Bugüne kadar kaç kez "Vurun medyaya" başlıklı yazı yazdığımı hatırlamıyorum. Basına, medyaya saldırı ilk kez olmuyor, hemen her iktidar, hatalarını ortaya çıkaran basına kin duyarak saldırıya geçmiştir Türkiye'de. Ve hemen her kez bu haksız ve yersiz tutum ya anında söyleyenlerin kendisine zarar vermiştir, ya da "kim haklı-kim haksız" düşünmeden "mağduru oynayan siyasetçi"nin yanına geçen halka...
Hükümetler basının "kimsenin adamı olmayacağını, aslî görevinin hataları bulmak, uyarmak, eleştirmek, bir anlamda denetlemek ve toplumu olup bitenden haberdar etmek olduğunu" bir türlü öğrenemiyorlar. Basın genellikle iktidarlara bir süre zaman tanıyor, alışana, icraatları oturana kadar bekliyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan kendisine de verilen uzunca "kredi, hoşgörü" süresinin sonsuza kadar devam edeceğini sanmış olmalı ki, kendi bakanlarının bile şikâyet ettiği, açıkça dile getirdiği "rüşvetin, yolsuzlukların önlenmesi" konusunu gündemde tutan basına öfke ve hakaret yağdırıyor.
"Kendi özel işleri için bize gelenler yolsuzluk belgeleri varsa çıkarsınlar" diyor.
Tabiî bu durumda akla ilk gelen şey, bugün Meclis'te ve hatta hükümette olanlarla ilgili, "dokunulmazlıkların israrla kaldırılmaması" nedeniyle rafa kalkmış olan dosyalar... Sonra yargıya intikal etmiş, basına yansımış olaylar. AKP'lilerin eşine dostuna verilen ve belediyeler tarafından açıklanan ihaleler.
Daha ne olsun? Bu olayların sadece bir tanesi, bir başka ülkede hükümetin düşmesine yeterdi. Ayrıca Başbakan "Belge varsa çıkarsınlar" deme hakkına da sahip değildir. Dünyanın dört köşesine, ara vermeden, aile boyu geziler düzenleyeceğine; iktidara gelişlerinin en önemli nedenlerinden biri olan "dürüst siyaset, dürüst yönetim" isteğinin gerçekleşmesi için çalışmak, yolsuzlukları önlemek, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını sağlayarak topluma da güven vermek kendisinin göreviydi.
Yolsuzluk belgelerini toplamak basının işi midir? Bu nerede görülmüştür?
Köşeye sıkıştıran sorunlar!
AKP'den istifa eden Erkan Mumcu "iktidarın, AB'nin istediği yapısal reformları gerçekleştiremeyeceği için erken seçime hazırlandığını" söylüyor. Aslına bakarsanız toplum içinde de "AB rüzgârıyla parti dışından olumlu puan toplayan, söz ettiği 'değişim'i gerçekleştirdiğine inandıran AKP'nin, şimdi işin zor kısmına gelindiği, bundan sonrasına dayanacak donanıma sahip olmadığı için yalpalamaya başladığı" konuşuluyor.
Konu yalnızca donanım da değil, AB gerçeğiyle yüz yüze gelince radikal görüşleri yumuşatmak ve laik-demokratik devlet kurallarına uymak zorunda kalan parti yönetiminin ister istemez giderek tabandan uzaklaşması... Bu arada ortaya çıkan "kraldan çok kralcı" radikal görüşlerin parti içinde taraftar bulması... Milletvekillerinin "figüran" rolünden sıkılmış olması. Liderin parti içindeki farklı görüşleri birarada tutamayışı... Kendi grubunda "bizden olanlar", "bizden olmayanlar" ayırımına itirazların had safhaya varışı...
Bunlardan da önemlisi toplumun "ekonomi iyi" masallarıyla uyutulmasına rağmen IMF'nin hâlâ yeni bir anlaşma yapmamış olması... Uzun süredir ertelenen anlaşma biraz daha geciktiği takdirde önlenemeyecek problemler çıkma ihtimali...
Ve sonuçta bütün bu çözümsüz sorunların kabağı her zamanki gibi "medya"nın başında patlıyor.
Ama bunu da kimse yutmuyor. Başbakan Erdoğan, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı'nın da söylediği gibi "Özel işleri için gelen gazeteciler" in isimlerini, bu özel işler konusunda ne cevap (veya ne destek) aldıklarıyla birlikte açıklamak zorunda... Basına "takıntılı" kelimesi için 15 milyar TL. tazminat kesen bir yargı var bu ülkede...
"Takıntılı" hakaret ise bütün basını "yolsuzlukla, hükümetten haksız destek, ayırım" istemekle suçlamak nedir?
Tekrar başa dönecek olursak; Mumcu'nün açıklamasından sonra öyle görünüyor ki sıkışan AKP, bir 5 yılı daha garantilemek için ülkeye acımayacak ve çok erken bir seçime gidecek.
Aylar süren yaz tatilleri, 10'ar 15'er günlük bayram tatilleriyle zaten ağır aksak yürüyen işler bir kez daha tümüyle duracak. Memleket yine aylarca seçim hazırlığına kilitlenecek. Aş, iş bekleyen insanlar yine hava alacak.
Eğer toplum olarak bir erken seçime daha (üstelik "Seçim" ve "Partiler" kanunları değişmeden, baraj sorunu halledilmeden) susarsak, CHP ve diğer partileri "böyle bir seçime katılmamaya" ikna etmezsek, hep birlikte sesimizi yükseltmezsek çok yazık olacak.
Yeni krizlere şimdiden hazırlanmaya başlayalım!
Yolsuzlukları bulmak kimin işi?
Bugüne kadar kaç kez "Vurun medyaya" başlıklı yazı yazdığımı hatırlamıyorum. Basına, medyaya saldırı ilk kez olmuyor, hemen her iktidar, hatalarını ortaya çıkaran basına kin duyarak saldırıya geçmiştir Türkiye'de
Haberin Devamı

