Yeni projeler, neden olmasın?

Haberin Devamı

Dün Sözcü gazetesi yönetiminden gelen teklifi konuşmak üzere gazetenin sahibi Burak Akbay ve babası ünlü gazeteci Ertuğrul Akbay’la bir iş yemeğinde görüştük. Yemek bittiği anda internet sitelerinde “Bizim Sözcü’ye geçeceğimizle ilgili haberler” yayınlanmaya başlamıştı bile.. Oysa restoranda bulunduğumuz bölümde başka kimse yoktu ve haberleri bu hızla nasıl alıp servis ettiklerine olan hayretim (ve takdirim) doğal olarak tavan yaptı.
Eve dönerken daha arabada Medya Tava’dan arayıp konu hakkında açıklama istediler. Hayatımızda saklı- gizli hiçbir şey yok, bunda da saklanacak bir neden yok anlattım. Biz VATAN gazetesini kuran ekipte yer alan yazarlarız, gazetemiz “çocuğumuz gibi”dir, ona ve ekibimize bağlıyız ancak.. Hangi gazetede olursak olalım “bir baskı hissettiğimiz, görüşlerimizi-haberlerimizi okurlarımıza açıkça anlatamayacağımız ya da gazetenin çizgisinin değiştiği” bir ortam olduğu takdirde orada durmayacağımız zaten medyada bilinen bir gerçektir. VATAN gazetesinin kuruluş nedeni de buydu zaten; bağımsız gazetecilerin yönettiği, ‘evrensel basın özgürlüğü’ kavramına bağlı, tarafsız ve dürüst bir gazete yaratmak..

ŞÜPHE!

Şu anda doğrusu toplumun bunu ne kadar istediği konusunda bile şüphedeyim, zira evet VATAN kısa sürede başarılı oldu ama “en zor şartlar altında, bağlı olduğu medya grubu ağır Maliye baskılarıyla boğuşurken bile” elinden geleni yaparak bağımsız çizgisini koruma mücadelesi verirken, sorulduğunda “tarafsız haber ve yorum istiyoruz, gerçekleri duymak istiyoruz” diyen kesimlerin desteğini; olması gerektiği kadar hissetmedi(hissetseydi rekabet gücü de, her şey de çok farklı olurdu.)

Türkiye’de medyayla ilgili siyasi baskıları bilmiyormuş gibi “o yazarı aldınız biz gazeteyi bırakıyoruz, bu yazar ayrıldı biz gazeteyi bırakıyoruz” diyen okurlar gördük, üzülmedik mi, elbette çok üzüldük ama bu meslekte ve bu ülkede öyle beklenmedik olaylarla karşılaşıyorsunuz ki, aynen devam ettik. Bakalım şartları düşünmeden “bırakıverenler”in bu davranışları “istedikleri gibi gazeteleri arttıracak mı, azaltacak mı, ne yararı olacak” onu zaman gösterecek. (Bu davranışları “ben kızdım sandığa gitmiyorum, oy vermiyorum” diyenlerinkine benzetiyorum. Şartları düşünmeden..)

BURADAYIZ!

Herneyse, Sözcü gazetesi “kısa sürede sağladığı başarıyla” takdir edilecek bir gazetedir, ben de Medya Tava’ya konuşurken bunu belirttim. Yeni teklifler, yeni projeler de gazeteciler için, hele de mevcut ortamda heyecan vericidir. Biz her iktidar döneminde “evrensel demokrasi ve basın özgürlüğü çizgileri içinde” yazan kişileriz, buna imkan sağlayan ve “herhangi bir partiye angaje olmamış” her gazetede yazmaya devam edebiliriz ama önceliğimiz şu anda VATAN’dır.

Konu da bundan ibarettir.

*****

‘Kaset genel başkan’ mı, neden?

İktidar partisi sık sık aynı kaset konusuna dönüyor ve böylece “Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığından rahatsızlık duyduklarını” ele veriyor. Başbakan Erdoğan en sık hatırlatanlardan, dün yine “O gerçek anlamda genel başkan değildir, kaset genel başkandır” benzeri bir söz girmiş konuşmasına..

Nasıl yani; O kaset olayından sonra Deniz Baykal kendi iradesiyle istifa etmedi mi, Kılıçdaroğlu delegelerin ezici çoğunluğunun oylarıyla, hem de iki kez aralıklı şekilde oylanarak seçilmedi mi? AKP’li delegelerin oyları geçerli de diğer partili delegelerin geçerli değil mi? Bu mantık siyasetin neresine sığıyor? Bakın şimdi bundan önce aynı “kaset vuruşu” sonrasında yazdığım ve beklemekte olan yazımda neler demişim.

‘Ana muhalefet partisi’nin eski genel başkanı yıpranmıştı, belli konuların ve bölgelerin dışına çıkamıyor, tekrara düşüyor, çoğu kez agresiv bir tablo çizerek kendi seçmeninden de tepkiler alıyor ama umursamıyordu. İktidara ciddi olarak talip görünmüyor, muhalefette kalmak yeterliymiş gibi davranıyordu. “Statükocu” etiketi de üstüne yapışmış, bunlar ve daha birçok dezavantaj onu seçimlerde “kolay rakip” haline getirmişti.

ÇOK ÜZÜLDÜLER

Bu nedenle genel başkanlıktan gitmesi rakiplerini fazlasıyla üzdü, gazeteleri, TV’leri aylarca bunu işlediler, hala da üzülmeye devam ettikleri görülüyor.
Örneğin Kılıçdaroğlu’na “kaset olayıyla geldin” demek pek kolay, pek popüler bir “çakma” şekli. İyi de Baykal’a “ üstelik genel başkan olmasına rağmen özel yaşamına dikkat etmemeyi, bir de üstüne kameraya yakalanmayı” o mu önerdi? Böyle bir durumda, bir genel başkanın, ‘başbakanlığa talip olması gereken bir büyük parti liderinin’ istifa etmesi (ki olaydan sonraki ilk günlerde ortaya çıkıp reddetmemişti) ve yerine bir başkasının gelmesi dünyanın en doğal olayı değil midir? Ne kadar saçma ve çocukça bir yıpratma gayreti, hevesidir bu?

BAYKAL OLSAYDI..

Ama aslına bakarsanız, o günlerde “yetmez ama Evet” der gibi “Baykal yine de kalmalı” diyenlerin de hatalı olduğunu, seçimde bunun mutlaka “yıpratma amaçlı kullanılacağını ortaya çıkarması açısından da (ki o günlerde söyledik bunları) iyi bir örnektir. Eğer bugün Baykal genel başkan olsaydı, şu anda Kılıçdaroğlu’na “kaset genel başkan” yıpratması yapmaya çalışan kişiler aynen “Baykal’ın gizli ilişkisi ve kaset olayı, geleneklere aykırı genel başkan” temasını işliyor olacaklardı. Hiç değilse şimdiki gayretin tutarsız olduğu ortada.

Her ihtimali hesaplamadan, ‘görünen köy’e kılavuz arayanlara kapak olur belki!!

*****

Okurlarıma..

Sevgili okurlarıma yazma ihtiyacı hissediyorum, çünkü her mektubu cevaplamam, hatta çoğunu cevaplamam ‘zaman nedeniyle’ mümkün olmuyor. Ama gönderilen e-postaların ve internetteki yorumların hepsini tek tek okumaya devam ettiğimi bilmenizi istiyorum. Bazı mektuplarda “mutlaka cevap yazmam” için talep olmasına rağmen cevaplayamıyorum. Beni bağışlayın ve kızmayın. Hepinize sonsuz teşekkürler.

DİĞER YENİ YAZILAR