Avrupa Parlamentosu Yeşiller Partisi Milletvekili Cem Özdemir’in Türkiye’nin sorunlarıyla ilgili garip çıkışlarına artık alışmak mı gerekiyor bilmiyorum ama ben her seferinde ‘Ne diyor bu şimdi’ oluyorum doğrusu.
Kendisine sorulmuş, o da Ergenekon soruşturmasına destek verdiğini açıklamış. Doğaldır, ortada bir darbe girişimi veya ortam hazırlama çabası olmuşsa bunun ortaya çıkarılmasını herkes ister.
Eğer bu kapatma davasını etkileyecek bir fırsat olarak, iktidar partisi ve ona ait medyanın gayretleriyle türetilmiş bir olay değilse (ki bu duyguyu fazlasıyla verdiler) gerekenin yapılması, benzer olayların gelecekte de olmamasının sağlanması zaten şarttır.
Ama Cem Özdemir yine orada durmamış, daha iddianamesi beklenmekte olan, ne olup bittiği anlaşılmamış bir sorgulama sürecinde, sanki kendisi (Paşaların düşünceleri dahil) her şeyi biliyormuş gibi:
“Bu emekli paşaların çoğunun AB’ye karşı olduklarını biliyoruz. Bu komutanlar şükretsinler ki AB var. Avrupa Birliği sayesinde Türkiye’de idam cezası kaldırıldı. Aksi takdirde bu emekli komutanlar ve diğer isimler şimdi idamla yargılanacaklardı” demiş.
ACEMİ ACELECİLİĞİ
Yine durmamış ve adeta kapatma davasının açıldığı günden başlayarak “darbe”yi, “yargı darbesi”ni dillerinden düşürmeyen iktidar gazete ve gazetecilerinin ağzıyla, biraz da acemice aceleci (!) davranarak ve bir adım daha öteye geçerek “Ergenekon-kapatma davası” ilişkisini açıklayıvermiş (oysa daha Türkiye’de bu bağlantıyı kendisi kadar net seslendiren neredeyse yok):
“Ergenekon davası ve AK Parti’nin kapatma davasını birlikte göz önüne aldığımızda, Türkiye ya Avrupa düzeyinde çağdaş bir demokrasiyi yaşayacak ya da darbelerin konuşulduğu, halkın bastırıldığı, statükonun hakim olduğu bir sistemi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’in dediği gibi egemenlik kayıtsız şartsız milletin mi göreceğiz.”
DERSİ EKSİK EZBERLEMİŞ!
Dersin kendisine yeterli olacağına inandığı kısmını iyi ezberlemiş, darbe iddialarıyla-yargı darbesi ilişkisini kurmuş, bir de Bülent Arınç’ın “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözü duvarda kalmayacak” cümlesini ekleyince görevi tamamlamış.
“Darbe girişimi veya isteği olmuş mu ortaya çıksın” tamam, bu demokratik bir istek... Ama demokrasi aynı zamanda Türkiye’nin yüksek yargısına saygısızlığı da içeriyor mu AP üyesi Özdemir’e sormak lazım.
Bir de Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sında “egemenlik milletindir” sözünün arkasından “millet egemenliği yetkili organlar (yasama, yürütme, yargı) eliyle kullanır” açıklamasının geldiğini hatırlatmak...
Cem Özdemir “Yeşiller”i başka bir “yeşil”le karıştırıp iyice yeşilci mi olmuş belli değil.
Ama bu “idamla yargılanmak” meselesini 30 bin kişinin ölümünden sorumlu Abdullah Öcalan için de söylemiş miydi, şimdi onu hatırlamaya çalışıyorum. Kendisi hatırlatırsa sevinirim.
(Not: Bir elektronik TSK açıklamasının bile bir genel seçimi nasıl etkileyebileceği, nasıl zararlar vereceği 22 Temmuz öncesinde görüldü. Bırakın darbeyi, ordunun böyle bildirileri yayınlamasına bile toplumca karşı çıkılması gerektiğine inanıyorum. Benim eleştirdiğim konu AKP’ye mağduriyet üretmek isteyenlerin sürekli olarak TSK’yı hedef almaları ve yurt içinde bunun primini topladıkları gibi, yurt dışına da “siyasette askerin baskısının, varlığının sürdüğü” imajını vermeleridir.)
Yargılama “seçim sandığında” mı yapılır?
Bunu beyni yıkanan yabancı siyasetçiden, yabancı basından söyleyenler de oldu şaşırmadım ama İsmet Berkan’ın yazısında okuyunca şaşırdım doğrusu...
Berkan Pazar günkü yazısında şöyle diyordu:
“Oysa benim bildiğim kanaatlere veya karinelere bağlı bir ‘yargılama’ ancak seçim sandığında seçmenler tarafından yapılabilir. Yani seçmen geçmişte kötülük ettiğine inandığı partiye veya adaya oy vermez, oyunu daha olumlu düşünceler taşıyan parti veya adaydan yana kullanır.”
Şaşırtıcı, çünkü her şeyden önce Berkan Anayasa Mahkemelerinin dünyada ortaya çıkma nedenini bilen, bilmesi beklenen bir isimdir. Bu paragrafa göre hukukun, diğer mahkemelerin mevcudiyeti de tartışılabilir.
Diyelim ki ortada ciddi bir suç ve suçlu var. Ama onun yakınları, sevenleri “suç işleyebileceğine veya işlediğine” asla inanmıyor. Bu durumda hukuk işlememeli mi?
Kaldı ki Türkiye’de seçmen iradesi artık “ödüllerle satın alınır” hale getirildiği için doğal bir tercihten söz etmek bile zorlaşmıştır.
Anayasa Mahkemeleri bütün ülkelerde anayasayı ihlal eden, anayasaya karşı suç işleyen “yasama ve yürütme”leri denetlemek üzere ve halkın oyuyla gelen iktidarların ciddi hatalar yapabildiğinin, demokrasileri diktatörlüğe bile çevirebildiğinin görülmesi üzerine kurulmuştur.
Aslına bakarsanız tam da bu nedenle “bir askeri darbeyi önleyici en etkin yöntem ve kurum” rolü oynamaktadır. “Darbe istemiyoruz” diyenlerin de yine bu nedenle Anayasa Mahkemesi denetimine, kararlarına saygılı olması, bu mahkemeyi yıpratmaktan kaçınması gerekir.
Türkiye’de neden şu anda bunun aksi bir durum mevcuttur, asıl onu tartışmak gerekiyor.

