Yolsuzluklar ve şarapçı (!) cumhurbaşkanları...

Haberin Devamı

Sabah gazetesi de artık hükümetin “rüşvet, yolsuzluk” ve hâlâ “laikliğin dibini delmekle uğraşma” gibi eleştirilmesi gereken yönlerine bile yıkama yağlama yapan, basının aslî görevini hiçe sayarak gözü kapalı iktidarı destekleyen gazeteler arasında...

Örneğin İngiliz Financial Times, Tesco firmasıyla ilgili “AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’ye ait rüşvet olayı”nı siyasi rüşvet skandalı başlığıyla veriyor. Ekonomi kanalı Bloomberg haberi aynı şekilde yayınlıyor, Sabah’ta ise bakıyorsunuz köşe yazılarında okuyucuyu olayın “üç günde 10 milyon dolar kâr getiren” bir yolsuzluk olayı olmadığına ikna edecek açıklamalar yapılıyor.

Oysa bunun ve benzeri yolsuzlukların, yasa tanımazlıkların açıklaması, “parti içinde araştırıyoruz”, “disiplin kuruluna verdik” mazereti, lami cimi filan yoktur. Yapanın derhal partiden ihraç edilmesi ve ayrıca yargıda hesap vermesi sağlanmalıdır.

Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerini “laiklik karşıtı odak sayılma” pahasına değiştirmeye kalkan bir partinin -eğer samimi şekilde temiz, dürüst, yasalara saygılı bir parti olma iddiasındaysa- gereken her şeyi yapıp Şaban Dişli ve ekibini yargıya teslim etmesi beklenir. Ona oy veren kendi seçmeni de oyunun takipçisi olmak, herkesten önce sesini yükselterek bunu talep etmek zorundadır.

Sadece “türban” konusunda hatırladıkları demokrasi ve insan hakları halkın hakkını yiyerek, abidik gubidik numaralarıyla yoktan elde edilen trilyonların üstüne oturmanın hesabını da sormaktır. Hesabını verebilecek dürüstlüğün de gösterilmesidir.

“İNSAN HAKKI” PEŞİNDE

AKP, görüşlerini açıkladığı için milletvekillerini disiplin cezasıyla partiden ihraç edebiliyor da Şaban Dişli’yi anında neden etmiyor, bu sorulmayacak mı?

Ayrıca Şaban Dişli ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan “küçük bir değişiklikle ticari alana çevirme” yolsuzluğu tek örnek de değildir. Araştırsınlar da görelim Türkiye’nin kaç ilinde belediye başkanları ve yakınları imar izni olmayan arazileri alıp hemen imar izni çıkararak veya buradaki gibi “ticari alan”a çevirerek trilyonlar kazanmışlar?

Millet tırnaklarıyla kazıyarak geçimini sağlamaya çalışırken ne 10 milyon dolarlar kimlerin cebine havadan girivermiş.

İşte böyle... Durum buyken Sabah’ta bazı köşe yazarları “aslında buna yolsuzluk denemeyeceğini, ortada rüşvet olmadığını, bir ortaklığın söz konusu olduğunu”da yazdılar.

BARLAS’A BİRKAÇ SORU

Başyazar Mehmet Barlas ise dün Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Gül’ün durmadan diğer ülkelere seyahat etmelerini överken “artı puan” olarak da “din ve cumhuriyet” üzerinden ayırımcılık yapıyor, onların “şarap markalarını bilmediklerini, cumhuriyet balolarında eşleriyle dans etmediklerini” söylüyor, arkasından da Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın aynı iş adamına ait lüks tekne ve otelde tatil yapmalarını eleştiren gazetelerin seçkinlerin gazeteleri olduğunu iddia ediyordu.

Mehmet Barlas bunları yazdığına göre şu soruları da cevaplamalı

- Acaba örneğin Korutürk’e mi, Özal’a, Ecevit’e, Demirel’e mi şarapçı diyor? Sorunun cevabı “Hayır” ise şarap markalarını ezbere bilenler kimdir?

- Hangi cumhurbaşkanları ve başbakanlar Cumhuriyet Baloları’nda eşleriyle dans gösterisi yaptılar?

Dans etmemek veya bilmemek artık “Barlas’ın daha çok takdir ettiği” bir özellik midir?

- Bu “seçkinlerin gazeteleri” hangileridir, eleştiren yazarların kendisinden farklı hangi özellikleri vardır? Çalıştığı gazete neden seçkin sınıfında değildir?

- En lüks tatil yörelerinde, en lüks tekne ve otellerde, uçaklarda, dünyanın dört köşesinde gezenleri seçkin yapmayan özellik nedir?

Son olarak da şu soru:

- Acaba bu “tekne ve otel” tatili bir Avrupa ülkesinde olsa basının tepkisi ne olurdu?

İnanın çok merak ediyorum, yazarak cevaplamazsa onu bulup mutlaka soracağım.

DİĞER YENİ YAZILAR