YÖK Başkanı’ndan bir başka dans!

Haberin Devamı

İmam hatipler ve meslek okullarına farklı katsayı uygulamasını, her ne hikmetse Kurul’da kabul edileceğine yüzde yüz emin olarak daha YÖK’te konuşulup karar çıkmadan basına açıklamasından ve bu nedenle bir Kurul üyesinin “Ağır baskı altındayım, bize danışılmadan kararlar alınıp açıklanıyor” diyerek istifasından söz etmeyeceğim.

Cuma akşamı harika bir çiftin, üniversitedeki kızım Yasemin’in ortaokuldan beri en yakın arkadaşlarından biri olan Cansın Akdoğan ile Hakan Hacısoyu’nun Les Ottomans otelde yapılan masallara benzer nişan törenindeydim. Önce Cansın’la nişanlısı Hakan’ın ENBE Orkestrası eşliğinde kusursuz danslarını izledik. Sonra, bilmesek, tanımasak kolayca nişanlı çift zannedebileceğimiz annesi ve babası Yıldız-Murat Akdoğan çiftinin inanılmaz güzellikteki Kafkas dansıyla şaşırdık kaldık.

Ve arkadan bir başka şaşkınlık geldi. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’la eşinin saatler süren dansları... Hani ben hem dansı çok sevmem hem de hiperaktif olmam nedeniyle dansta hiç yorulmamakla övünürüm, hele de sık dans edilmeyen bir ülkede yaşadığımız için dans fırsatı yakalayınca pistten kolay kolay inmem ama inanın beni bile pes ettirdi YÖK Başkanı.

Eşim her “oturalım artık” dediğinde “Aa Özcan’lardan önce yorulmak olur mu, bak üstelik onlar bizden daha kilolu, devam” cevabı verdim ama sonunda ben de pes ettim. Onlar biz oturduktan sonra en az bir yarım saat daha dansa devam ettiler. Helal olsun doğrusu, demek YÖK’te de üyeler böyle bir “yorulmasız ısrar” sonucunda pes ediyorlar (hatta istifa ediyorlar)... Tabii bu konunun şakaya gelir tarafı olmadığının, bağımsız olması gereken Hakim ve Savcılar Kurulu (HSYK)’nın Adalet Bakanlığı baskısında tutulması gibi YÖK’ün de iktidarın her emrini artık kayıtsız şartsız yerine getirmesinin, farklı görüşte olan üyelerin, aynen Ergenekon davasına bakan bir hakimin yaptığı şekilde “ağır baskı altındayım” diyerek istifa etmesinin (aslında bu istifalar çok yanlış, herkes kaçarsa antidemokratik ortam böyle kolayca baskın duruma geçiyor işte) çok yanlış, çok üzücü olduğunun farkındayım.

ENBE’nin başarısı

O geceden söz ederken Behzat Gerçeker ve ENBE Orkestrası’nın yaptığı mükemmel müziğe değinmeden geçemeyeceğim. Onları her dinleyişimde mutlaka yazmışımdır, o kadar etkileyici, o kadar gurur veren ve uluslararası düzeyde bir başarı sergiliyorlar, en zor İngilizce, Fransızca klasik parçalarını, müzikal şarkılarını öyle kusursuz söylüyorlar ki özel bir geceyi bundan daha çok güzelleştiren bir grup zor bulunur.

Bir kez daha kutluyorum Behzat Gerçeker ve grubunu!

*****


HALİS TOPRAK’IN EVLİLİĞİ VE ÜZMEZ DAVASI

Üç gün önce Halis Toprak’ın torunundan küçük 17 yaşında bir çocukla (18 yaştan öncesi çocuk sayılır) evliliğinin Hüseyin Üzmez olayından farksız olduğunu yazmıştım. Bu bir çocuk tecavüzü olayıdır, ayrıca Üzmez’in tecavüz davasında olduğu gibi “güçten yararlanma” da mevcut olduğu için herhalde yine ağırlaşan bir suçtur.

Kızın babasının aslında üzüldüğü ama baskı altında olduğu “Benim kızım çocuk, hâlâ annesinin koynunda yatar” benzeri sözlerinden anlaşılıyor. Halis Toprak’ın çocukları “bir irade zafiyeti, anında evlilik işlemleri yapılmıştır” diyerek bir anlamda yaşıyla ilgili “akli eksiklik” imasında bulunuyorlar. Her ne olursa olsun 17 yaşında bir çocuğa evlilik için özel izin çıkaranların tümü suçludur ve haklarında işlem yapılması gerekir.

Sadece Toprak’ın 7 çocuğu değil, toplum bunu bekliyor.

Hüseyin Üzmez davasında ise, hâlâ utanmadan “Arap’ın derdi kırmızı pabuç” gibi alelacaip laflar eden tecavüzcüye “Otur yerine, daha pabuca gelmedik” cevabını veren hakimi ayakta alkışlıyoruz. Hiç değilse hâlâ bir yerlerde (en azından siyasi olmayan davalarda ve her ne kadar suçlu aylarca haksız yere yanlış Adli Tıp raporuyla serbest bırakıldıysa da) adaletin bulunabileceğine milleti inandırması ülke adına alkışlanacak, saygı duyulacak bir görev sorumluluğudur. Üzmez’in davası çocuk tecavüzü olaylarının simgesi haline geldiği için önce onun, sonra da tüm çocuk tecavüzcülerinin hak ettikleri ağır cezaları olması gerekiyor.

Peki bu gelişmeler olurken kadın derneklerinin, kuruluşlarının sesi neden hiç duyulmuyor, bilen var mı?

(Not: Münevver Karabulut davasında katilden hâlâ ses yok, nedense bir türlü yakalanamıyor ama her gün Münevver’le ilgili yeni haberlerle ailesinin acısı tazeleniyor, toplum ise ajite ediliyor. “Takma tırnakta farklı DNA’lar var ama tırnakları başkasının da takmış olabileceği düşünülüyor” nasıl saçma bir haberdir? Takma tırnaklar 10-15 milyona satılıyor, neden başkaları taksın ki? Birileri Adli Tıp’a bunu da öğretmeli!)

DİĞER YENİ YAZILAR