Yokuş aşağı hızla koşarken...

Haberin Devamı



Yaşadığınız ülkenin “yargı”sına, adaletine bile siyasi eller uzanmışsa neye güvenebilirsiniz?
Cumhurbaşkanı bile bir gün söylediği sözü ertesi gün değiştirirse, onun sözüne bile güvenemeyeceği duygusunu vatandaşına verirse neye güvenebilirsiniz?

Altı ay önce yapılan bir anket “Türbanlı sayısı azaldı” diyor ve bugün bir başka anket sonucunda “dört katına çıktığı” görülüyorsa hangisine güvenebilirsiniz?

Bilim adamı bile “Hoca okudu üfledi, çocuğum iyileşti” diyorsa eğitime nasıl güvenebilirsiniz?
Karısına dayak atan adamın “6 ay hapis” cezası “6 ay sigara içmeme”ye çevrilirse hukuka nasıl güvenebilirsiniz?

Ülke yönetenler ve devlet kurumları özgür (!) basına karne verir, yazarları fişler, açıkça suçlu muamelesi yaparsa devlete nasıl güvenebilirsiniz?

Yaşamınızı düzenleyen kanunlar kimseye danışılmadan, tek bir partinin keyfine göre çıkarılırsa geleceğe nasıl güvenebilirsiniz?
Bunların yanına uzun listeler ekleyebileceğinize hiç şüphe yok. Türkiye büyük bir başıboşluk, samimiyetsizlik, yalan, dolan içinde yokuş aşağı hızla yuvarlanıyor.

Toplum bölünüyor, siyasi rant uğruna düşman kutuplar inşa ediliyor, insanlar geleceğe huzurla değil, endişeyle bakıyor.
Balık baştan kokacağı (veya çoktan koktuğu) için önce Cumhurbaşkanı Gül’ün Pakistan’a giderken -yine aralarında tek bir kadının olmadığı- gazetecilere yaptığı açıklamaya bakalım.
“YÖK’ten gelen rektör atamasıyla ilgili dosyada, yanında ‘eşi kara çarşaflıdır’ şeklinde ihbar notu olan rektör için talimat verdim, araştırdılar, adam bekarmış. Dehşete düştüm” diyordu.

Gazeteler, televizyonlar haberi “Cumhurbaşkanı’ndan YÖK’e ağır suçlama” manşetleriyle verdiler.
Haberi duyunca YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç’le konuşan Güngör Mengi aynı gün onun açıklamasını yazdı.

Teziç “YÖK’ün 4 yıl boyunca rektör adaylarının eşleri hakkında hiçbir araştırma yaptırmadığını, sadece haklarında kesinleşmiş yargı kararı var mı diye bakıldığını” söylerken Cumhurbaşkanı Gül’ün şimdi anlattığı olayı aynı cümlelerle söylediğini ama “ihbarın YÖK kaynaklı olduğunu ima bile etmediğini” bildirmişti.

Daha sonra YÖK resmen kendilerinden böyle bir ihbar yapılmadığını açıklayınca Gül “Gazetecilerle görüşmemde bir rektör adayı hakkında asılsız ihbar örneği verirken notun YÖK’ten geldiğini söylemedim. Bu olayın YÖK’le hiçbir bağlantısı yoktur” dedi.
Aslına bakarsanız “Görev süresi sona erecek olan Erdoğan Teziç yerine ‘özgürlükçü bir ismin’ atanmasının herkesi memnun edeceğini” söylemesi de tartışmalı bir vurgudur ama gazete manşetlerine, sürmanşetlerine çıkan, birçok gazetecinin duyduğu bir konuşmasını yalanlaması -olay bir cumhurbaşkanına ait olunca- dünya çapında skandal anlamı taşır.
Ve yalanlamak da yetmez.

Mesajlar yerine ulaşmış, vatandaşın kafasında koskoca bir Yüksek Öğretim Kurumu sahtekâr durumuna düşürülmüştür.
Cumhurbaşkanı bu olayı televizyonlardan açıklamak, hatanın nereden ileri geldiğini ortaya çıkarmak zorundadır.
Halkın yargıya, kurumlara, medyaya güvenini sarsacak konuşmalar, bunların hepsini kontrol altına alma çabaları sınırı fazlasıyla aştı artık!


Tesadüf bu ya!

Ne çok tesadüf (!) var memlekette... Tesadüf bu ya KONDA’nın son araştırmasına göre başını örtenlerin oranının yüzde 70’e çıktığı açıklanırken Adliye önünde Kozan İmam Hatip Liseli Tevhide Kütük’ün türbanla ödül alamayışını protesto eden bir grup kadın ve dernek ortaya çıkıyor.

Aralarında 3-5 yaşında türbanlı kız çocukları da var. Demek ki Nur Suresi 3 yaşındaki bebeğin bile örtünmesini emir olarak bildirmiş. Demek ki Allah katında o bile “saçının teli saklanacak, korunması gereken bir cinsel kimlik”. Bu her şeyden önce Allah’a saygısızlıktır, günahtır.
Sonra tesadüfe bakın ki Adana’nın hemen arkasından Rize’de, yine imam hatipli bir başka kız öğrenci okul müdürünün uyarısı üzerine türbanını çıkararak ödül törenine katılıyor.
Tesadüf bu ya, yine (sanki bugüne kadar okullarda türban varmış gibi) olay büyüyor ve yine Başbakan “Adanalı Tevhide’ye yaptığı gibi” telefonla arıyor. Bu kez kız öğrencinin babasını. (Acaba Başbakan İzmir’de öğrencilerine Atatürk portreli tişört giydirdiği gerekçesiyle maaş kesme cezası alan öğretmen Halil Özçimen’i de aradı mı?)

Tabii, uyarı görevini yapan okul müdürü fena halde suçlu duruma düşürülüyor. Belki de görevden alınacak, böylece diğer müdürlere gereken gözdağı verilecektir... Hepsi ama hepsi, yeni Anayasa’ya “üniversitede türbanı serbest bırakan maddenin” konması sırasında olup bitiyor. Ne tesadüf değil mi?

Hep söylüyorum, bence hazır yapmışken liseleri de işin içine katsınlar. Yalnız türbanı değil Ahzap Suresi’nde söz edilen çarşafı da... Aynı olayları seneler içinde tekrar tekrar yaşamamış oluruz hiç değilse!





DİĞER YENİ YAZILAR