Yeni kriz... Omurgalı olmak ya da olmamak!

Haberin Devamı

Ortada bir haksızlık var ve malum ben haksızlıklara hiç mi hiç susamıyorum. Ana Muhalefet Partisi referandum öncesinde de, seçim öncesinde de ciddi çalkalanmalar yaşadı. Aslında bunların çoğu olmayabilirdi ama eski genel başkanları Deniz Baykal ile parti içinde-dışında ona yakın isimler bu kaos havalarını yaratmakta, bazıları bitirmek istemedikleri “koltuk kavgası” nedeniyle kendi partilerine zarar vermekte hiç sakınca görmediler.

Hatta o süreçte bunların da bazılarının “kendi partileri gelişme kaydedemezse tekrar genel başkan değişmesi gündeme gelir” diye özellikle kaosu sürdürme ve zarar verme gayreti olduğu gözlendi. “Türkiye’de siyaset” de her konu gibi etik kaybına uğradığı için artık bunları bile duymak hayrete düşürmüyor insanı. Bırakalım bu ciddi dezavantajları bir yana, seçimden sonra da bu partiye yüklenmek adeta moda haline geldi.

BDP’YE AYNI TEPKİ YOK!

Örneğin BDP de yemin etmedi, hatta Diyarbakır’da alternatif meclis kurmuşlar gibi konuşmalar oldu ama kimse “CHP’ye bu nedenle vuran, işi alaya-hakarete döken” yazıların, TV konuşmalarının içine BDP’yi katmadı. Demek ki mesele “vuracak bir neden bul da, ne olursa olsun” meselesidir, görünen o... Olup biteni hatırlayalım; seçilmiş iki milletvekilinin “haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan, YSK’nın da olur vermesiyle seçilmiş iki milletvekilinin tutuklulukları ısrarla sürdürüldüğü için yemin edememeleri ve kamu görevlerini yapamamaları”na çözüm arayan CHP kendilerine hiçbir yardım ve çözüm işareti verilmemesi nedeniyle, kalan tek çare olarak böyle “yemin etmeme” eylemine başlamıştı. Ki bundan önce BDP’li Sebahat Tuncel dahil başka tutuklu milletvekilleri için bir çözüm bulunduğu da biliniyordu.

KILIÇDAROĞLU NE DEMİŞTİ?

Basında yeterince yer aldı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları “Bize iki milletvekili için çözüm yolu açılana, Meclis’te ortak çalışmayla bir çözüm bulunacağına dair bir güven verilene kadar yemin etmeyeceğiz” dedi. Yani, herkesin hatırlayacağı gibi gerçekten de “onlar yemin edene kadar biz de etmeyeceğiz” demedi.

Yemin krizi büyür ve tabii ki Ana Muhalefet Partisi eylemi böylesine kritik bir dönemde tüm gündemi kaplarken araya Meclis Başkanı Cemil Çiçek girdi, onunla birlikte hava değişti, bir “ortak irade metni” hazırlandı ve “krizin ülkeye zarar vereceği” de herhalde düşünülerek yemin edildi. (Bu arada, her fırsatta kaos yaratıp kendi partilerini zora sokan milletvekillerinin içerden sıkıştırmasının rolü de az değildir tahminen. Aynı ayrışma BDP’de olmadığı için onlar direnme eylemlerini “kesin sonuç alana kadar” sürdürüyorlar.)

CEMİL ÇİÇEK’E DE ZARAR VERDİ

Sonuçta ise Başbakan, Cemil Çiçek ’in çözüm üretici gayretiyle edilen yeminleri “Dik duramadılar, bu durumda halk onlar için ‘dürüst değiller, omurgalı değiller’ demiyor mu” benzeri sözlerle karşılayınca ortaya yeni bir “dürüst-omurgalı olmak ya da olmamak krizi” çıktı.

Peki bu durumda Cemil Çiçek ’in araya girmesinin anlamı, onun elde ettiği kredi ne oldu? Bunun “bir tuzak olduğu” mu düşünülmeli veya artık partiler birbirinin sözüne filan da güvenmemeli mi? Muhalefet partileriyle Meclis’te uyumlu bir çalışma istenmiyor mu?

Bence bu konuşma Kemal Kılıçdaroğlu’na ve partisine verdiği zarar kadar Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e de zarar vermiştir. Ve aslında “Ana Muhalefet Partisi’ni kötülemek için bunu bile fırsat saymak” da üçüncü kez tek başına iktidar olan, herkesi kucaklayacağını söyleyen, yeni anayasa için muhalefeti de uzlaşmaya çağıran bir partiye yakışmadı.

“En büyük benim başka büyük yok” demekten başka kim, ne kazanmış oldu?

*****


Genelkurmay’dan aradılar!

Salı günü Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Süngü beni telefonla aradı ve 2 Temmuz’da yazdığım “Çözüm bulunmuş, evlenmesinler” başlıklı yazımdaki iddia için bir açıklama yaptı.

