Bildiğiniz gibi olaylar yine kördüğüm, biz vatandaşlar (ve tabii ki gazeteciler, hele de bazıları “off ki ne of”) yine dedektif ya da en azından “araştırmacı vatandaş” durumundayız.
Dün yazımı ‘bu konuya devam edeceğim’ diye bitirmiştim ve konu Mümtaz’er Türköne’nin “Ordu tasfiye edilsin, yeni ordu kurulsun” önerisiydi. Ortada yine enteresan çelişkiler-ilişkiler var. Meselâ Türköne’den önce Bülent Arınç da “Bize cuntadan arınmış, içte ve dışta güvenliğimizi sağlayacak bir ordu lazım” demişti.
Yani imzasının ‘ıslak’ olup olmadığı kesinleşmeyen, Adli Tıp’taki “ilk kez kurul yerine ‘özel bir gruba’ incelettirilme ve kararın böyle alınması” üzerinde durulmadığı için soru işaretleri taşıyan belge ile “ihbarcısı ortaya çıkmayan” mektup, yargı sürecinde olan ve sonucu bilinmeyen dava onlara ordunun toptan tasfiyesini ve ‘yeni bir ordu’ isteğini açıkça dillendirme imkânı verebiliyor.
İyi de Bülent Arınç ve onun kadar AKP’ye yakın gazete ve gazeteciler, AKP grup başkanvekilleri bunları söylerken, Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile Başbakan Erdoğan’ın görüşmesinden sonra yapılan Başbakanlık açıklamasında “Kurumlar yıpratılmasın, belgeyle ilgili yargı süreci devam ediyor” denmemiş miydi?
Haydi diğerleri yıpratma-yıpratmama konusunda resmen yapılan açıklamalara mı, yoksa “kendilerinden asıl beklenen söylemlere” mi öncelik tanımaları gerektiğini bilemediler (!) diyelim.
Başbakan Erdoğan’ın doğrudan İlker Başbuğ’a ‘yönetici makamındakiler’ hitabıyla yönelttiği “Zanlıları yargıya teslim edin” çağrısı, Genelkurmay’ı toptan suçlu yapmıyor mu?
Peki bu Başbuğ’la görüşmeden sonra ‘susma’ moduna geçip üç gün sonra tekrar ‘suçlama’ya dönüşe nasıl bir anlam vermeli?
Üstelik Ergenekon savcıları Albay Dursun Çiçek’i çağırmadığına ve bunu açıkladıklarına göre Başbakan’ın “çağırmış da Genelkurmay göndermiyormuş” yanıltmacası yaratan bu çağrısını neye yormalı, bu kez savcılarla ters mi düştüler, yoksa başka bir amaç mı var?.. (Şimdiye kadar kendisine en yakın gazeteciler dahil bu soruya cevap bulabilen olmadı.)
Öte yanda Dursun Çiçek’in konuşmasıyla aynı derecede önem taşıyan ‘ihbarcı subay’a neden ısrarlı çağrılar yapıldığını duymuyoruz? İmzasız mektup ve ‘yaş mı da kuru mu’ esprilerine neden olan imzası hâlâ belirsiz belgeyle de yıllar mı geçirilecek?
Ve tabii bu arada “TSK’yı yıpratmalı mı, yıpratmamalı mı” sorusunun cevabı da önemli, kime inanacağız; Başbakan’a mı, Başbakanlığa mı?
Güven bunalımı
Yani arkadaşlar haydi ‘açılım’ filan tamam da bir ‘grip aşısı’ meselesinde bile ülkeyi yönetenlerin kendi aralarında, bilim adamlarının da kendi aralarında saç saça baş başa girişmesi ve her kafadan bir ses çıkararak 70 milyonu şaşkına çevirmesi mümkün müdür? İşte ancak Türkiye’de mümkündür.
Şimdi N.Y Times istediği kadar “aşı olun” çağrısı yapsın, “Domuz gribi 4 bin Amerikalı’yı öldürdü, 40 binini de hastanelik etti” desin bizim millet “Başbakan olmayacaksa, ben de olmam. Bir bildiği vardır, hem bakın Meclis’teki milletvekilleri de, uzmanlar da bölündü, çoğu ‘risk yok’ diyor. Ayrıca Muş’ta, Bursa’da görüldü, aşı olanlar da hastaneye kaldırılıyor” düşüncesiyle kaçar bu aşıdan... Bundan sonra ikna etmek de çok zor.
Kanada basını haberi “Bizde ‘neden yeterince aşı yok’ tartışması var ama siz bir de Türkiye’ye bakın... Bizdeki aşı krizi ondakinin yanında hafif kalır” diye vermiş. National Post gazetesi ise “Türkiye 43 milyon doz aşı için 335 milyon dolar harcadı. Sağlık Bakanı aşının güvenliği konusundaki tartışmaları noktalamak için kameraların önünde aşı oldu. Ama hemen ardından patronundan darbe yedi” yazmış. Onlar Türkiye’de milleti ikna için TV kameraları önünde radyasyonlu çay içen bakanları unutmuşlar, bizde insanları ikna etmek için yapılmayan yoktur.
Şimdi bu durumda acaba ABD’ye, Kanada’ya bakıp hemen aşı mı olmalıyız, yoksa “bunlar harcadıkları 335 milyon doların kafaya kakılmaması ya da aşıları getirenlerin zarar etmemesi için korkutuyorlar, üstelik yan etkileri de varmış” diyenlere hak mı vermeliyiz bilmiyoruz. İşin en acı tarafı artık hiçbir konuda neyin doğru, kimin haklı olduğunu da kestiremiyoruz. Onun için herkes kendi kafasına ve duygularına göre karar verecek. Allah yardımcımız olsun!
Yıpratalım mı, yıpratmayalım mı karar verin!
Haberin Devamı

