Geçen Cumartesi akşamı İstanbul'dan Bodrum'a geldim ve aynı akşam bir yemekli toplantıya katıldım. Sevdiğim birçok arkadaşın ve meslektaşın da bulunduğu müzikli bir akşam yemeği...
Müzik de öyle böyle sıradan müzik değil. Önce Fatih Erkoç'un cazdan popa, oradan Türk Sanat Müziği'ne uzanan müthiş repertuvarı, arada, kesilmeyen İsrarlar sonunda Zülfü Livaneli nin en güzel şarkılarından birkaçı, kısacası tam anlamıyla bir müzik ziyafeti.
Hele bu şölen bir de Selahattin Duman'ın esprileriyle renklenmişse varın keyfini siz düşünün.
Simdi "Bir yanda sel felaketi, öte yanda yaklaşan deprem endişesi, art arda gelen tren kazaları, terör ve bilumum felaketler dururken müzik ve eğlencenin sırası mı" demeyin, bu sadece başlangıç... Ve ayrıca, Türkiye'de maalesef doğa olaylarının etkilerini, sonuçlarını kendi elimizle ağırlaştırdığımız, kazalara neredeyse bilerek neden olduğumuz, teröristlerin ailelerine taziye ziyaretine gidecek sorumsuzluğa bile sahip olduğumuz için bu olaylardan hiç kurtulamıyoruz ki...
Üzüntülerimizden ancak "çalınan saatler'le uzaklaşmak mümkün oluyor. Aksi takdirde milletçe toplu depresyona girmemiz işten bile değil.
Dönelim Cumartesi gecesine. Oturduğum yerden gözüm bir ara karşı masada kahkahalar atarak konuşmakta olan sarışın kadına ilişti.
'Aa... Ben onu tanıyorum. Kimdi bu?'
İç sesimi dışa vurunca; 'Claudia Roth" dediler.
"O da buralı oldu artık!"
- Nasıl yani?
- "Ev aldı, burada yaşıyor."
O artık "bizden biri"
Enteresan. Alman Hükümeti'nin İnsan Hakları Sorumlusu, Yeşiller Partisi Milletvekili, Türk-Alman Parlamenterleri Dostluk Grubu Başkanı Roth da demek artık "buralı."
Zaman zaman Türkiye'ye "sıkı" uyarılarda bulunan, MHP'li bir bakanın kendisi için ettiği küfür günlerce basının gündeminden düşmeyen, buna rağmen "Türkiye'yi seviyorum", "Bir Türkle evlenebilirim", "İstanbul'a yapılan terör saldırısı bize saldırıdır" diyen, Türkiye'nin AB üyeliği için gayret gösteren ve son yıllarda tatillerini ülkemizde geçiren Claudia Roth demek ki sözlerinde samimiymiş.
Daha sonra karşısına oturarak Alman erkek arkadaşının da katıldığı uzunca bir sohbet yaptık onunla. 3 haftadır burada olduğunu, 2 güne kadar ailesinin de geleceğini söyleyen "Yeşiller" Milletvekili önce gözlerini hayretle açarak bir soru sordu:
"Biz Almanlar bütün Almanca şarkıların sözlerini bilmeyiz, dikkat ettim buradaki herkes söylenen tüm şarkıları ezbere biliyor ve coşkuyla katılıyor. Nasıl oluyor bu?"
Gülmeye başladım soruyu duyunca;
'Biz 24 saat şarkı söyler, dans ederiz. İnanmazsanız TV'lerimizi bir izleyin' dedim. Bu sözlerimle ne kastettiğimi o anlamadı ama yanımızdaki Türk arkadaşlar hemen anlayarak bıyık altından güldüler.
Çengi gibi oynarız
Türkçe devam ettim açıklamama;
'Hele göbek danslarımızı bir görseniz. Hepimiz çengi gibi kıvırırız maşallah!'
Hiçbir acı, hiçbir üzüntü bizi "göbek"ten alıkoyamaz. Deprem olur o gece kıvırırız, tren kazası olur ara vermeyiz, sel felaketi olur göbek atar, havai fişekler patlatırız. Ne ölüler durdurur bizi, ne yaralılar. Ne soygunlar, ne vurgunlar... Bu duyarsızlık değil midir bizi "vur ağzına, al lokmasını" bir millet yapan, arkası kesilmeyen üzüntülere sürükleyen?
Bunları anlayacağı dilde söylemedim tabii ona. Claudia Roth artık Türkiye'de yaşamaya başlamıştı, kısa süre sonra kendisi anlayacaktı nasıl olsa!
Yeteneğimiz Claudia Roth'u nasıl şaşırttı?
Geçen Cumartesi akşamı İstanbul'dan Bodrum'a geldim ve aynı akşam bir yemekli toplantıya katıldım. Sevdiğim birçok arkadaşın ve meslektaşın da bulunduğu müzikli bir akşam yemeği...
Haberin Devamı

