16-17 Aralık'ta Brüksel tümüyle Türkiye'ye kilitlenmişti. Öyle büyük bir medya ilgisi vardı ki yabancı basın mensupları "bu kalabalığı daha önce hiçbir zirvede görmediklerini" söylüyorlar, AB trafiğinden zaten fena halde bıkmış olan taksi şoförleri ise birçok yolun kapatılmasına, trafiğin her an tıkanmasına kızıyorlardı.
Bize genellikle tepeden bakan, yıllar boyunca "üyeliğimizin bir hayâl olduğunu" söyleyip duran Avrupa Birliği'nin sonunda bu noktaya gelmesi ve Brüksel'in görülmemiş bir ilgiyle "Türk günleri" ne sahne olması sanıyorum hepimizin gururunu fazlasıyla okşadı.
Avrupa Konseyi'nin basın salonunda o kadar çok Türk gazeteci ve televizyoncu bulunuyordu ki bir ara 'Hazır tam kadro gelmişken şunlara çiğ köfte yapıp tavana yapıştırmayı da öğretiverseydik. Nasıl olsa bundan böyle onlar da bizim alışkanlıklarımızdan kapacaklar' diye düşünmedim değil. Şaka bir yana düşünün bakın "Meclis'te milletvekillerinin tavana çiğ köfte yapıştırması" olayını ben bile dehşetle hatırlıyorum, yani meclisinde böyle olaylar yaşanan bir milletiz biz.
Daha ne marifetlerimiz, ne eksiklerimiz, milyonlarca işsiz, eğitimsiz insanımız, önleyemediğimiz trafik kazalarından yolsuzluğa, rüşvete ne kötü alışkanlıklarımız (!) var. Avrupa'nın korkmamasını nasıl bekleyebiliriz ki?
Güney Kıbrıs'ı AB üyesi bir devlet olarak tanımamızın sakıncaları ve gelecekte ne sorunlar yaratabileceği teknik bir konu, onun için ancak uzmanlar ve siyasetçiler birlikte düşünerek karar verebilirler. 17 Aralık'tan çok önce, yakında öne sürülecek diğer siyasi konularla birlikte açıklığa kavuşturulmalı ve müzakere tarihi de ondan sonra mı alınmalıydı, bu da apayrı bir konu. Belki müzakere tarihi için anlaşma biraz erken imzalandı, bilemem.
Ama... 17 Aralık akşamı Akşam gazetesi yazarları Ayşe Önal, Nuray Başaran, Vatan muhabiri Safile Usul ve bir grup yazar, muhabir arkadaşla Grande Place'ta bir balık lokantasında yemekteydik. Ayşe Önal o günü Yunanlı gazetecilerle geçirdiğini söyleyince atıldım:
'Sonuçtan memnunlar mı, üzgünler mi?'
"Üzgünler"se de ben sevineceğim, ondan soruyorum.
"Yunanlılar memnun, Rumlar öfkeli."
Beklenmeyen bir cevap, hayretle nedenini sorduğumda Ayşe şunları söyledi: "Bu olay Kıbrıs Rumları ile Yunanlılar'ı karşı karşıya getirdi. Kararın alınacağı toplantıda Karamanlis Türkiye'nin isteklerinin kabul edilmesinden yana tavır koyarken Papadopoulos fena halde sinirlenmiş. Tony Blair masadan kalkmaması için Erdoğan'ın yanında beklerken, ingiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da Papadopoulos'un arkasında beklemiş.
Papadopoulos'u vetodan zor vazgeçirmişler.
Türkiye'nin müzakerelere başlamasında en çok rolü olan ülke İngiltere olmuş."
Belki bu sözler, Yunanlılar'ın ağzından duyulan itiraflar sizi biraz rahatlatabilir. Brüksel'deki genel kanı; Türkiye'nin Kıbrıs konusunu zaman içinde kendisine de uygun şartlarda çözebileceği... Umarım bunu da başarırız!
Not: Sevgili okurlar, bu akşam HaberTürk'te Basın Kulübü programında Mesut Yılmazla Avrupa Birliği'ni konuşacağız. Aranızda izlemek isteyenler olacağını düşenerek önceden haber veriyorum...
Ermeni sorunu; Kitaplar, bilgiler
Kültür Bakanlığı'nın Ermeni olaylarıyla ilgili internet sitesini açıkladığım yazıdan sonra okurlarımız bu konudaki diğer siteleri haber vermeye devam ediyorlar.
Ermeni Araştırmaları Enstitüsü'nün bu konuyla ilgili yayınlar ve programlar yaptığını bildiren mektubunda Müfit Ağırman bu enstitünün faaliyetlerinin "www.eraren.org"dan izlenebileceğini söylüyor.
Ayrıca: "www.basbakanlik.gov.tr" adresinden de başbakanlık arşivlerini görmek mümkün. Hatırlattığı için Ufuk Şen'e teşekkürler.
Yunanlılar memnun Rumlar öfkeli!
16-17 Aralık'ta Brüksel tümüyle Türkiye'ye kilitlenmişti. Öyle büyük bir medya ilgisi vardı ki yabancı basın mensupları "bu kalabalığı daha önce hiçbir zirvede görmediklerini" söylüyorlar, AB trafiğinden zaten fena halde bıkmış olan taksi şoförleri ise birçok yolun kapatılmasına, trafiğin her an tıkanmasına kızıyorlardı
Haberin Devamı