Bu yazıda Güneydoğu’daki son terör eylemlerinde verdiğimiz şehitler le ilgili olarak gazete manşetlerine çıkan; “Genelkurmay Güneydoğu’daki askerlere ‘ailelerini göndererek garnizonda kalmalarını, bekar iseler askerlikleri süresince evlenmemelerini önerdi” haberini yorumlamış ve ‘koskoca ordu bunu önereceğine askerlerini korumak zorunda değil mi’ diye sormuştum ki benzer yazıları karakol baskınlarından sonra da yazmış, TV programımda defalarca sormuştum.

Tuğgeneral Süngü biraz kırgın, biraz da kızgın olduğunu hissettiğim bir tonla bana “askerlere evlenmemelerinin hiçbir zaman önerilmediğini, bunun insan haklarına aykırı olacağını” anlattı. Demek ki haberlerde bir hata veya ilave vardı, ben de hataya katılarak fark etmeden haksızlık yaptıysam bunu düzeltiyorum. Ülkemin en önemli kurumlarından birine zarar vermeyi elbette istemem.

*****


Şikayetçi olduğunuzu kediler bilmiyor!

Dün yazdığım gibi “sokak hayvanlarının korunması ve medeni yollarla ‘hızlı çoğalmalarının önlenmesi’, bazı belediyelerin ve HAYTAP gibi hayvan hakları kuruluşlarının öncülüğüyle bu girişimin ülke çapında yaygınlaştırılması” konulu yazı dizime çok sayıda ilden mektup yağıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden gelen ikinci cevap yazısında “Anadolu ve Avrupa yakalarında kurulacak ve sadece köpek değil farklı hayvan türlerinin barınabileceği hayvan ormanlarında başlatılacak rehabilitasyon” tekrar anlatılıyor, proje için Avrupa yakasında Kemerburgaz’da 90 dönümlük alanın “tahsis işlemlerinin tamamlandığı ve ihaleye çıkma aşamasında olduğu”, Anadolu yakası için “işlemlerin devam ettiği, biter bitmez ihaleye çıkacağı” bildiriliyor.

BİTLİS, BARTIN VE DAHA ÇOĞU...

HAYTAP Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat gönderdiği mesajda “Barınak yerine ‘bakımevi’ dememizin daha doğru olduğunu, hayvan haklarına daha makro düzeyde bakmamızın çözüme yararlı olacağını” belirtiyor. (Mikro dan makro ya doğru gidiyorum merak etmeyiniz. Mikro gibi görünen olaylar sorunun can damarı bana göre..)

HAYTAP’ın faaliyetlerinin Balıkesir’den, Bartın’a, Bitlis’ten, Giresun’a, Bursa’dan Diyarbakır’a birçok ilde sürdüğünü ve bunların çoğunda önemli gelişmeler elde edildiğini de HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Başkan Yardımcısı Nesrin Citirik ’in gönderdiği açıklamalardan anlıyorum (Bolluca’yı ve Kuşadası’nı yazacağım). Bakımevlerinde en büyük sıkıntı bence özgür olmaları gereken zavallı hayvanların küçük kafeslere tıkılmaları.. Bu belki zorunluluk ama işte yapılacak ormanların onları kurtaracağını, daha geniş tel bölmeler içinde dolaşabileceklerini umuyorum.

Şunu da söyleyeyim, “zil çalarak çağrılmaya alıştırılırlarsa” inanılmaz bir hızla toparlanıyorlar.

BEBEK BAĞ SOKAĞI

Birkaç gün önce bu mahallede kediler konusunda yaşanan sorunu, onlara mama atılmaması için mahalle sakinlerinin kireç döktüğünü, kedilerin canlı canlı konteynırlara atıldığını “Oya Pak” isimli hayvan gönüllüsü okurumuzun mektubundan aktarmış ve ‘Hangi belediye bunu yaptı” diye sormuştum.

Beşiktaş Belediyesi veteriner biriminden ve Temizlik İşleri Müdürlüğü’nden hemen cevap geldi, olayların mahallede oturanlar ile “mama veren gönüllüler” arasında geçtiğini, kendilerinin bir ilgisi olmadığını açıklıyorlar. Bu arada Bebek Bağ Sokağı’nın, aralarında Elektrik Yüksek Mühendisi Şulettin Metinkal gibi iş adamlarının da olduğu birçok sakininden “mahallede gecekondu değil, 70-100 yıllık tarihi evlerin bulunduğunu ve sorunun kedilere verilen yaş mamaların çevreye verdiği rahatsızlıktan kaynaklandığını” anlatan sayısız mektup geldi.

Yazdıklarında elbette haklılık payı var, mama verilince kedi sayısı artar, mamalar temizlenmezse hijyen sorunu yaratır vs. Ama bunlardan o kediciklerin hiç haberi yok, tek istekleri “aç-susuz kalmamak” .. İşte bu nedenle sayıları “MEDENİ ŞEKİLDE” kontrol altına alınmalı, bu çok önemli.

Bağ Sokağı sakinleri biraz sabretsinler ve Mustafa Sarıgül’ün “1 Ekim’den önce açılacağını” söylediği Şişli Belediyesi Hayvan Ormanı’nın açılmasına kadar o kedileri kendileri korusunlar. Hepsini alıp kısırlaştırmak ve korumak için ben onlara söz veriyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR