşım...

Oysa bu meslektaşlarımız biliyorlar ki konu Atatürk değil de kendileri olsaydı, bugün o anıların yayınlanmasını haksız ve yasalara da aykırı görenler onların anılan için de aynı çabayı gösterirlerdi. Nitekim bir sanatçının özel görüntülerini kasete kaydeden ve ortada dolaştıranlar için de aynı tepki gösterilmiş, yapılan "özel yaşama saldırı" olarak değerlendirilmiş, o sanatçıya medya ve halk arka çıkmıştı.

Birkaç kez tekrarladığım gibi; ilgili kanunlar, iki insan arasında yaşanan ilişkiler üzerinde iki tarafın da eşit haklan olduğu gerekçesiyle ve hukukta insanların "sır alanı" diye bir tanım bulunduğu için, o ilişkiye ait bilgi ve belgelerin yayınlanmasını yasaklıyor. Hele taraflar hayatta değilse, görüşleri alınamıyorsa bu bilgi ve belgelerin açıklanması tümüyle imkânsız. Buna uyulmadığı takdirde, bizde örnekleri görüldüğü gibi, her isteyenin her istediğine, her istediğini "anı" adı altında yapması ve onların sırtından para kazanması da gayet kolay olacaktır.

Yani TTK Başkanı Halaçoğlu'nun; "Eğer ailesi isterse yayınlanabilir" veya "aile istemediği için açıklanamaz" sözleri de yanlış ve geçersizdir. Söz konusu kişilerin kendileri, tarafların ikisi birden onaylamadığı takdirde yayınlanamaz.

Kısacası... Atatürk ve Latife Hanım'ın özel anılarının, mektuplarının açıklanmasına karşı çıkmak için bir ideolojiyi benimsemiş olmak filân gerekmiyor.

İnsan olmak, insan haklarına saygı duymak yeterli. Ama tabiî üstüne bir de "kendisine parçalanmış bir İmparatorluk yerine özgür, demokratik, güçlü bir Türkiye" bırakanlara saygı duyuluyorsa (ki biz duyuyoruz) diyecek bir şeyleri olamaz herhalde...

Kolaycılığa kaçmadan önce, hiç değilse 'aydın' olanların biraz düşünmesi gerekiyor.

Biz de ihale istiyoruz?
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve Kadıköy Belediye Başkanı Selâmi Öztürk'ün, CHP istanbul İl Başkanı Şinasi Öktem'in aile şirketine ihaleler vermiş olduğu haberi neden bizi yeterince sarsmadı?

CHP Genel Başkanı Baykal in Özel Kalem Müdürü Nesrin Baytok'un eşine ait firma da ihale "kazanmış". O da fazla etkilemedi bizi, neden acaba?

Ağlanacak bir nedeni var bunların; alıştık artık. Belediyelerin kendi partilerine, eşe dosta ihale paylaştırmasına ve üstüne üstlük sırf ihale dağıtabilmek için "bol ödemeli yeni inşaatlar" yaratmalarına da alıştık. Her belediye döneminde tekrar tekrar sökülüp değiştirilen kaldırım taşları, otobüs durakları, her köşeye açılan havuz, çeşme, köprü, bahçe, dikilip, dikilip çürütülen ve yeniden dikilen binlerce ağaç, çiçek vs. sayesinde ne 'yeni zengin'ler türedi bu memlekette.

Bir belediyeyi ele geçirip de milletin parasını kendine, yakınlarına akıtmayan parti, neredeyse olmadı. AKP Hükümeti'nin de, belediyelerden kalan dosyaları beklettiğini, bu nedenle dokunulmazlıkları kaldırmaya yanaşmadığını bilmeyen var mı?

Yolsuzluğa, haksızlığa alıştırdılar bizi, ne acıdır ki onun için şaşırmıyoruz artık... Hiçbir yolsuzluğa, hiçbir rezalete tepki vermiyoruz. Bunları yapanlar için manşetler atılıyor:

"Halk adamı bilmem kim..."
"Fakir halkın yer sofrasında iftar açtı..."
"Gönülleri fethetti..."

Bizde gönüller kolay fethedilir, yolsuzluklar, ihale haksızlıkları kolay unutulur. Boşverin onun için... CHP de yapmış; bir fazla, bir eksik ne farkeder?

Sahi; Selâmi Öztürk, Şinasi Öktem'in aile şirketinden 2002 ve 2003'te 140 milyarlık ağaç aldıklarını söylüyor; nereye ekmişler bu ağaçlan onu da söylese keşke, gidip görmek istiyorum da!

Aa, bir de şu var; Ben de bir şirket kurup ihaleye girsem bir sonraki ağaç alımını benim şirketten yaparlar mı acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR