Geçen hafta Brüksel'den döndüğümde size İstanbul'da yapılacak Yeşiller Grup Toplantısı'ndan söz etmiştim. Dün, Hilton Kongre Merkezi'nde yapılan toplantının bir bölümünü izledim. İnanın bana, bin tane parlamento heyeti göndersek, bin siyasi görüşme yapsak, bu karşılıklı görüşlerin paylaşıldığı dostça toplantılar kadar yararı dokunmazdı Türkiye'ye. Herhalde 'Yeşiller kadar hiçbir yabancı grubun da yaran dokunamazdı' dersek yanlış olmaz.
Sanıyorum Claudia Roth'un bu gelişmede önemli bir rol oynadığını da göz ardı etmemek lâzım. Türkiye'den ev alıp kısmen buralı da olan Roth, zaman zaman sıkı eleştirilerde bulunsa da (ki bu gerekli oluyor) sıkı bir Türk dostu. Brüksel'deki sempozyumda bize Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) lideri Angela Merkel'in, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin önünü kesmek için başlattığı imza kampanyası'nı gözlerini açarak, yanaklarını al basmış halde bir anlatışı vardı, ancak biz bu kadar kızabilirdik.
"Derhal durdurulmalı bu kadın" diyordu, "zarar verecek!"
Claudia Roth ve Yeşiller'in diğer üyeleri bu içten tepkiyi yanlız bize göstermediler, Avrupa'da yapılan Türkiye ile ilgili toplantılarda da ortaya koydular. Kulis de yaptılar.
Ve şimdi, toplantılarını Türkiye'de yapmakla Avrupa'ya; hem Türkiye'ye verdikleri önemi hem de onu şimdiden AB ülkesi olarak kabul ettiklerini göstermiş oluyorlar.
Salı akşamı Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu milletvekillerine ve diğer yabancı konuklara Dolmabahçe Sarayı'nda bir yemek de veren Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın "Avrupa Birliği'nde Türkiye: Ortak bir gelecek" konulu konferansı açarken yaptığı konuşma çok güzel hazırlanmıştı.
Dünyanın en eski medeniyetlerine, kültürlerine ev sahipliği yapmış, İslâm ülkeleri arasında en demokratik ve özgürlükçü ülke olan Türkiye'nin farklılıklarını, gelişimini, değişimini ve AB ile bütünleşmesinin her iki tarafa sağlayacağı yararları, "medeniyetler arası buluşmanın ve barışın en büyük göstergesi olacağını" kusursuz şekilde anlatıyordu.
Yeşiller Grubu Başkan Yardımcısı Daniel Cohn Bendit de Avrupa Komisyonu raporu sonrasında neredeyse aynı görüşleri dile getirmiş, Türkiye ile müzakerelerin hızla başlatılmasına, "ucu açık" bir adaylık statüsünün yerine hak ettiği gibi "tam üyelik" hedefi verilmesine taraftar olduklarını vurgulamıştı.
"Türkiye örneğiyle demokratik ve Müslüman bir ülkenin olabileceğini, demokrasi ile İslâm'ın bağdaşmasının mümkün olacağını dünyaya göstermiş olacağız" sözleriyle...
Ben Daniel Bendit'in bütün Yeşiller'in duygularını dile getirdiğine, bu duygulardaki içtenliğe ve gösterdikleri dayanışma ve desteğin Türkiye'ye çok yarar sağlayacağına inanıyorum. Ama bu arada bizim tepkilerimiz, bizim yaptığımız ve yapacağımız konuşmalar da büyük önem taşıyor. Konuşmalara yarın değineceğim.
Bugün 09:30'da başlayacak toplantıda Cem Özdemir, Kemal Derviş, Zülfü Livaneli, Canan Arın, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer gibi isimler var.
TV yöneticilerinin düşünme zamanı geldi!
İki gün önce, ülkemizdeki skandal haberleri, bu skandallara neden olanların olumsuz yerine olumlu tepki alır hale gelmeleri ve bu yozlaşmada medyanın, özellikle TV haber ve programlarının rolü ile ilgili olarak yazdığım 'Bir rezalet öyküsü' başlıklı yazıma iki gündür yurt içi ve dışından destek maili yağıyor.
TV yöneticileri arzu ederlerse bu mailleri kendilerine iletebilirim, belki gözleriyle görmeleri daha etkili olur diye düşünüyorum. Sadece birkaç tanesinden, kısa bölümler alabileceğim;
Meral Doğan Çiçek: "Yazınızı okumak beni ne kadar rahatlattı bilemezsiniz. Çocuk yetiştiren bir anne olarak toplumdaki bozulma ve kötüye gidiş beni çok tedirgin ediyor. Diğer gazeteci ve televizyoncular da aynı hassasiyeti gösterebilirlerse belki bir şeyleri kurtarabiliriz. Sizi tüm kalbimle tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum."
Salim Tuncay: "Ruhat Hanım, SİZİ TEBRİK etmek istiyorum. Türkiyemizin ve medyamızın gerçeklerini o kadar güzel ifade etmişsiniz ki yazınızda, sizi şahsım adına tekrar tekrar kutlamak istiyorum. Umarım yazınız bu kanayan yaraya el atılmasına yardımcı olur.
Yazınızı 2 kez okudum ve arkadaşlanma mail olarak gönderdim. KOLAY GELSİN!!!"
Nevres Taştan: "Yazınız bugün Türk toplumunun geçirmekte olduğu kültür iflâsının bir özeti gibi. Beyninize sağlık. Keşke bu yazıyı herkes okusa... Bir toplum düşünün ki mafyadan şikâyet etsin fakat o ülkede mafya dizileri reyting rekorları kırsın. Tefeciden, namussuzdan, hırsızdan, hortumcudan(....) şikâyet etsin ama TV'nin başına geçip bu hayâsızları kanal kanal izlesin. Ne oldu bize?" (Devamında özel kanalların sorumluluğunu vurguluyor.)
Pelin Somit: (Cerrahpaşa Tıp E son sınıf öğrencisi): "(...) Uzun zamandır okuduğum en güzel yazılardan biriydi. Dile getirdiğiniz gibi 'uyum sorunu yaşayan' tek siz değilsiniz, biz de varız (...) Bu kadarına pes diyoruz."
"itu.edu": "(...) Bu TV programları özellikle son zamanlarda iyice çığrından çıktı. Size yemin ediyorum televizyon seyretmek istemiyorum. Haber ve belgesel kanalları dışında seyredilebilir çok az program var. Onun dışında etmediğim beddua kalmıyor bu reyting canavarı kanallara. Ama seyredenler de bir numaralı suçlusu bu işin!"
İşte böyle... Devamını isteyenlere gönderebilirim. TV'ler için de ciddi bir değişim zamanı geldi mi, gelmedi mi karar vermelerine yardımcı olur belki!
"Yeşiller"e teşekkür borçluyuz!
Geçen hafta Brüksel'den döndüğümde size İstanbul'da yapılacak Yeşiller Grup Toplantısı'ndan söz etmiştim. Dün, Hilton Kongre Merkezi'nde yapılan toplantının bir bölümünü izledim
Haberin Devamı

