YSK seçim öncesi görevini yapsın!

Haberin Devamı

Kısa süre önce CHP bir açıklama yaparak “2 milyon seçmenin kayıp göründüğünü, YSK’nın bu önemli konuda açıklama yapması gerektiğini” söyledi ama o YSK hala üzerinden 7 ay geçen “referandumun sandık sonuçlarını” bile tüm ısrarlara, dava da açılmasına rağmen açıklamadı. Referandumda partilerin “biz de oyların bilgisayarda toplanma safhasını izleyelim” talebini reddetmekle kalmayıp onlara “sandık karşılaştırması yapma imkanı” da vermedi. Daha önceki seçimlerde “5 milyon seçmenin aniden ortaya çıkıp sonra aynı hızla buharlaşıvermesi” olayıyla karşılaşıldığında onun açıklamasını da yapamamıştı. Şimdi bunu çözeceğini bekleyebilir misiniz?

Türkiye nüfusu son yıllarda ya seçimlerden önce tavşan hızıyla üreyip “milyonlarla” artıyor veya bir büyük bir savaş, afet ya da salgın hastalık geçirmiş gibi hızla azalıyor. Ama bu kez “yeter artık” demek sadece bir partinin sorumluluğu olmamalı, tüm partiler ve toplum buna birlikte tepki göstermeli.. Nedir yani Türkiye’nin geleceği YSK’nın keyfine mi kalmıştır?

40 MİLLETVEKİLİ KAYIP!

“Seçmen Veri Tabanı Karar Destek Sistemi”nden verilen bilgiye göre 2009’da seçmen kütüklerinde olup da 2011’de olmayan 2 milyon 60 bin 215 seçmen varmış. Bunun ölüm, askerlik vb nedenlerle açıklanamayacak kadar büyük bir rakam olduğu, 1 milyon seçmenin 10 milletvekili anlamına geldiği bildiriliyor, demek ki bazı partilerden 20 milletvekili kaybedilebilir ki bu TBMM’de bir parti grubu demektir ve ayrıca Doğu’da 50 bin oyla 1 milletvekili çıkaran iller olduğuna göre 40 milletvekili anlamına da gelebilir. Peki dünyanın neresinde oylarda “5 milyon, 2 milyon oynama” yapılarak seçime gidilmesi kabul edilmiştir bugüne kadar? Ancak soru sorulamayacak diktatör yönetimindeki; Saddam Irak’ında veya Ahmedinejad İran’ında susulacak bir durumdur bu.

Yüksek Seçim Kurulu zaman geçirmeden bu 2 milyonluk seçmen kaybına ve tabii hala beklenen ve mutlaka cevap verilmesi gereken “referandumda sandıklarda çıkan oy sayısına” açıklık getirmek zorundadır. Bu şekilde bir seçim kabul edilemez!

*****


Mektup ve şiire ağlarken..

İnternet’te dolaşan bir yazıyı bana da göndermişler.

Serbest bırakılan yaşlı tecavüzcünün ağzından yazılmış havası verilerek “bu hukuksuzlukla ve Adli Tıp’ın ‘tecavüze uğrayan çocuklarda beden ve ruh sağlığı’ aramasıyla alay etme” mahiyetinde bir teşekkür mektubu.. Bu tecavüzcünün ‘Beden ve Ruh Sağlığını Bozmadan Tecavüz’ isimli hayali bir kitabının kapak çizimi ve altında da teşekkürleri.. Bir kısmı şöyle:

“Işık hızıyla tahliyemi sağlayan yargı mensuplarına.. ‘İntihar etmeyi düşünüyorum’ diyen çocuk için ‘psikolojisinde bozulma yok’ diye rapor veren Adli Tıp Kurumu’na ve Adalet Bakanı’na.. Kadının saç teli görünmeyecek diye ortalığı birbirine katarken benim olayımda kılını bile kıpırdatmayan din kardeşlerime..

Türban için İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderken bu olayı görmezden gelen First Lady’e.. Toplumsal sorumluluğu ‘Ermeni ve Kürt sorunuyla’ sınırlı yazar ve aydınlara.. Beni almaya geldiğinde gururlu bir şekilde sırıtan eşime.. Teşekkürü borç bilirim.” Doğrusu Türkiye’nin bu çağdışı çocuk saldırılarına karşı umursamazlığını ve hatta suçluya arka çıkılmasını çok güzel anlatmış her kim yazdıysa..

