Yazıcıoğlu, Akbağ ve sistem

CNN'de Mehmet Ali Birand'ı izliyorum... Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nün geçirdiği trafik kazasından sonra girdiği koma halinden, beyin ölümünün gerçekleşmesinden ve hastanede ziyarete gelenler için açılan defterdeki mesajlardan söz ediyor

Haberin Devamı

CNN'de Mehmet Ali Birand'ı izliyorum... Denizli Valisi Recep Ya-zıcıoğlu'nun geçirdiği trafik kazasından sonra girdiği koma halinden, beyin ölümünün gerçekleşmesinden ve hastanede ziyarete gelenler için açılan defterdeki mesajlardan söz ediyor.

Ziyaret edenlerden biri Yazıcıoğlu için "Hayatınız boyunca sistemdeki hataları düzeltmeye çalıştınız. Ve ne yazık ki bu hatalardan biri, trafik sisteminin yanlışlığı hayatınıza maloldu" yazmış.

Birand "İşte bugün sistemi tartışacağız" dedi. Hangi sistemi, trafiği mi kastetti bilmiyorum ama bana genel olarak bizim "sistem" kavramımızı düşündürttü bu söz.

Sistem, sistem deyip dururuz hangi konuda oturmuş, kurallarına uyulması sağlanan bir sistemimiz var? Sistem dediğimiz nedir daha doğrusu, medeni ülkelerde her konuda yerine oturmuş kurallar, yasalar değil mi?

Recep Yazıcıoğlu en azından kendi bulunduğu çevreyi düzenlemeye, o çevreye yararlı olmaya çalışan cesur, gözüpek bir insandı. Kaybı ülke için çok yönlü bir kayıptır. Şoför 8/8 suçlu bulunarak cezaevine konmuş. Kaç gün orada kalacak dersiniz? Yasa, kural mural olmadığı için o da Ercan Arıklı'nın yaşamına malolan şoför gibi kısa bir süre sonra serbest kalır.

Hiçbir yaptırımı olmadığı için her türlü dikkatsizlik devam edeceğinden biz bir süre sonra başka bir Recep'e veya Ercan'a üzülüyor oluruz. Demet Akbağ ve ailesinin kafasına Akmerkez'de düşen dekor olayında cezaya karar vermek için "zarar" hesaplanıyor. Yani kimin kafasında, kolunda ne kadar zarar var ona bakılacak.

İyi ama ya potansiyel tehlike, ya psikolojik zarar? En az maddi zarar kadar önemli bunlar. Ölüm olabilirdi, o dekor bir ailenin geleceğini karartabilir, hatta tümüne ölümcül zarar verebilirdi. Avukatlar "zarar gören uğradığı zararı ispatlamalı" diyor. Bunun daha
ne ispatı olacak?

Tecavüz, gasp ve hatta cinayetlere bakın. Hep aynı noktaya geliniyor. Birkaç yalan, birkaç "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" hikâyesi olay kapanıyor, mağdurlar zararıyla ya da öldüğüyle kalıyor.

Eğitimde sistem kurbanı
Hangi konuya baksanız aslında söz konusu olan sistem değil, sistemsizlik. Bizim ancak ondan söz etmeye hakkımız var. Her gelenin kendine göre yeni bir başıbozuk düzen yarattığı ülkede sistemden kim şikâyet edebilir?

Okulu olmadığı için öğrencileri açıkta kalan, yolları delik deşik olduğu için servis araçları kaza yapan, kitabı, malzemesi olmadığı için eğitim yapılamayan bir ülkede Milli Eğitim Bakanı sadece YÖK'le uğraşıyor.

Öyle uğraşıyor ki Bakanlık adeta YÖK'le özdeşleşiyor.
Aradan kısa bir zaman geçiyor, bu kez "İlk sömestr geçen öğrenciye ikinci sömestr devamsızlıktan kalmak yok" gibi yeni bir abukluk duyuyoruz.
Kimse de çıkıp "Dünyanın kaç ülkesinde var", "Nerede başarıyla uygulanmış" ya da "Türkiye gibi zaten okullarında devam sorunu olan bir ülkede bu nasıl olur?" diye sormuyor.

Öylesine özgür bir ülke burası. Özgürlük eşittir başıboşluk. Ne bir uzman görüşüne gerek var, ne konuyu bilen danışmanlara... Ne yasaya, ne cezaya...
Hele Cumhurbaşkanının yetkileri kısıtlansın hiç olmayacak. "Çoğunluk" var ya yeter o...

Türk usulü demokrasi işte. Güle güle kullanalım!

Sus...Burası hastane
Eşimin geçirdiği operasyon nedeniyle bir gece hastanede kaldık. Ameliyatı yapan Dr. Yusuf Bükey, Metropolitan Florence Nightingale'i tercih ettiği için orada. "Florence Nightingale" hastanelerini eskiden beri beğenirim. International, Amerikan Hastanesi, İstanbul Cerrahi, Memorial, J.E Kennedy, Alman Hastanesi gibi kusursuz (veya en az kusurlu diyelim) bulduğum birkaç sağlık merkezi arasındadır onlar da.

"Kusursuz" derken sadece doktorlarını, operasyonları, bakımı kastetmiyorum. Bana göre hemşire kalitesi, hijyene gösterilen önem, yemekler,
sessizlik hepsi bir bütündür hastanelerde.

Metropolitan Florence Nightingale gerçekten her yönüyle süper göründü bana... Gürültü hariç.

Sabahın 7'sinde temizlik görevlileri olanca rahatlıklarıyla işe başlıyorlar. Adeta o saatte bütün hastaları uyandırma görevini üstlenmiş gibiler. Buna bir de ziyaretçilerin ağlayan cocukları eklenince sorun büyüyor.

Olaya bakın şimdi... Koridorda canhıraş feryatlarla ağlayan bir erkek çocuk sesi. Sonra anneyi duyuyoruz; "Ah güzel oğlum benim, vah canım oğlum benim..." O böyle dedikçe çocuk sesinin tonunu giderek artırıyor. Öyle ya, bağırdıkça annesi daha çok seviyorsa neden olmasın?

Biraz sabrettim, sonra kapıyı açarak baktım. Annesinin kucağında 4-5 yaşlarında bir çocuk.

Fısıltıyla "Ona buranın hastane olduğunu anlatsanız belki susar" dedim. Çocuk iki dakika içinde sustu, bir daha da sesi çıkmadı (Söylerken yüzüm nasıldı merak ediyorum şimdi...)

Kısacası... Hastanelerin duvarlarına, parmağıyla "Sus" işareti yapan hemşire fotoğrafını yeniden assalar diyorum.

Hastanelerimiz de otellerimiz gibi Avrupa'yı, Amerika'yı geçti. Pek az kusur kaldı. Düzeltsek şunları da!

DİĞER YENİ YAZILAR