Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görev süresi dolan YÖK Başkanı Prof. Teziç’in yerine “daha özgürlükçü” anlayışta biri gelirse herkesin hoşuna gideceğini söylemişti biliyorsunuz.
Şimdi daha özgürlükçü anlayışta YÖK Başkanı’nı bulduğu görülüyor. Benim de son sınıfa kadar okuyup sonra (sistemi nedeniyle) kaçtığım ODTÜ kökenli bir profesör Yusuf Ziya Özcan...
Velakin yeni YÖK Başkanı’nın yepyeni açıklaması; daha Bismillah ilk sözleri çok ilginç... Üniversitede türban serbest olursa çevre baskısının asla olmayacağına kesin emin olan Prof. Özcan şöyle devam ediyor:
“Çevre baskısı asla olmayacak. Kadınlar ilk aşamada eşitlik konusunda kan kaybedebilir. Erkekler açık olana ilgi duyup farklı davranabilir. İnşallah bununla uğraşmak zorunda kalmayız.”
Elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin; hayatınızda hiç herhangi birinden, hele de özellikle bir profesörden bu kadar anlamsız, garip sözler duydunuz mu?
Ne demek “eşitlik konusunda kan kaybetmek”, ne demek “erkeklerin açık olana ilgi duyup farklı davranması”?
Bu mahalle baskısının YÖK Başkanı ağzından ta kendisi değil midir?
Ben de ODTÜ’de yıllarca okudum, erkek öğrencilerin başı örtülü olmayana rahatsız edici bir davranışını görmedim.
Ayrıca bir YÖK Başkanı başını örtmeyen öğrencileri nasıl “çıplak” çağrışımı yapacak şekilde “açık olan” diye tarif edebilir?
Bu söze kadın kuruluşlarının da itiraz etmesi gerekiyor ama önce ben edeyim. YÖK Başkanı’ndan bu sözleri için tüm başı açık kız öğrenciler adına da, hakarete uğrayan erkek öğrenciler adına da, bu okulun eski bir öğrencisi olan kendi adıma da açıklama istiyorum.
Kırılma noktası!
Dün VATAN’da Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’le yaptığım televizyon sohbetinden önemli satırbaşları yer aldı.
Bu arada bir ufak hatayla Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı’ya ait bölümden “Operasyon Nisan ayında yapılsaydı Amerika ile Kuzey Irak’ın plânları altüst olurdu” cümlesi resim altında Sayın Şener’e ait gibi yazılmış, onu düzeltmek istiyorum.
Haber Merkezi’nin hazırladığı, programın ikinci bölümünden, Hasan Kundakçı’nın konuşmasından alınan önemli bir bölümü ise, Her Açıdan’ı kaçırmış olan okurlarım için olduğu gibi aşağıya alıyorum.
“1995 yılında sınır ötesi operasyonu gerçekleştiren komutanlardan E. Korg. Hasan Kundakçı da Mengi’nin konuğuydu. Kundakçı, önemli açıklamalarda bulundu. Kış mevsiminin operasyon için zor bir dönem olduğunu belirten Kundakçı, eskiden yasaların güvenlik güçlerinin arkasında olduğunu ancak bugün yasa desteğinin olmadığını söyledi. 1990’larda TSK’nın eksik kaldığı dönemler de olduğunu ifade eden Kundakçı şöyle konuştu:
‘Sovyetler’in dağılmasının ardından ortaya çıkan silah piyasasında PKK’nın bizden daha iyi teçhizatlara sahip olduğu dönemler oldu. Ancak bu eksikler kısa zamanda tamamlanmıştır. TSK, bugün de var gücüyle teröre karşı mücadele etmektedir. Bugün çağırsalar rütbe aramadan yine o bölgeye giderim. Amerika, çuval olayından sonra Türk askeri için Kore’den tanıdığımız asker değildir, demeye başladı. Orada yapılması gereken ateş etmekti. Askerin görevi bellidir. Amerika, bölgeye neden geldi, BOP için geldi ve Batı ekonomisi elli yıl daha petrole bağımlıdır. Amerika ve Barzani, tezkere çıktıktan sonra korktular ve 5 Kasım’dan itibaren istihbarat bilgileriyle küçük operasyonlar yapılmasını sağladılar. Türkiye’nin Irak’a girmemesi için ve kendi menfaatleri gereği bu desteği sağlamışlardır.’
Eğer Türkiye bu kadar beklemeyip Nisan ayında Genelkurmay Başkanı’nın açıklama yaptığı sıralarda sınır ötesi harekât yapsaydı ABD ve Kuzey Irak Kürt yönetiminin bütün plânları bozulacaktı. 4 Temmuz Süleymaniye baskınındaki çuval olayı Türkiye’nin Kuzey Irak ve terör politikasının kırılma noktasıdır.”

