Yüzdük, yüzdük kuyruğuna geldik!

Haberin Devamı

Rahmetli babacığım bir olayın sonuçlanma noktasına gelindiğinde hep bu sözü söylerdi;

“Yüzdük, yüzdük kuyruğuna geldik”... Neyin kuyruğuna geldiğimizi hiç düşünmezdim, önemli olan bir şeylerin bitmekte olduğuydu.

Şimdi bazı okurlarımız “türbandan başka konu yok mu memlekette, devamlı türban, türban” diyorlar ki çok haklılar. Ama kimin sorumluluğunda gündemin devamlı “türban ve din” olması? İnsanların birbirine sürekli din üzerinden siyaset veya din dersi vermeye kalkması? Böylece toplum meşgul edilirken terör, karda/soğukta donan askerlerimiz, işsizlik, beklenen inişe geçen ekonomi, yolsuzluk, bozuk gelir dağılımı ve daha birçok önemli konunun unutturulması?..

Elbette 5 yıldır (ve hatta çok öncesinden) insanların inancını siyasete alet edenlerin... Toplumu din üzerinden bölmenin, kutuplar yaratmanın parsasını toplayanların...

Ve onların kilit noktalara, köşe başlarına getirdikleri seçme kişilerin...

Bir okuyucum; Ümit Cındık “Benim eşim de türbanlı, kendi isteğiyle kapandı” diyor, demek ki evlendikten sonra farkına varmış türbanın öneminin!! Sonra devam ediyor:

“Bu AKP’nin bu kadar oy almasının sebebi türban mürban değil, insanların geleceğini ipotek altına almasıdır (...) Ben size çevremden örnek vereyim, siz ülke geneline yayın. Bir arkadaşım sağlık ocağında çalışıyor, özel bir şirket elemanı olarak. Eğer AKP iktidar olmazsa gelen hükümetin kendisinin çalıştığı şirket yerine ihaleyi başka bir şirkete (bu kez yeni iktidar yandaşlarına) vereceği, işsiz kalabileceği endişesini taşıyor. Hatta her yıl ihale yenilenirken bir aylık maaşları gümbürtüye gitse de sesleri çıkmıyor. SSK çalışanları vb. özelleştirilen tüm kamu hizmeti veren özel şirket çalışanları aynı durumdadır. Bunların çoğu uzun vadeli kredilerle ev, araba vs. aldılar. Hepsi düzen değişirse borçlarını ödeyememekten korkuyorlar. E bir de ihale avcıları ve onların yanında çalışanlar. Anlayacağınız AKP’nin aldığı oy insanların kendi çıkarlarını ülke çıkarlarından önde tutmasından kaynaklanıyor, türban filan hikâye (...) Sözlerimi son yıllarda çok sık kullanır olduğum şu atasözü ile bitiriyorum; Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”...

Büyük ihtimalle kendisi de oyunu söz ettiği partiye vermiş bir okuyucu olduğunu sanıyorum, ilginç geldi mektubu onun için...

Dün tesadüfen bir toplantıda, Ankara’dan dönen ve orada iş adamı arkadaşlarıyla yaptığı konuşmaları anlatan, kendisi de ünlü bir iş adamıyla kısa bir sohbet yaptık.

“Arkadaşlar şaşkınlık içinde” diyordu. “Bir ihaleyi onlar kazansa bile ‘istenen kişilere vermek üzere’ iptal edildiğini, bunu daha önce hiç yaşamadıklarını anlattılar. Acayip şeyler oluyor.”

İş adamlarının da bazı şeyleri fark etme zamanı geldi demek ki... Biraz geç kaldılar ama olsun, hiç yoktan iyidir.

Bana acayip gelen çok şey var, mesela Fazıl Say’ın “Türkiye’de İslâmcılar kazandı” diyerek ülkeyi terk edeceğini açıklaması... Demek ki memleketin balını kaymağını yerken, el üstünde tutulurken, ülke daha sorunsuzken mutlu, mesut oturacak, sıkıntı görünce kaçacağız.

Hem de en başta kamuya malolmuş, sözü dinlenir kişiler kaçacak. Atatürk ve bir avuç arkadaşı da Fazıl Say gibi davransalardı Türkiye bugün nerede olurdu acaba?

