Artık medyayı, özellikle büyük kitlelerin gerçekleri duyabileceği TV kanalları “tek ses” haline geldikten sonra o kanalları izlemek iyice “bebelere masallar” dinlemekten farksız hale geldi. Onları izleyip de gülmemek için “Stepford Wives” filmindeki gibi beynine çip yerleştirilerek aptallaştırılmış insanlar olmak gerekiyor ki bu gidişle yakında Türkiye’ye o da gerekecek.
Salı gecesi bir kanalda iki kişi konuşuyor, sakin ve inandırıcı tonlarda ve de cümle aralarına sıkıştırılarak “YGS sınavındaki şifre skandalının da ÖSYM’yi kullanarak iktidarı yıpratma” amacıyla rakip partiler tarafından yapıldığını söylüyor programı aynı zamanda yöneten kişi..(Gerçekleri tamamen olduğu gibi anlatan haber programlarını “tarafsız değil” bahanesiyle kestirenler ise bu “açıkça taraflı ve yanıltıcı programlar”dan hiç rahatsız değiller.) Karşısındaki konuşmacı o ana kadar hep aynı fikirde görünürken birdenbire dayanamıyor ve “sizin çocuğunuz da sınava girmiş olsa ne yapardınız” diyor.
ÖSYM BAŞKANI İTİRAF ETTİ
Yani artık öylesine dayanılmaz bir durum var ortada düşünün..ÖSYM Başkanı olaydan sonra “sınavda şifre olduğunu ama sehven (yanlışlıkla) yapılmış olduğunu” itiraf etmiş, buna rağmen de istifa etmemiş. Arkasından İzmir’de ALES sınavında benzeri görülmemiş hile belirtileri, sehven matbaa (öyle açıklandı ancak, kontrol edilmeden nasıl verildiyse) skandalı ortaya çıkmış, ÖSYM İl Başkanı da kabul etmesine rağmen istifa etmemiş.
YGS olayı daha yargıdayken siyasetçiler “ortada sorun olmadığına emin olduklarını” söyleyerek yargıya müdahale etmişler. Arkasından Başbakan Erdoğan “ÖSYM Başkanı’nın süreci iyi idare edemediğini” söylemiş ki burada “iyi idare etmek”ten kasıt acaba “şifre olduğunu açıklamamak”mıdır o bilinmiyor.. Arkasından YGS’de “itiraz edince puanların üç-beş kez değiştirilmesi”nden, “cevaplamadığı sorulara puan verilen öğrenciler”e kadar çok daha başka skandal olaylar görülmüş.
MAİL ATAN BAKAN..‘KASET’TEN FARKSIZ!
Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı “Bir bakanın yeğeninin iyi bir yere yerleştirilmesi için ÖSYM’ye mail attığı” iddiasına Bakanlıktan “Bakan Hayati Yazıcı’nın ismi kullanılarak ÖSYM’ye mail atılmış” açıklaması yapılıyor ki bu da “böyle bir mailin varlığını” doğrular, kesinlikle soruşturulması gerekir ama gerçeğin anlaşılması için de “bağımsız bir yargı” gerekir. Ara da bulasın..
Tabii böyle bir olay “gizli ilişki kasetleri”nden de ağır bir durumdur, mevkii-görevi kötüye kullanma suçudur. Milyonlarca öğrencinin hakkının yenmesidir, önemli bir “yolsuzluk”tur... Şimdi bütün YGS, ALES ve diğer sınavlarda olanları alt alta yazın, burada muhalefete laf söylenecek en küçük bir ihtimal kalmış mıdır? Onlarca yıldır her alanda yapılan sınavlarda şifrelere, puan değiştirmelere, sehven karmaşalara rastlanmazken şimdi “neden arka arkaya ‘sehven’ fahiş haksızlıklar ortaya çıktığının” sorulması öfke mi gerektirir, özür mü? Yani her konuda öfkeyle baskın çıkılabiliyor, millet maalesef buna alıştı da bu kadarı fazla değil mi?
BU DA YARGI ÇELİŞKİSİ!
Her şey ortada, ÖSYM de kabul ediyor ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bir yandan “suç unsuruna rastlanmadı, kovuşturmaya gerek yok” kararı verirken diğer yanda YÖK’ten “ÖSYM Başkanı hakkında ‘görevi ihmal’den soruşturma izni” istiyor. Suç yoksa neyi soruşturacaklar, suç yoksa ihmal ne? Bir milyon 700 bin öğrencinin hayatını ilgilendiren haksızlık suç değilse nedir?
Ya bu soruşturma izni verilmez, ya da soruşturma sonucu bundan farksız çıkar. Yetmez ama..Artık katlanacaksınız zira hakkınızı arayacağınız mahkeme kalmadı, geçmiş olsun!
Prof’lara hapis ve Deniz Feneri!
Aynı anda öyle gelişmeler, olaylar duyuluyor ki “sözün bittiği yer”de hissediyorsunuz kendinizi..Önceki gün “Deniz Feneri davasında sona yaklaşıldığı ve yoksullar için toplanan bağışlarda 50 trilyon kayıp olduğu” açıklandı. Almanya’daki davada derneğin muhasebecisi Firdevs Ermiş’in “Bu bağışların farklı amaçlarla kullanıldığı; gayrimenkul alımı ve şirketler kurulmasına harcandığı, Kanal 7’ye aktarıldığı” açıklamaları da haberde verilmişti.
50 trilyon kayıp, Alman mahkemesinin “asıl failler” diye yıllar önce verdiği isimlerin hiçbiri tutuklu değil, bu ülkede katiller ve çocuk tecavüzcüleri bile serbest bırakılıyor. Bir milyon 700 bin öğrenciye yapılan haksızlık itiraf edilmesine rağmen “istifa bile” gerektirmiyor. Ama efendim, Bahçeşehir Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Başkanı Enver Yücel başta olmak üzere heyette bulunan Türkiye’nin en ünlü bazı profesörlerinin “7 yıldan 37 yıla kadar” hapsi isteniyormuş.
NEDEN Mİ ARARSIN?
Sebep mi, aramaya gerek yok, istendikten sonra neden bulmak kolay Türkiye’de; “Üniversite’nin Beşiktaş’taki binasında ruhsatsız inşaat nedeniyle imar kirliliğine sebep olmak”..İstanbul’da ve her ilde ruhsatsız başka inşaat olmadığı için (!) üniversite günah keçisi olarak kalmış.
Hayır, suç varsa cezası olabilir, zaten de “hak eden suçların cezasız kalması” en önemli sorun ama İstanbul ve her il gecekondu cenneti halindeyken bunun cezası “profesörlerin hapsini istemek” olamaz. Şimdi de sıra profesörlerin tümüyle susturulmasına, bunun mesajına mı geldi acaba? Akla başka neden gelmiyor ve yine.. Gelip “hak arayacak mahkeme kalmaması” noktasında duruyor herşey!

