Yine zaman kaybediyoruz!

Toz dumandan ortalık görünmüyor yine... Hangi konu gündeme gelse "ben dedim", "sen dedin" kavgası esas sorunu unutturuyor. Tayyip Erdoğan'ın "Kürt sorunu" sözünü kullanmasının üzerine önce kendi siyasetçilerimiz, muhalefet partisi lideri ile diğerleri ve gazetelerimiz o kadar çok gittiler ki karşı taraf asıl bu anarşik ortamın üzerine atladı

Haberin Devamı

Toz dumandan ortalık görünmüyor yine... Hangi konu gündeme gelse "ben dedim", "sen dedin" kavgası esas sorunu unutturuyor. Tayyip Erdoğan'ın "Kürt sorunu" sözünü kullanmasının üzerine önce kendi siyasetçilerimiz, muhalefet partisi lideri ile diğerleri ve gazetelerimiz o kadar çok gittiler ki karşı taraf asıl bu anarşik ortamın üzerine atladı.

Hazır kafalar kanşmış, ortalık bulanmışken fırsattan istifade edelim dediler. Terör örgütü kendini alenen "Kürt temsilcisi" olarak ortaya attı, bir eski DEP milletvekili "Kürt sorununda Öcalan muhatap alınmalıdır" diye sahneye çıkü.

Öcalan'in İmralı'dan hukukçu güvercinleriyle gönderdiği mesajlar sayesinde ve onun isteğiyle kurulan DTH faaliyetlerini hızlandırdı. Eski Gaziantep Belediye Başkanı Celâl Doğan, kurucularının "PKK'yı ve Apo'yu neredeyse kahraman gibi empoze ettiği, onların Güneydoğu halkının hakları, özgürlüğü için savaştığını ve Kürtler tarafından 'gerilla' olarak görüldüğünü söylediği" bu hareketle birleşme görüşmesi yapmayı -ne hikmetse- kabul etti... Hepsi çok önemli gelişmeler bunların. Ve yine koskoca Türkiye'nin zayıf görünmesi, kendi içinde kavgaya düşmesi nedeniyle uygun ortamı kolayca bulan gelişmeler.

Adalet Ağaoğlu'nun terör örgütüne "silahları ön koşulsuz bırakma" telkini yapması, bu olmadığı takdirde "demokratik girişimlerin boşlukta kalacağını söylemesi" de bir hatadır. Bu sözler bile teröristle pazarlık, teröristi "devletin muhatabı görme" anlamına çekilebilir.

Çerkezin, lazın da sorunu olabilir
Oysa Başbakan'in "Kürt sorunu demokrasiyle çözülür" sözünün, konuşmayı dikkatle dinleyenler için tek bir açılımı vardı: Doğu ve Güneydoğu'ya yatırım yapılacak, bu bölge ve halkı kalkındırılacak, refah sağlanacak... Yine dikkatle dinleyenler "Kürt sorunu lâfının" "Güneydoğu'da yaşayan Kürt vatandaşların sorunları" anlamında kullanıldığını da anlamış olmalılardı aslında. Ve Erdoğan aynı konuşmada bu vatandaşların sorunlarının çözümünün de "devlete ait" olduğunu vurgulamıştı.

Söyledikleri tamamen birilerinin, bu bölge halkının temsilcisi gibi ortaya çıkıp Avrupa'ya, Amerika'ya mesajlar göndererek taraftar toplamasına veya devlete karşı tavır alınmasına izin verilmeyeceği, buna gerek de olmadığı mesajını içeriyordu.

AKP'nin ve liderinin icraatlarının çoğunu onaylamıyorum ama Diyarbakır konuşması buydu...

Biz hep yanlış adreslere yöneldiğimiz
için her davamızda geç kalıyor ve çözümsüzlüğe itiliyoruz. Bu olayda da Türkiye'nin lâfla zaman kaybedeceğine bir yandan Doğu ve Güneydoğu'yu acilen ele alması, diğer yanda Avrupa'ya bu bölgelerde yaşayan "Kürtlerle birlikte tüm vatandaşların" kalkınma ve haklarına kavuşması için elinden geleni yaptığını, onların bazı gruplar (ve hele bir terör örgütü) tarafından savunulmasına gerek olmadığını, zaten Kürt vatandaşların yalnız Güneydoğu'da değil bütün illerde yaşadığını, birçok etnik grubun bulunduğu Türkiye'de sorunların hepsinin devlet tarafından çözüleceğini anlatması gerekiyor.

AB desteği bitirmeli
PKK'nın ve onunla bağlantısı olan siyasetçilerin hemen Avrupa ülkelerine koşup oralarda toplantı yapmak istemesinin nedeni AB'nin desteğini arkalanna almaktır. Aynen Ermenilerin kendi iddialarında yaptığı gibi onlarda bu konuda uzun yıllardır AB içinde çalışmalarını sürdürdükleri için zaman zaman bu desteği halâ buluyorlar.

Belçika "Tüm Avrupa ülkeleri PKK'yı terör örgütü olarak tanıyor" dese de...

Kavgayla, siyasi itişmelerle zaman kaybedeceğimize işe derhal nereden başlanacağına kafa yormanın tam zamanıdır!

Not: Okurlarımızdan "Türk'le Kürt'ün ne farkı var? Bizim de işsizlikten, açlıktan ağzımız kokuyor" şeklinde mektuplar geliyor. Onu da duyurmuş olayım.

Çanakkale'de neler oluyor?
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç Türkiye'nin en önemli sanat kurum ve kuruluşlarını siyasi bir çiftliğe çevirecek atamalar ve baskılarla meşgulken ve gerekli birikimi olmayan insanlan önemli görevlere getirmek üzere gözü kara bir mücadeleye girişmişken Çanakkale'de garip bir kültür(!) faaliyetinin sürdürülmekte olduğuyla ilgili haberler geliyor.

Bu bölgede yaşayanlar ve şehit mezarlarını ziyarete gidenler şehitlik girişinde 2 milyon TL. karşılığında bazı filmlerin gösterildiğini, turistlerin bu filmleri izlemeye zorlandığını söylüyor ve özellikle "Kınalı Kuzu" isimli bir filmi anlata anlata bitiremiyorlar.

Atatürk'ten hiç söz edilmeyen, baştan aşağı hurafelerle dolu olan ve tüm savaşın sadece dinle bağlantılı şekilde aktarıldığı bu film her göreni müthiş etkiliyor ve "Buna kim izin veriyor?" sorusuna neden oluyormuş.

Aynı soruyu filmi gösterenlere soranlar ise "Turizm Bakanlığı'ndan elimize 5 film verildi. 'Oynatın ve halkın reaksiyonunu alın' dendi" cevabını alıyorlarmış. Kadrolaşma uğruna başarılı insanları görevden almakla zaman geçiren Bakan Koç "Ayışığı" isimli özel bir şirkete yaptırılan bu filmi acaba önceden izledi ve onayladı mı?

Kendisi görmediyse bürokratları gördü mü? Müfettişlerin bu günlerde "pek meşgul" olduğu malûm ama birkaçının Çanakkale'ye uzanması gerekiyor bence!

DİĞER YENİ YAZILAR