Halil Berktay ile (tarihçi olduğu söyleniyor) bir grup akademisyen ve yazar arkadaşı yıllardır birlikte ABD ve Avrupa’daki Ermeni diasporasıyla ortak çalışmalar (!) yaparlar, yoğun fikir alışverişinde bulunurlar. Hatta Amerikan CBS TV kanalında Ermenilerin finanse ettiği “Türkiye’nin soykırım yaptığına ikna” programında dönemin TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu ile merhum emekli Büyükelçi Gündüz Aktan’ın (ki her ikisinin de “Ermeni soykırım iddiasında gerçeklerin dünyaya anlatılması”nda unutulmayacak emekleri vardır) konuşturulmaması konusunda da internette haberleşmeleri, görüş paylaşımları, akıl vermeler olmuştu. Halil Berktay, diasporanın en önde gelen isimlerine öyle akıllar veriyor, Halaçoğlu ve Aktan’ı öyle içten hakaretlerle anlatıyordu ki kesinlikle tüm ABD’yi, hatta dünyayı inandırabileceğini düşünürdünüz.
Bu haberleşmeler bir internet sitesinin “Ermeni diasporasının yahoo grubuna sızan bir elemanı vasıtasıyla” ortaya çıktı, günlerce yayınlandı. Daha sonra ben de konuyu köşeme taşıdım. Bu grubun üyeleri arasında “Türkiye’yi AB’ye almayın” diyerek Avrupa’ya telkinde bulunan ABD’li tarihçilerden olan Stephen Feinstein isimli tarihçiyle yaptığı yazışmalardan ve diğerlerinden söz ederek kendisine bazı önemli sorular sormam üzerine Halil Berktay; VATAN dahil olmak üzere birçok gazeteye “Ruhat Mengi yalan söylemekte ve bana iftira atarak imajıma zarar vermektedir. Onunla yargı önünde hesaplaşacağız” ilanını verdi ve bana dava açtı.
İlk iş olarak, bu ilanla birlikte öne sürdüğü “Stephen Feinstein Türk dostudur, iddianın yalan olduğu buradan belli” sözünün doğru olmadığını kanıtladım (zira başkalarını yalanla suçlayanların her şeyden önce hiç yalan söylememesi gerekir): ABD’li Türkiye karşıtı tarihçiler listesinde en başta olduğunu yazdım. Daha sonra da bana açtığı tazminat davasında savunmamı sadece gerçeklere, yazdıklarıma dayanarak yaptım.
“KRAL ÇIPLAK”MIŞ... BİRİ ÇIPLAK AMA!
Halil Berktay yıllar süren davayı kaybetti ve temyize gitti. Bu yıl içinde Yargıtay’da bakılan davanın duruşması için Ankara’ya giderek çok sayıda hakim önünde kendim ifade verdim. “Bugün de olsa tıpatıp aynı şeyleri yazacağımı” hakimlere söyledim ve bu grubun yıllardır yurtdışında yaptığı (!) faaliyetleri anlattım... 26 Ekim’de Gültekin Hukuk Bürosu’ndan olan başarılı avukatım Dürdane Karaçöl’den “Davacı tarafın karar düzeltme talebinde bulunduğunu ve kararın Yargıtay’da tekrar incelendiğini, tüm itirazların reddedilerek dosyanın lehime sonuçlandığını” bildiren mesajı aldım. Harika değil mi, gerçeklerden şaşmadığınız zaman “şaşanların” açtığı hiçbir dava kazanılamıyor. (Siyasi davalarda durum değişebiliyor maalesef, bunun nedeni de Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu üzerindeki Adalet Bakanlığı baskısı...)
Bu haberi aldıktan iki üç gün sonra (geçen hafta) Halil Berktay’ı bir haber kanalında asık yüzüyle konuşurken gördüm. Yine “Ermeni soykırım iddiası” ile ilgili soruları “Türkiye’nin soykırım yaptığını kabul etmesi, geçmişiyle yüzleşmesi” benzeri basmakalıp laflarıyla (aynı lafları ABD ve Avrupa medyasında çıkan yazılarda, konferanslarda bol bol kullanırlar) canla başla tezini (!) savunuyor: “Birileri de ’kral çıplak’demeli” diyordu.
Oysa aslında çıplak olan sadece attıkları yalanlar... Bugüne kadar Türkiye tarafından “Buyrun tarihi belgeleri birlikte inceleyelim” diye davet edilen -başta Ermenistan- yabancı tarihçilerin gelmemesi, Ermenistan’ın “Ancak peşinen soykırımı kabul ederseniz geliriz” şeklindeki komik teklifleri karşısında hiç ’kral çıplak’dememişler, bu durum onlara “Madem ki çok eminler, neden kaçıyorlar” sorusunu sordurmamıştı.
Ama bunda da şaşacak bir şey yok, kısa süre önce Berktay’ın “Bir konferansta Ermeni bir tarihçi 1915 olayları için ’soykırım’demedi diye kalkıp salonu terk ettiği” TV’lerde konuşulmuştu. Bunu da bilerek şaşırmak mümkün mü?
TARİHÇİLER KURULUNA GİRMEMELİ
Sabancı Üniversitesi’nde ders veren ve muhtemelen “Türk Devleti’nin ne kadar soykırımcı ve inkârcı olduğunu” öğrencilerine sık sık anlatan Halil Berktay’ın şimdi de Ermenistan’la ortak tarih komisyonu kurulursa bu komisyona girmek istediği söyleniyor.
Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan, Reuters Haber Ajansı’na verdiği röportajda: “Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırların açılması için protokoller imzalanmıştır. Türkiye bu protokollere saygı göstersin ama Dağlık Karabağ sorunu Türk-Ermeni ilişkilerinden tamamen bağımsızdır” dedi. Yani Ermenistan Cumhurbaşkanı Petrosyan’ın protokol imzasından önce kafamıza çaka çaka söyleyip durduğu sözleri tekrarlarken aklınca bizi de köşeye sıkıştırdı. Başbakan ve hükümeti “Karabağ sorunu halledilmeden bu protokol TBMM’den geçmez” dediklerine göre İsviçre’de imzalanan protokol Türkiye’ye neyi sağlamış olacak? Sadece “Azerbaycan’ı kaybetme”yi mi? Aslında “tarih ortak komisyonu” da diasporadan ve Ermenistan’dan gelen tepkilerin üstüne kurulamayacaktır (onu da göreceğiz, umarım yanılırım) ama binde bir ihtimalle kurulabilirse Halil Berktay gibi değişmez şekilde önyargılı (daha doğrusu taraflı), tarih/belge filan dinlemeyip hep aynı ezberi tekrarlayan ve bunun da “ezber bozma” olduğunu iddia edenler (isimleri gayet iyi biliniyor) kesinlikle komisyona alınmamalıdır, şimdiden hatırlatmış olayım.
Protokole ve Nalbantyan’ın açıklamasına gelince; “komşularla sıfır sorun” derken şimdiden sorun sayısını 3’e çıkarmış bulunuyoruz, ne dersiniz?
Yenilmeye doymuyor!
Haberin Devamı

