Başbakan Tayyip Erdoğan Amerika'da kendisine sorulan türbanla ilgili soruya şöyle cevap vermiş:
"Halkının yüzde 80'i Müslüman olan bir ülkede türban bütün kurumların ortak sorunudur. Toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Böyle bir sorun vardır..."
Sonra da Fransa'daki "kamusal alanda türban yasağı"nın sorulması üzerine:
"Farklı inanç gruplarına sahip bir ülkede, insanların inançlarını müşterek yaşamalarına özgürlük hakkı verilmesini zenginlik olarak görüyoruz" demiş.
İkinci cevapta bir anlamda laikliğin tarifini yapıyor Başbakan. Zaten "demokratik, laik" yönetimin tarifi, nedeni budur; her inanca aynı özgür alanı tanımak, birlikte yaşamaları için en rahat ortamı hazırlamak ve bunun için de devletin her inanca eşit mesafede durması.
Yani çoğunluğun baskısını doğal bir durum gibi göstermek değildir demokrasi. Bir toplumun yüzde 80'i şu dindendir diye o dinin kuralları her alanda geçerli kılınamaz. Öyle olsaydı Avrupa ülkeleri herhalde kamu alanlarında "haç"ı da yasaklamazdı.
Asıl böyle bir sorun var, Laikliği ve demokrasiyi kendine göre yorumlama sorunu. İki hafta önce hilâfetin tartışıldığı Ceviz Kabuğu programında bir sakallı konuk anlaşılmaz bir dille şu garip soruyu soruyordu:
"Halk ekseriyetinin kahiri Müslüman'dır, onların isteğine göre milli iradeyi ilahi iradeyle bağdaştırsak laiklik hilâfetle bağdaşmaz mı?"
Herhangi bir vatandaşın demokrasi bilgisinin kıt oluşunu kabul etmek mümkün ama benzer bir "ekseriyet baskısı"nı demokratik bir ülkenin başbakanı savununca mümkün olmuyor. Ne dersiniz?
Haydi derdinizi AB'ye anlatın şimdi!
Böyle bir tesadüf olamaz. Tam benim aynı konuda yaptığım çıkışlar için açılan davalardan biriyle aynı güne denk geldi Avrupa Birliği'nin haberi. Ve tam da benim üzerinde durup İsrarla savaş açtığım maddeler için. İnanmayacaksınız, hele "iki profesör" hiç inanamayacak ama aynen benim cümlelerimle...
Ne ilginç, TV'lerde savunurken karşılarındaki gazetecileri ve hukukçuları küçümseyerek, susturarak, yaşlarını ve hocalıklarını ileri sürüp baskı kurarak kendilerini haklı ve tek yetkili görüyor; "Zinhar bir cümlesine bile dokunulamaz bu tasarının" diyorlardı.
İşte girmek için çırpındığımız AB, bize bu tasarıyla "giremeyeceğimizi"
bildiriyor.
En çok üzerinde durduğumuz "Mağdurun tecavüzcüsüyle evlenmesini destekleyen", tecavüzde çocuğun rızasını indirim nedeni sayan, eşler arasında tecavüzü kabul etmeyen anlayışı onlar da aralarına kabul etmiyooor.
Bir tek "namus cinayetlerinde tahrik nedeniyle indirim" i atlamışlar. O da ASLA kabul edilemez. Plânlı, kasıtlı cinayete hiçbir nedenle indirim getirilemez, insan canını alma yetkisi devlet eliyle kimseye verilemez (idam cezasının kaldırılması neden zorunluydu, bir düşünmek lâzım.)
Merak etmeyin, onu da AB'ye hatırlatırız biz!!
Afedersiniz!
Yazıları bir gün önce yazdığımız için nadiren de olsa, ne kadar alışmış da olsak, böyle zaman hataları yapabiliyoruz. Dünkü yazımın sonunda 28 Ocak Çarşamba, saat 11.00'de olan dava günü için "bugün" demem gerekirken "yarın" yazmışım. Benim yazdığım güne göre "yarın" çünkü. Duruşma dün yapıldı.
Okurlarımdan, STK temsilcisi veya hukukçu dostlarımızdan katılmak, izlemek isteyip de kaçıranlar olduysa özür diliyorum.
Gerçekten çok üzgünüm.
Yüzde 80'i Müslüman ülke
Başbakan Tayyip Erdoğan Amerika'da kendisine sorulan türbanla ilgili soruya şöyle cevap vermiş
Haberin Devamı

