12 Ocak Pazartesi akşamı TRT1'de "Susma Konuş" programında Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nın değişmesi gereken maddeleri tartışıldı.
"İki Profesör davası" olarak 2000'li yıllar Türkiye'sinin tarihine işlenecek olan davalarda beni gönüllü olarak savunan hukukçulardan biri; Türk Kadınlar Birliği Başkanı Avukat Sema Kendirci ile meslektaşım Ayşe Özgün'ün de katıldığı programda ilginç olaylar yaşandı.
150 milyar tutarındaki davaları açanlardan biri olan Prof. Sulhi Dönmezer Ayşe Özgün'ün bana açılan davalardan söz etmesi üzerine "Ama o edepli davranmadı" dedi. Özgün'ün "Siz bir gazeteciye 'edepsiz' diyorsunuz, buna itiraz ederim" cevabına ise Profesör anında "Ben öyle bir şey demedim" sözleriyle karşılık verdi.
Aynı programda Profesör canlı yayına telefonla katılan bir hukukçu (Adem Sözüer) ile Komisyon üyesi milletvekili Orhan Eraslan'ın konuşmalarını sunucuya müdahale ederek engelledi. Masadaki diğer konukların bir kısmını "Ben Türkiye'de ceza yasalarını hazırlayan kişiyim. Ben bütün hukukçuların hocasıyım" şeklindeki konuşmalarıyla susturdu. Kendisi konuştu ama diğer konuşmacıları dinlemek istemedi.
Kısacası baskıcı anlayış TV'lere yansıdı. Bir bakıma iyi oldu bu; zira toplum bugüne kadar birçok kimsenin (hukukçular, kendi öğrencileri, her iki partinin komisyon üyesi milletvekilleri) anlatmaya çalıştığı ters tutum izlenebildi.
Burada en önemli noktalardan biri şu; demek siz Türk toplumunun en az 50 yıllık geleceğini yakından ilgilendiren, ülkenin demokratikleşme çabasını köstekleyen, Uyum Yasaları ile ters düşen bir konuda itiraz eden yazarın, üstelik bir anlayışa karşı söylediği "hastalıklı anlayıştır", "Bunu savunanlar da ancak ruh hastasıdır" şeklindeki genellemelerine karşılık (ki bu yasa 18 yıldır tartışılmaktadır, bu sözler aynı savunmayı yapan herkesi kapsar, buna rağmen iki kişi dışında kimse alınganlık göstermemiştir) 150 milyar TL'lik dava açacaksınız, sonra da bir köşe yazarına TV'lerden "edepsiz" diyeceksiniz ve anında söylemediğinizi iddia edeceksiniz.
İkinci Profesör Soyaslan da yeni açtığı davada "Ben olsam evlenir, haydi hayırlısı derdim" sözlerini söylemediğini iddia ediyor. Milliyet Gazetesi'ndeki röportajı ve konuştuğu program bandı ortada...
Böylesine ciddi ve hayati önem taşıyan bir konuda eleştiri kabul etmeyen ve başkalarını kıyasıya suçlayanlar daha dikkatli konuşmalı.
Hukukçuların unutmaması gereken bir şey var; Her cümle sizin de aleyhinize kullanılabilir.
Hukukta baskı olmaz!
Çağdaş Türkiye'nin kızları!
Bu yılbaşı yine aldığım en güzel hediyelerden ve kutlamalardan biri Beymen'inkiydi. 1996 yılından bu yana sürdürdükleri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin "Bir Işık da Siz Yakın" kampanyasına destek projesini bu yıl da devam ettirmekteydi Beymen. Ve benim adıma bu yıl da bir üniversite öğrencisine burs vermekteydi. Gözlerim, benim için yakılan bu ışıkla parladı, Beymen'in mektubunu ve CYDD'den gelen teşekkür kartını görünce.
Bu yıla kadar ÇYDD'nin bu kampanyasına ailece katılarak çok sayıda öğrencinin eğitimine katkıda bulunduğumuz için büyük mutluluk duyuyorum. Bunun yanında Beymen, Turkcell gibi kuruluşların eğitime verdikleri destek, kimbilir kaç kişinin adına okuttuktan öğrenciler benim için çok büyük anlam taşıyor.
Evet, Turkcell de ülkeye, topluma hizmet sorumluluğunu zevkle, şevkle üstlenen bir kuruluş.
ÇYDD ile ortaklaşa yürüttükleri "Türkiye'nin Çağdaş Kızları Projesi" ile 2000 yılından bu yana 35 ilde 5000 kız öğrenciye karşılıksız öğrenim bursu vermişler.
ÇYDD Başkanı Türkân Saylan 10 Ocak Cumartesi günü "Çağdaş Kızlar Yönderleriyle Buluşuyor" toplantısında muhteşem bir konuşma yaptı. Geçirdiği (ve çok şükür atlattığı) ağır hastalık döneminde bile çalışmalarına ara vermeyen bu cesur kadın konuşmasının sonunda "Cumhuriyet bir avuç insan tarafından kuruldu. Onlar bunu inanarak başardılar. Bizim de şimdi çalışarak, birbirimize destek olarak çağa uymamız gerekiyor. Yeter ki aynı düşünceyi, aynı yüreği paylaşalım" dedi ve ekledi:
"Turkcell gibi on kuruluş olsa kimbilir kaç öğrenci okutabilir, bu kampanyayı ne kadar genişletebilirdik..."
Eh, böyle kuruluşları alkışlamaz da ne yaparsınız?
Tesadüf bu ya!
Cumartesi günkü konuşmasında Türkân Saylan kısaca Atatürk'ten söz ederken şöyle dedi:
"Orta Asya'daki, Asya'daki Müslüman ülkelere, Arap ülkelerine gittiğinizde duvarlarda Mustafa Kemal'in resmini görebilirsiniz. Size adı Mustafa olan çocuklarını getirip gösterirler. Onun cesaretine, kahramanlığına öyle hayran kalmışlardır. Ben bunları yaşadım..."
Pazar sabahı Murat Bardakçı ise köşesinde şöyle diyordu:
"AKP'li Hüsrev Kutlu'nun beğenmediği o resim İslâm dünyasının sembolüydü. Mustafa Kemal'in mareşal üniformalı resmi Tunus'tan Hindistan'a kadar Müslüman evlerin duvarlarını süslüyordu. Çünkü Cumhuriyeti kurduğumuz sırada dünya üzerinde bağımsız olan tek Müslüman ülke Türkiye idi..."
Türkân Saylan'ın kendi gözleriyle görüp yaşadığı şeyleri Murat Bardakçı bir tarih bilgisi olarak vermekteydi. İlginç değil mi sizce de?
Yazara edepsiz diyen Profesör!
12 Ocak Pazartesi akşamı TRT1'de "Susma Konuş" programında Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nın değişmesi gereken maddeleri tartışıldı
Haberin Devamı

