Sanki bu memleketin gazetecisi yok, hamfendi Amerika-Türkiye arasında mekik dokuyarak, “lâle sümbül biçerek, kahve tütün içerek” sosyetik masalara konuk edilip küçük beyni de güzelce yıkanarak Türkiye’nin rejimine vurulan tırpanlara destek çıkıyor.
Sözüm ona New York Times’a yazıyor ama her nedense (!) başka yabancı gazete muhabirlerinin değil, hep onun yazıları Türk gazetelerinde baş köşeye alınıyor.
Aslında beyni yıkanıyor yıkanmasına da, buna gerek bile yok, o “bilerek/bilmeyerek aynı çizgide yürüyen” bazı Türk kadın muhabirler gibi Amerika’nın misyonuna hizmet için yazmakta zaten; ılımlı İslâm Türkiye’si istiyor.
Laikliğin ortadan kalktığı “Türk İslâm Demokrasisi” veya deyin ki “Cumhuriyeti”...
Adında “cumhuriyet” bulunsun yine, göze daha şık geliyor. Dünyanın tek “laik-demokratik Müslüman çoğunluklu” ülkesi olarak bugüne kadar din eksenli kavgalardan, savaşlardan uzak kalmış olduğunu takdir edemeyen bir toplumla Amerikası da oynar Avrupası da...
Sabrina Tavernise isimli, adı püsküllü kadın ki kendisi (tanıyan bir okurumuzun bildirdiğine göre) Yunan asıllı imiş ve kardeşinin adı da Niko Tavernise’ymiş, son olarak yine “yazdığı ve analiz olduğunu iddia ettiği” komedide adeta aşırı dinci bir gazete yazarı üslubuyla döktürmüş. Bir gün Ergenekon’la ilgili yazıyor gibi laikliğe vuruyor, ertesi gün türbanla ilgili yazıyor gibi...
Bu son incilerinde “Seçilmiş hükümet özgür hareket edemiyor. ‘Beyaz Türkler’ olarak bilinen kent elitleri fakirler tarafından seçilen hükümet liderlerine karşı müdahaleci tutum içinde. Ordu ve Yargı makamlarınca da gözleniyorlar. Ama Tayyip Erdoğan bu müdahalelere meydan okuyor” yazmış. Bir de şunu:
“Türban yasağının ‘İslâm’ın Türk demokrasisi’ni kemirmeye başladığını”...
Bir kez daha tekrarlıyorum; küstah ve kötü niyetlidir kendileri... Eğer gerçekten gazeteciyse Türkiye’de artık bir rejim tartışmasının yaşandığını, “türban lisede de, ortaokulda da, devlet dairelerinde de her alanda olsun, hatta Hükümet çarşafın da önünü kesmesin” noktasına gelindiğini, bu gidişi önlemeye çalışanların da “kent eliti” filan değil, laik-demokratik Cumhuriyet rejiminin değerini, önemini gören her kesimden vatandaşlar olduğunu bilir.
Ama o, bu “katı laik elitler”, “kent elitleri” gibi tanımları tercih ediyor. (İşine yarayacak olan bu çünkü, bu deyimler sık sık kullanıldıkça yazı diline yerleşiyor, diğer gazeteler de doğru zannedip kullanıyor.)
Aynen bu ülkenin “İslâm’ın Türk demokrasisi” değil, “laik-demokratik Türkiye Cumhuriyeti” olduğunu bilmiyor görünmesi gibi...
Yemezler Yunanlı Tavernise, yemezler. Sen kendini pek akıllı sanıyor ve Bush’un, Holbrooke’un oyunlarını bize saman altından yutturmaya çalışıyorsun ama yutulur gibi değil yediğin naneler...
AB’nin Ollie Rehn’inin 22 Temmuz seçimlerinden hemen sonra “Siyasi İslâm’a kayan, teokratik ülkeler AB’ye üye olamaz” açıklaması yapması, sonra da birkaç gün önce “Türkiye türbanlı da olsa müzakereler sürer” demesi yutulabilirse seninkiler de yutulur.
Siz kendi paçanızı radikal İslâm’dan “ılımlı İslâm Türkiye” örneğiyle kurtaracağınızı sandığınız için, AB ise “Nasılsa o zaman almama nedenimiz olacak” diye düşündüğü için Türkiye’de siyasetin din tarafından yönlendirilmesine, hızla Araplaştırılmasına gaz veriyorsunuz.
Şimdi çık ve açıkla da öğrenelim; Bu yazıları ABD’nin çıkarları adına mı, yoksa kuyruk acısı olan bir Yunanlı olarak mı yazıyorsun... Yetti artık bu ülkede krallar, kraliçeler gibi yaşayarak (yaşatılarak) verdiğiniz zarar, hiç değilse niyetinizin adını koyalım!
Yazım neden içerde
Bazı günler yazılarımın neden iç sayfalarda çıktığını, nedenin “içeriğiyle mi ilgili” olduğunu soran okurlarım oluyor. Bu tamamen benim isteğimle olan bir durum, sayfayı kapatan veya çok az bir yer bırakan ilanlar gelince yine böyle merak etmemeniz için ve görevimi aksatmamak için arka sayfalara geçiyorum.
Endişelenmeyin orada veya burada, hep sizinleyim. Bilmenizi istedim.
Bu arada... Mail ve yorumlar tek tek okunuyor ve hepsine cevap yazılamasa da içimden sevgiler, selamlar gönderiliyor, onu da bilin (kızanları da aynı ilgiyle okuyorum). Bir şey daha bildireceğim, ben de kısa süre önce VATAN haber muhabiri Alper Uruş’tan duydum; Facebook’ta Duygu Kum isimli bir arkadaş (herhalde okurumuz) adıma bir sayfa açmış ve Uruş’un 10 Ocak’ta bildirdiğine göre her yaştan 112 üyesi olmuş ve isteyenler www.facebook.com’dan siteye üye olabiliyormuş. Sayfamın üyelerine ve tabii Duygu Kum’a çok teşekkürler.