Cumartesi günü Sabri Yıldız isimli okurumuz ise yazımın altına yazdığı yorumda “referandum öncesinde bir mektubu okurken ağlayan siyasetçiler”i hatırlatmış ve “Meclis’te onlarca kadın vekil var, erkek vekillerin karıları, kızları var da neden sesleri çıkmıyor” diye sormuştu. O da doğrudur, bizde ülke yönetenler özellikle seçmen puanı kazandıracaksa “şiire-mektuba ağlamayı” pek iyi bilir, isteyince kolayca duygusallaşırlar ama nedense “ülkenin çocuklarının-kadınlarının canavarlar tarafından telef edilmesi” onları duygulandırmıyor.

Bu vurdumduymazlığa isyan etmek de bize kalıyor, ne hazin bir tablo, ülke adına ne üzüntü. Ben artık vahşiler karşısında çaresiz, dehşeti yaşayarak geleceği karartılan çocuklara, yapayalnız kaderlerine terk edilen ve suçluların salıverilmesini izleyen ailelerine dayanamıyorum. Sizlerin oturup siyasi yazılara bol bol mesaj döşenirken bu konulara ilgisizliğiniz de hiç farklı değil, söyleyeyim. Aileniz (ve dahi sorumluluk ya da tepki duygunuz) yok mu, yoksa bile hiç olmayacak mı?

*****


Bir kampanya da sokak hayvanları için..

Dün bir büfeciye ait kediyi tekmeyle öldüren üniversite öğrencisinin duruşmasının 12 Nisan’da yapılacağını yazmıştım. O kedinin büfeci bir sahibi vardı ve o vicdanlı sahip işin peşini bırakmayarak davacı olduğu için “BELKİ”, eğer kendisi gibi vicdanlı bir hakime rastlarsa kedi katili “bir canlıyı kasten ve hunharca öldürme”nin cezasını alacak.

Ama Türkiye’nin her köşesinde binlerce, milyonlarca sahipsiz kedi ve köpek aç, susuz, perişan, tekmelerle-sopalarla kovalanarak veya arabaların altında kalarak sakatlanıyor, ölüyor. Onları korumak için HAYTAP gibi bir federasyon kuruldu, sanatçılar ve gönüllüler elinden geleni yapıyor ama hayvan barınaklarına veya sorumluluk sahibi belediyelerin kurduğu “hayvan rehabilitasyon merkezleri”ne gittiğinizde bile hasta-sakat, gözü çıkmış, bacağı kırılmış minicik kedi ve köpekleri görünce (çoğu daha süt emme safhasında) içiniz acıyor.

KURTARABİLİRİZ!

Onlara eziyetin “yasalarda suç haline” getirilmesi, barınakların mutlaka düzgün şartlara getirilmesi, zavallıların aç susuz, kışın buz yazın cehennem gibi kafeslere tıkılmaması mutlaka sağlanmalı ama bunu yapan kaç belediye var? İstanbul’da yalnızca Şişli ve Beşiktaş Belediyelerini duyarak gittim gördüm ve ne kadar güzel organize olduklarını yazdım; gerek veteriner doktorları, gerek klinikleri ve özel barınak parkları mükemmel, hasta ve sakat hayvanların yardımına anında koşuyorlar. Keşke her belediye bu insanca ve medeni gayreti gösterse..
Ama bizler de katkıda bulunabiliriz..

HER İLÇE KISIRLAŞTIRMALI!

Beşiktaş Belediyesi’nde sahipsiz hayvanları büyük bir sevgi, özveri ve başarıyla tedavi edip parklarına bırakan Veteriner Dr Zeki Şahinoğlu “5199 sayılı yasaya göre kısırlaştırma yapmak her ilçe belediyesinin görevi, kendi sınırları içinde hepsi kanunen yapmak zorundalar” diyor.

Demek ki belediyeler ‘çağrılar yapılarak’ zorunlu kılınsa ve her ilçede sorumlu insanlar belediyelerinden “sokak kedilerini ve köpeklerini kısırlaştırmalarını” istese, herkes kendi apartmanında ya da sitesindeki sahipsiz hayvancıkların kısırlaştırılmasını sağlasa, kontrolsüz artışları on yıl içinde büyük ölçüde durur.

Ben kendi oturduğum sitede, belediyeye haber vererek en az 10 dişi-erkek kedinin kısırlaştırılmasını sağladım, sitenin adına “mutlu kediler sitesi” diyorum artık, hır gür, kavga gürültü de bitti. Siz de bu konuya el atın, hayvanlar kendini kurtaramaz ama biz onları sokaklarda perişan yaşamlardan, sokaklarımızı da sahipsiz hayvan gruplarından kurtarabiliriz. Lütfen düşünün!

DİĞER YENİ YAZILAR