Toplumlar geliştikçe ilkeler, kurallar, yaşam-konuşma-davranış biçimleri de gelişir. Doğal olanı budur, gel gör ki canım vatanım her zamanki gibi istisna yaratıyor.
21. yüzyıl Türkiyesi'nde kadrolaşma uğruna en önemli kurumlara "hiçbir ilgisi olmayan" partililer getirildiği, konuyu bilen deneyimli elemanların bir anda işinden edildiği yetmiyormuş gibi istenen her konuda onbinlerce kalifiye elemanın iş bile bulamadığı bir ülkede tek bir şiir en âlâ görevi kapmaya yetiyor.
AKP Milletvekili Zeynep Tekin'in kardeşi, öğretmen Cumali Tekin 26 Şubat'ta, yani Başbakan'ın doğum gününde ona "şiirli bir sevgi mektubu" göndermiş.
Erdoğan'a sevgisini "onun için öleceğini" söyleyerek ifade eden öğretmen Milli Eğitim Bakanı Çelik'in bir Adana seyahatinde de onun "ayağının tozu" olacağını belirtmiş. Ve 26 Şubat'ta mektup gönderen Cumali Bey 4 Mart'ta müşavirlik görevine başlamış.
Bakmayın sürenin 8 gün oluşuna, arada eminiz ki hiç bir torpil olmamıştır. Zaten Müşavir Cumali Tekin de mektubu müşavir olmadan "çok önce" yazdığını söylemiş.
Eski MHP'li, sonradan AKP'li Cumali Bey "Türk İslâm âleminin geleceği için" (bu gelecek neden tek bir kişiye bağlı oluyorsa) kendi ömrünü Başbakan'ın ömrüne eklemek isterken çok beğenildiği anlaşılan bir de şiir yazmış:
"Duygularım kabardı patlayacağım,
Kabıma sığmıyorum çatlayacağım,
Öyle anlar oluyor ki
Dünyayı tek elle kaldıracağım."
Nitekim dünyayı değil amma Türkiye'yi bir mektup ve bu şiirle tek eliyle kaldırdı, Bakanlık'taki danışmanlık görevini kaptı.
Vallahi danışacak olanlara bu başarıyı anlatsa, öğretse yeter. Her babayiğidin harcı değil böyle kolay yükselmek.
Şimdi ben, habire bana yazıp iş bulamamaktan yakınan, "hayatımız mahvoldu" diyen, "master"lı, "doktora"lı uzmanlara, iller arasında sürgüne gönderilen bürokratlara kızmaz mıyım?
Bizi niye üzüyorsunuz arkadaşlar, siz de işinizi bilseydiniz. Hayat bu kadar kolayken anlayış göstermemizi mi bekliyorsunuz yani!
Oturun şiir ve mektup konusunda uzmanlaşın siz de, her işin bir raconu var, değil mi ama?
Örümcek Adam!
Rekordan rekora koşuyor. Truva filmini bile solluyor, şöyle oluyor, böyle oluyor. Hepsi iyi, güzel, hoş da ben filmin sonunu zor bekledim. Birkaç kez yanımdakilere 'Ben sizi dışarda bekleyeyim' bile dedim.
Zira görmediği film kalmayan, bazı filmleri birkaç kez, örneğin Truva'yı 3 kez izleyen bir sinema hastası olarak kötü filme tahammülüm yok.
Benim ölçüme göre "kötü"den söz ediyorum tabii.
Bir filmin teknoloji harikası falan olması, beni fazla ilgilendirmiyor, önemli olan beni de içine çekebiliyor, konsantrasyonumu sağlayabiliyor mu, sağlayamıyor mu...
Örümcek Adam sağlayamadı.
Belki çocukların hoşuna gidiyordur bilemem.
Ben Christopher Reeve'in daha az teknolojiyle çekilen Superman'ini buna bin kez tercih ederim, bildiğim bu!
Teşhircilik!
Tamam, özel yaşamlarında insanlara kimse karışamaz. Herkes istediği şekilde yaşayacak özgürlüğe sahiptir, vs. vs.
Ama bu yapılanlara da "özel yaşam", "özel alan" deyip geçmek giderek zorlaşıyor yani.
Manken hanımlar işin kolayını buldular. Gidiyorlar Bodrum'un göbeğine, Türkbükü'nde gazetecilerin en yoğun olduğu "iskele plaj"larda atıveriyorlar bikinilerinin üstünü, olay bitiyor.
Ertesi gün nasılsa bir gazete ya da derginin sayfalarına girmeleri garanti...
Memeler fora, bacaklar iyice iki yana açılmış veya yüzüstü olsalar bile kıvrım kıvrım, eğilip bükülerek verilen pozlar...
Size bir şey söyleyeyim mi, yeni yetişen genç kızlar beğendikleri mankenlerin bu fotoğraflarını görünce şöyle diyorlar:
"Aa, ne kaşarmış bu böyle"...
Ben pek anlamıyorum neden böyle dediklerini(!) ama artık benzer bir resim görünce hemen aynı söz aklıma geliyor:
"Ne kaşar şey..."
Çocukların yalancısıyım, onların sözü...
Yabancı turistler, Rus kızları bile Türkbükü'nün ortasında bu kadar rahat soyunmuyor, gidip Antalya'da daha geniş, rahat, tenha kumsalları tercih ediyorlar.
Yabancılardaki sanatı, eğitimi, her gencin en az 4 dil konuşmasını, kitap okuma merakını filân taklit etmiyoruz da Maşallah teşhirciliğe gelince nasıl da çabuk öğrenip "kulağı geçen boynuz" oluveriyoruz değil mi?
Yükselmek... Ne kolaymış meğer!
Toplumlar geliştikçe ilkeler, kurallar, yaşam-konuşma-davranış biçimleri de gelişir. Doğal olanı budur, gel gör ki canım vatanım her zamanki gibi istisna yaratıyor
Haberin Devamı

