Dün birkaç alışveriş merkezini dolaştım, hepsinde öyle bir hava var ki sanki kıtlık ve yokluk çıkacakmış da insanlar son dakikada ne bulsalar kapıyorlarmış gibi...
Kasaların önünde upuzun kuyruklar, arı gibi o reyondan bu reyona koşturanlar, arka arkaya yapılan süslü paketler... Hani şöyle geniş açıdan baktığınızda inanın güleceği geliyor insanın...
Ne oluyoruz, bu ne telaş ne alışveriş çılgınlığıdır?
Evet bu defa Bayram’la Yılbaşı aynı güne denk geldi ama durum yalnız bu yıla özel de değil... Her yıl ve hatta her özel günde (Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü, Bayramlar) bırakın gerekli malzemeleri sadece hediyeler ve giyeceğimiz kıyafetler için çılgınlar gibi koşturuyoruz.
Her şey yeni olacak, benzeri varsa bile yeniden alınacak, biz bu çılgınlığı yaşarken çocuklarımız da aynı alışkanlığı edinecek.
Bir İngiliz arkadaşım Türkiye’deki lüks, giyim kuşam, son model araba, gösteriş merakını gördükten sonra bana “Türkiye çok zengin bir ülke olmalı, İngiltere’de asiller, zenginler arasında bile bu kadar lüks merakı, bu kadar şıklık yoktur” demişti. Haksız mı sizce?
Bir yanda boğazına kadar iç ve dış borç içinde bir ülkenin vatandaşı olmak (bırakın yoksul ve işsiz insan sayısını), diğer yanda sınırsız bir harcama çılgınlığı...
Fazla uzatmayacağım ama ben her yılbaşı saat 12’yi geçip de heyecan yerini sükûnete bıraktığında o günlerce süren koşuşturmanın ve aşırı harcamaların anlamsızlığını düşünüyorum. Hazırlık yapmak, eğlenmek, özel günleri belli bir heyecan ve mutluluk duygusuyla yaşamak elbette hoş bir şey... Bunu abartmak ise değil.
İşe kendimizden başlayıp çocuklarımıza da aşırıya kaçmamayı, alışverişi, telaşı “çılgınlık” boyutuna vardırmamayı öğretmemiz lâzım.
“Yine mi ders Ruhat Hanım” diyebilirsiniz, amacım bu değil inanın, sadece duygularımı paylaşmak.
Hepinizin mübarek Kurban Bayramı’nı ve Yeni Yılını en iyi dileklerimle kutluyorum.
Bana kutlama mesajı gönderen sevgili dostlarıma ve okurlarıma da çok teşekkür ediyorum.
Ajanslar uyuyor mu?
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Muğla Üniversitesi’nde Genç Bakış programında yaptığı konuşmada iki Diyanet İşleri Başkanı’nın (şimdiki Başkan Bardakoğlu ve eski Başkan Mehmet Nuri Yılmaz) kızlarıyla ilgili sözleri önceki gün bazı gazetelerde yer aldı:
“Her ikisi de kızlarına ‘Önce başını aç oku’ demişler ve onlar da üniversiyeyi başlarını açarak okuyup bitirmiş.” Mehmet Nuri Yılmaz “Zaruret doğduğu bir durumda baş açılarak okula gidilir” diyor.
Aynı haberde Süleyman Demirel’in “Okuyamayanlar okulda türbana müsade eden ülkelere gitsin” sözü ve “Türkiye’nin bu takan Müslüman, takmayan değil” ayrıcalığına tahammül edemeyeceği sözleri de vardı.
Olaya sadece “haber” açısından bakıyorum; Demirel bu açıklamaları aynen Mayıs ayında ve 24 Aralık’ta (geçen Pazar) benim hazırladığım “Her Açıdan” programlarında yapmıştı. Diyanet İşleri Başkanları ile ilgili konuyu Mayıs’ta anlatmıştı.
Haber ajansları nasıl oluyorsa bunları atlayarak Muğla Üniversitesi’ndeki konuşmayı almışlar.
Hem şaşırdım, hem üzüldüm.
En azından TV’leri izlemiyorlar mı yani?

