YÖK Yasası ve imam hatipler

Punzel kod adıyla yazan bir üniversiteli okurum dünkü yazımda "Meslek liselerine ÖSS'de yapılan haksızlığı kaldırıyoruz diyerek imanı hatiplilere üniversite yolunu açıyorlar" sözlerime kızmış

Haberin Devamı

Punzel kod adıyla yazan bir üniversiteli okurum dünkü yazımda "Meslek liselerine ÖSS'de yapılan haksızlığı kaldırıyoruz diyerek imanı hatiplilere üniversite yolunu açıyorlar" sözlerime kızmış. Beni kınıyor ve;

"Siz de son günlerdeki moda deyimi tekrarlıyor ve imam hatiplilere ön yargıyla bakıyorsunuz. Onların Atatürkçü olmadığını nereden biliyorsunuz? Atatürk kimsenin tekelinde değildir. Size tavsiyem bu ülkenin bir aydını olarak olaylara at gözlüğüyle bakmayın. Bu arada ben düz lise mezunuyum bunu da bilin" diyor.

Çok haklı. "Ön yargı" ve "at gözlüğü" konusunda değil tabii, çünkü "Atatürkçü anlayış"la ilgili sözlerim "YÖK Yasa Tasarısı ile yapılmak istenenler" konusuyla bağlantılıydı, imam hatiplerle ilgisi yoktu. Aynca elbette o okullarda da Atatürk ilkelerine bağlı öğrenciler vardır, neden olmasın? Burada asıl itiraz ve asıl soru şu tabii bay (veya bayan) Punzel;

Madem ki imam hatipli öğrencilerin üniversiteye gidip istediği mesleği seçmesi, örneğin vali, kaymakam, siyasetçi olması bu kadar isteniyor ve bu kadar önemlidir o zaman imam hatiplere neden gidiyorlar? Gitsinler hepsi normal liseye oradan da istedikleri üniversiteye... İmam hatipler madem ki imam yetiştirmek içindir o zaman da gidenler imam olsunlar. Yani burada esaslı bir yanlış var. Bir düzenleme yapılması gerekiyorsa bu imam hatip öğrencilerini başka mesleklere yöneltmek veya cami sayısının çok üstünde imam var (ve hâlâ yetişiyor) diye sürekli ihtiyaç fazlası cami açmak olmamalı. Gerekli sayıda öğrenciyi o okullara, diğerlerini baştan normal devlet okullarına yönlendirmek olmalı. Doğru çözüm budur değil mi?

Aynen hükümetin özel yetenek ve zekâdaki öğrencilere paralı özel okul aramak yerine devlet okulu kontenjanı açmasının daha doğru çözüm olacağı gibi.

Taslak Meclis'e gidecek mi?
Dün üniversitelerarası olağanüstü kurul toplanbsı vardı ve bütün üniversite yönetimleri YÖK Yasa Taslağı'nı görüştüler. Milli Eğitim Bakanı toplantı sırasında profesörlerle konuşarak onlara "bu tasarının Meclis'e gitmeden önce üniversitelerde tartışılmasını ve görüş alınmasını sağlayacağına dair" söz verdi. Üniversite yönetimleri ise Bakan'dan "tasarının derhal geri çekilmesini" istediler. Eğer Başbakan kabul ederse YÖK Yasa Tasarısı bugün Medis'te görüşülmeyecek.

Ne Türkiye'de, ne de dünyanın başka ülkelerinde en totaliter dönemlerde bile üniversitelerle ilgili konularda böyle gizlilik içinde değişiklik yapılmamıştır. Üniversiteler de bunu söylüyorlar ve çok haklı oldukları noktalar var. Örneğin 'Tasan üniversite kurullarını Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlıyor ki artık bu durumda 'özerk üniversite'den söz edilemez" diyorlar. Ayrıca bu taslakta üniversite öğrencileri açısından da çok kati ve anti-demokratik maddeler var.

* "Üniversite senatolarına kendileriyle ilgili konular görüşülürken sadece 1 öğrenci girebilir..."

* "Bir ay içinde harcını yatırmayan öğrenci okuldan atılır" gibi...

Böylesine ciddi bir değişiklikte bu gizliliğin anlamı ne peki? Yoksa Meclis'te de gizli oturumla mı görüşmeyi düşünüyorlar?

Başbakan'ın doğru kararı vermesini umuyoruz!



Newsweek'ten önce bildi!
Newsweek dergisinin kapağına taşınan "kolesterol hapları" haberini görür görmez anında Dr. Cengiz Aslan'ı hatırladım. O, kolesterol (ve ilaveten romatizma) ilaçlarının beyne ve kalbe iyi geldiğini, Alzheimer'ı büyük ölçüde önlediğini Nisan sonunda başladığımız Süper Doktorlar dizisinde anlatmıştı.

Yazının başlığı da "Kolesterol hapları aspirin gibi içilecek"ti. Cengiz Aslan Nevinacor, Zacor, Ator gibi Vastatin grubu ilaçlar ile Voltaren gibi 'antiromatizmal'lerin yaşlanmayı yavaşlattığını ve 21. yüzyılın en popüler iladan olacağını söylemişti.

Bizim doktorlarımızın tıp gelişmelerini ne kadar yakından izlediğine ve konularına hakim olduklarına iyi bir örnek değil mi?

Bu arada... Kutlamak için Cengiz Bey'i aradığımda "Röportajdan sonra meslektaşlarım 'Kolesterol ilaçlarını abartmışsın' itirazlarında bulunmuşlardı" dedi. Newsweek'teki açıklamada Amerikalı doktorlar aynı abartmayı (!) ondan 2.5 ay sonra yaptı.

Cengiz Aslan gibi doktorlarımızla gurur duyabilir, kendimizi onlara emanet edebiliriz. Atatürk bir kez daha haklıdır!



Tedbirsizlik değil cinayet!
Ercan Arıklı'ya çarparak ölümüne neden olan halk otobüsü şoförünün davasına önceki gün başlanmış.

Aşırı sürat yapan ve yaya geçidinde durmayarak Arıklı'nın ölümüne neden olan şoför "tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek" suçundan (2 ile 5 yıl arası hapis cezası) yargılanacakmış. Oysa birçok Bati ülkesinde bu suç "kasten adam öldürme"ye giriyor ve cinayet sayılıyor. Olması gerektiği gibi...

Buyrun size TCK'nın yetersizliği hakkında koca bir örnek daha. Bu yasalarla trafik cinayetlerine, sorumsuz araç ve hatta otobüs kullanmaya nasıl son verilebilir bilen var mı?



Sokak köpekleri
CHP Adana Milletvekili Atilla Başoğlu "sokak köpeklerinin içler acısı durumunu" soru önergesiyle Meclis'e taşımış ve Tanm Bakanı'na bu konuda nasıl bir program uyguladıklarını sormuş. Duyarlı bir hareket... Keşke bir milletvekili veya bakan (örneğin köşesinde sessiz sakin, etliye sütlüye karışmadan oturan Kadın ve Aileden Sorumlu'su) da sokaktaki vatandaşların içler acısı durumunu Meclis'e getirse... Onların da çoğu aç, susuz, işsiz. Ayrıca cinayetin, tecavüzün, tacizin alıp başını gittiği yönetimsiz, yasasız bir ülkede çaresiz.

Haydi bir önerge de sokak insanlarına... Yok mu bir gönüllü?

DİĞER YENİ YAZILAR