“Türban konusundan sıkılma”ya dönecek olursak... Bunca yıldır her günümüzde türban konuşturuldu bu ülke.

Üniversitede türban...

Kamusal alanda türban...

Bugün türban Başbakan, Cumhurbaşkanı, Bakan eşleriyle kamusal alana girmiş durumda. Geriye okul, üniversiteler ve devlet daireleri kaldı.

Sabredelim. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik sayılır “bitirmeye” kesin kararlılar galiba!

*****


Mustafa Kemal’i sevdim
Tek kişilik bir oyun, tek bir dakika sıkılmadan büyük bir zevkle izlenebilir mi? Dilruba Saatçi’yi kendi yazdığı ve oynadığı “Fikriye ve Latife; Mustafa Kemal’i Sevdim” isimli oyunda izliyorsanız bu sorunun cevabı “kesinlikle evet”tir.

Zordur tek kişilik oyun, gerçekten büyük bir sanat yeteneği gerektirir... İlk kez izleyeceğim Dilruba Saatçi’nin oyununa giderken bu kadar etkileneceğimi hiç ama hiç bilmiyordum.

Eğitimini Almanya ve Avusturya’da tamamlayan genç sanatçı iyi olmayan Türkçe’sini kusursuz hale getirdikten sonra ülkesi için bir şeyler yapmak istemiş.

“Mustafa Kemal’in hayatını okudukça, Türkiye Cumhuriyeti için yaptıklarını öğrendikçe ‘Ben ne yapabilirim’ diye düşündüm. ‘Fikriye ve Latife; Mustafa Kemal’i Sevdim’ O’na ve Cumhuriyete armağanımdır. Kabul edilmesi ise benim en büyük ödülüm” diyor.

Tahmin edeceğiniz gibi, milli mücadelenin en önemli döneminde Mustafa Kemal’e aşık iki kadının yaşadıklarını, duygularını aynı oyunda canlandırıyor Saatçi.

Bir Fikriye oluyor, bir Latife...

Hem de nasıl güzel bir oyunla... Modern danslarla ve müzikle süslenmiş nasıl müthiş bir performansla... Gerçekten ağlayarak, gerçekten yaşayarak.

Ailece gidilecek, okulların topluca görebileceği bir tiyatro eseri bu... Mutlaka izlemelisiniz. Profilo Alışveriş Merkezi’nde...

*****

Yine nefes nefeseyiz !

Haftanın en önemli olayı neyse, en çok neyi konuşmuşsak Her Açıdan’da o konuyu “damardan” işliyoruz biliyorsunuz.

Özüne inerek, en yetkili ağızlardan... En uzman, en söz sahibi bilim adamı, gazeteci ve siyasetçilerden. Bu Pazar da yeni YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın açıklamaları; üniversitelerde “tüm yasakların kaldırılması” konusu, bu yapılabilecek mi, rektörler neden “YÖK Başkanı’nın gücü üniversitede türbana yetmez” diyorlar, Amerika Türkiye’nin gündemlerini önceden biliyor ve yönlendiriyor mu, üniversiteden sonra sıra diğer okullara gelebilir mi gibi sorular, yine asla kaçırmak istemeyeceğiniz konuşmacılar tarafından cevaplanacak.

İki bölüm halindeki programın uzun bir kısmında TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı, AKP Milletvekili ve eski YÖK Başkanı Mehmet Sağlam ile eski TÜBİTAK Başkanı ve YÖK Başkanı Kemal Gürüz “Yeni YÖK Başkanı’nın açıklamalarını” yorumlayacak ve görüşlerini anlatacaklar.

Diğer bölümde ise Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Nurşen Mazıcı ile gazeteci yazar Gülay Göktürk (ve izninizle ben) yine “üniversitede türban” konusunu tartışacaklar.

Ekrana imrenmemek için Pazar kahvaltınızı “simit ve çay” la hazırlayın, bekliyorum.

Bu kez 12.15’te değil, Pazar günü öğlen saat 12.00’de STAR’da.

DİĞER YENİ YAZILAR