'Birbirimizi gaza getirmeyelim, kışkırtmalara kapılarak fevri çıkışlar yapmayalım, sabırlı olmak zorundayız' demekte haklı olduğumuz ortaya çıkıyor. Biz milliyetçi duyguları güçlü, onuruna fazlasıyla düşkün bir milletiz. Onun için Avrupa Birliği'nin şart üstüne şart ileri sürmesi zaman zaman aşağılayıcı gelen, yokuşa süren bir üslup kullanması anında sinirimizi tepemize çıkarıyor. Ama Avrupa'ya, özellikle Brüksel'e gidip oradaki parlamento üyeleri veya basın mensuplarıyla konuşanlar durumun Türkiye'de yansıtıldığı kadar kötü olmadığını, çoğunun Türkiye'yi samimi olarak desteklediğini görüyorlar.
Nitekim Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Raporu'nu 262'ye karşı 407 oyla kabul etmesi, bizlerin bugüne kadar size anlatmaya çalıştığımız bu gerçeğin somut örneği olmuştur.
Demek ki "Şerefimiz ayaklar altında, AB'yi isteyenler Türkiye karşıtlarıdır" diyerek kışkırtma yoluna gidenler bu suçlamalarında ve yorumlarında haklı değillerdi. "Avrupa aslında bize karşı, bizi oyalıyorlar, bölmeye çalışıyorlar" panikleri yersizdi.
Evet, oynanan bazı oyunları, Türkiye'nin gelişmesine ve böyle bir güç birliğinin içine girmesine gerçekten karşı olan bazı grupların çevirdikleri entrikaları hepimiz görüyoruz. Ama sükunetle düşünmek, açık seçik konuşarak hiç hata yapmadan gerçekleri ortaya koymak zorundayız. Yapılması gereken budur. Önümüze Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, şiddet olayları, insan hakları, nüfus, eğitim, ekonomi gibi çok sorunlar sürecek ve hepsinin çözümünü isteyecekler, bunları biliyoruz.
Ama Türkiye, zaman içinde bunların hepsini çözecek güçtedir, yeter ki "iyiniyet"ten vazgeçilmesin. Çetin Altan'ın hep söylediği gibi "enseyi karartmayalım", hepsini çözeriz.
Siz bu yazıyı okurken ben 17 Aralık'ı geçirmek üzere, yeniden Brüksel yolunda olacağım. Haberleri, gözlemleriyle birlikte size en iyi şekilde aktarabilmek için.
Artık bu gelişmeden sonra herhalde emin bir şekilde "iyi haberleri" diyebiliriz. Daha mutlu ve medeni bir Türkiye için yolumuz açık olsun!
Bu şehitleri onurlandırın!
Dünya sinemasının klâsikleri arasına giren Gladyatör filminin en etkileyici sahnelerinden biri son sahnesidir;
Roma imparatorunun kızı olan Prenses, kalleşçe bir tuzağa kurban giden Roma orduları komutanı Manmus'un cesedini taşımaları için askerlere emreder:
"O şerefli bir Roma savaşçısıydı. Onu onurlandırın!"
Askerler sessizce Maximus'u yerden kaldırır ve omuzlarında taşıyarak götürürler. Prensesin küçük oğlu da göz yaşları içinde askerlere yardımcı olur.
İşte Alptekin Müderrisoğlu'nun yazdığı Sarıkamış Dramı'nı gözlerimden seller gibi yaşlar akarak okurken sürekli olarak bu sahneyi hatırladım ve kendi kendime tekrarlayıp durdum;
"Bu on binlerce cesur askeri onurlandırın. Onları onurlandırın!"
1914 Aralık ayında Türk Doğu Ordusu, Enver Paşa'nın yanlış kararıyla, bellerine kadar gelen karlar içinde ve dondurucu soğuk altında Rus Ordusu ile savaşmaya gönderildiler. Yiyecekleri bir dilim ekmekleri, içecek bir bardak çaylan ve en kötüsü yol gösteren haritaları bile olmayan on binlerce asker tipi altında yörenin en sarp dağı olan ve sonbaharla yaz arasında insan ayağı değmeyen Allahüekber Dağlarını aşmak ve Ruslarla savaşmak zorunda bırakılmışlardı.
Şimdi, 22 Aralık 1914'te başlayıp 5 Ocak 1915'te biten ve 150 bin kişilik bir ordunun yüzde 95'inin karlar altında kalarak ölmesine neden olan taarruzun hikâyesinden "Sarıkamış Dramı" isimli kitaptan kısa bir bölüm vereceğim;
"Arada bir garip çığlıklar, acılı haykırışlar gecenin sessizliğini yırtıyordu. Donma korkusu bilinç altına iyice işlemiş olanlar; güçlerinin, direnişlerinin en son noktasına gelip zıplayamaz, ayakta duramaz hale gelince aniden büyük bir umutsuzluğa kapılıyor, dehşet içinde çığlık atıyor, haykırıyorlardı. Yere yıkıldıktan sonra son güçlerini karları yumruklamaya, kendilerini bu duruma sokanlara ilenmeye ve beddualar yağdırmaya harcayanlar oluyordu. Arada bir, yürekler delen bir feryatla kendini yarlardan aşağı atanlara rastlanıyordu. Bunlar umutsuzluğa, çaresizliğe yenik düşüp çıldıran savaşçılardı."
(Devam edecek)
Yolumuz açık olsun!
'Birbirimizi gaza getirmeyelim, kışkırtmalara kapılarak fevri çıkışlar yapmayalım, sabırlı olmak zorundayız' demekte haklı olduğumuz ortaya çıkıyor
Haberin Devamı

