Konu enteresandı çok, ben de değinmeden geçemem doğrusu. Çünkü öyle görülüyor ki farklı kesimlerle bu kahvaltılar sürecek.
Başbakan Erdoğan “Açılım”ı konuşmak için bu kez edebiyatçılarla (aralarında edebiyatçı olmayanlar da vardı ama) bir araya geldi. Bazı yazarların kahvaltılı toplantıya mazeret bildirerek katılmadığı aynı gün haber olmuştu ve Erdoğan da toplantıda bu konuya değinmeyi unutmadı:
“Ak Parti’ye karşıyım katılamam diyenler varsa bu bizi incitir. Bu kahvaltıda bulunmak kimseye bir şey kaybettirmez. Buradan çıkışta torna makinesi yok” dedi.
Şimdi bir başbakanın, diyelim ki Tayyip Erdoğan’ın yerinde başka bir isim olsun ve bugüne kadar iktidarı döneminde görülen baskılar da biliniyor olsun; bu sözleri söylemesi bırakın baskıyı, tehdit anlamında alınır mı alınmaz mı?
O yazarların kahvaltıya katılıp katılmama, belki “bu konuyu tartışıp tartışmama” özgürlüğü yok mudur? Eğer gerçekten ülkede demokrasi varsa ki olduğu, hatta giderek “daha da demokratikleştiğimiz” iddia ediliyor, o zaman bu özgürlük olmalıdır. Oysa şu anda hiç şüphe yok ki katılmayan yazarların tamamı müthiş bir huzursuzluk duymaktadırlar.
Başbakan Erdoğan hangi kesime hitap ediyorsa onların ruhunu okşayacak sözleri (“sanatçılara” ise sanatçı konuşmalarından, edebiyatçılara-yazarlara ise edebiyat üstadlarından) alıntı yaparak okumakta çok usta... Konuşmalarını kim hazırlıyorsa (mesela Mustafa Şahin) helâldir yani, ama gel gör ki alıntılarla ve söylemle eylem birbirini tutmuyor.
Meselâ Cemil Meriç “Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim demiş” sözlerini söylerken ülkede birçok kimsenin bırakın “muhteşem istikbal”i, “sıradan bir istikbal” güveni bile kalmadığını, büyük kitlelerin atılan uzlaşmaz, baskıcı adımlarla, “benden olmayana hayat yok” anlayışıyla gelecek endişesine sürüklendiğini, ya da bugün bile katlanılmaz sıkıntılar içinde olduğunu hatırlaması lazım.
Medyanın, yargının, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve her kurumun (bağımsız iseler) ağır siyasi baskı altında konuşmaktan korktuğu, demokratik özgürlüğe sahip olmanın “ağır şekilde cezalandırılabileceğini” düşündüğü, harç zammına itiraz eden öğrencilerin veya herhangi bir tepki gösteren vatandaşın, eylem yapan işçinin polis dayağı yediği, aynı partiden milletvekillerinin bile ancak “önce istifa ederse konuşabildiği” bir ülkede, kısacası bugünü yaşayamadığınız ortamda hangi “muhteşem istikbal”den söz edilebilir ki?
Yüksek yargının ve diğer yargıçların siyasi taraf haline getirildiği günler de gelirse bu ülkede konuşmaya, demokratik hak istemeye cesaret edebilecek kim kalacak ki?
Kahvaltılı toplantıya katılmayanlara yapılan bu baskı gerçekten kabul edilemez bir durumdur. Bugün susulup sineye çekildiği takdirde arkadan daha nelerin geleceği de belli değildir.
Başbakan Erdoğan gerçekten bu sözünü gözden geçirip geri almalıdır, yapması gereken budur.
Tabii “7,5 yıldır daha fazla demokratikleşme için, temel hak ve özgürlükleri geliştirmek için çalıştık” sözlerine inandırmak istiyorsa!
Bak, Ben Sana Anlatayım
O kadar güzel kitaplar geliyor ki bazen “önce şöyle bir bakayım” diye başlayıp zamanı unutarak yazıma geciktiğim oluyor. Ekonomi yazarı olarak, daha da doğrusu bir “duayen yazar” olarak uzun yıllardır içten üslubu ve esprileriyle “Ayşe teyzem diyor ki” diye başladığı; “saf ve bakir Anadolu çocuğu” ifadeleriyle yazdığı yazılarla büyük kitlelere kendini sevdiren Güngör Uras’ın “Bak, Ben Sana Anlatayım” kitabı da aynen öyle oldu.
TRT’de “İstanbul Yeniköy’deki fener”in yerinden kopmasını bildiren ve “ilgililere duyurulur” anonsu yapılan haberle ilgili yazıyı “Tipik Türkiye olayı” diye kahkahalarla okudum. Vehbi Koç’un İstanbul’a gelecek yöneticilere sağlanan imkânlar ve firmaların yaptığı israfla “ABD’deki durum”u karşılaştırdığı “Bir hikaye”yi hüzünle... Turgut Özal’ın “kendisi Merkez Bankası Başkanı olacakken” Güngör Uras’a başkan yardımcılığını teklif etmesini ve onun reddetmesini anlatan yazıyı hayretler içinde... Hepsini kısa sürede bitirdim ama ne büyük keyifle bilemezsiniz. Onun için size de hatırlatmaya karar verdim.
Güngör Uras’ın “Bak ben sana anlatayım” kitabını mutlaka okuyun, hem eğlenecek, hem de çok şey öğreneceksiniz.

