Yaygın bir andropoz sendromu! (2)

Dünkü yazım “Özellikle karısının tesettüre ve dört duvar arasına girmesinden memnun, böylece otorite kurarak sınırsız özgürlüğe kavuşmuş erkekler için kadına her istediğini yaptırmak diğerlerinden daha da kolaydır” diye bitiyordu, devam ediyoruz

Haberin Devamı

Dünkü yazım “Özellikle karısının tesettüre ve dört duvar arasına girmesinden memnun, böylece otorite kurarak sınırsız özgürlüğe kavuşmuş erkekler için kadına her istediğini yaptırmak diğerlerinden daha da kolaydır” diye bitiyordu, devam ediyoruz.

Ertuğrul Özkök’ün, yazısında örnek gösterdiği dayak yiyen ve önce şikayette bulunup sonra geri alan milletvekili eşi gibi...

Veya bir masada tek başına yemek yemeğe mecbur edilip buna ses çıkarmayan Bakan eşi gibi...

Kaldı ki önce “O benim eşim, yazanları dava edeceğim” diyen Adnan Şahin durumunda sevgilinin “imam nikahlı eş” olması da çok mümkün. Böyle durumlarda aldatılan kadının kişiliğini koruyabilmesi için en önemli şart maddi dayanaktır, güçtür. Bunu sağlayacak olan da “eşlerin eşit mal paylaşımı”dır. Ama Kral Abdullah için bile özel yasa çıkarmayı düşünen, 4 yılda istediği yüzlerce yasayı şıp diye çıkarıveren AKP bunu kolayca yapabilecekken kadın örgütlerinin bütün ısrarına, kendilerinin de madde üzerinde “şerh”i bulunmasına rağmen yapmıyor.

Neden yapmadığını bu ülke kadınlarının ısrarla sorgulaması ve gereken baskıyı oluşturması şarttır.

Tekrar Eşref Cerrahoğlu’nun “Tıpta böyle deniyorsa andropozdayım” lâfına dönecek olursak... Görgülü, akıllı, eğitimli ve üstelik yaşını başını almış, çoluk çocuk sahibi insanlar andropozu da saygınlıklarına, sorumluluklarına uygun atlatmayı, gülünecek hale düşmemeyi başarabilirler.

Nedense bugünlerde bir kalitesiz andropoz sendromu, 40 yıllık evli ortayaş üstü erkeklerin aklını kaçırıp 20’lik kızların, kadınların peşine düşmesi Türk toplumunda öne çıkmış durumda.

Bütün değerlerinin birkaç şaşkın tarafından altüst edilmesine bugüne kadar göz yuman, olayları film izler gibi sessizce izleyip dilini yutan bir toplum, bir de üstüne reyting, tiraj uğruna çarpıklıkları “normal yaşam” gibi empoze eden medyasıyla belki de bunu hak ediyor, kimbilir?

Asıl üzülmemiz gereken konu; evliliğe karşı yepyeni korkular geliştiren, değerlerini tümüyle şaşıran “genç kuşak”tır, yazık oluyor onlara!

*****

Tarkan’ın tahtından indiği gece!
İsteyip de yazamadığım, zamanını geçirdiğim ama beni çok etkilediği için de mutlaka yazmam gereken birkaç konu var.

Kenan Doğulu’nun Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda kısa süre önce verdiği inanılmaz güzellikteki konser bunlardan biriydi. O gece Doğulu hiç tartışmasız Tarkan’ı yıllardır bulunduğu tahtından indirdi ve görkemli şovu, 7000 izleyicinin her notasına, her kelimesine eşlik ettiği nefis şarkıları, kadife sesi ile o tahta kuruldu.

Ben de bunu hem gözlerimle gördüm, hem de o 7000 kişiyle birlikte, ezbere bildiğim şarkılara eşlik ettim.

Daha üzerindeki gri, sırmalı ceketi, beyaz gömleği ve “blue jean”iyle merdivenlerden indiği ve “Havada aşk kokusu var”a başladığı anda, merdivenlere bile koltuk rahatlığıyla yayılmış olan hayranlarının çığlıklarıyla karşılaştı.

Sözüm ona bazı sözleri fazlasıyla erotik bulunduğu için hakkında dava açılacağı söylenen “Çakkıdı”ya başladığı an dev tiyatro “Kenan, Kenan” temposuyla inledi. Arkadan Dön gel, Pamuk, Festival, Aşkım Aşkım, Tutamıyorum zamanı, Güzeller içinden, Ara beni lütfen, Rahatla ve diğer sevilen şarkıları...

Beraberindeki süper dans grubu ile bu şarkıların hepsinde aynı süper performans...

Klavye ve piyano çalan ağabeyi Ozan Doğulu ile muhteşem bir uyum içinde olağanüstü bir doğallık... İzleyicisiyle “Tarkan’ın ve birçok sanatçının başaramadığı” doğal, içten bir iletişim ve sonuç; 3 saatlik, baştan sona kusursuz bir konser. Kendi dizayn ettiği, arkasında “Ken” yazan, bere, şapka, zincir gibi aksesuarlarla tamamlanan kıyafetlerle adeta bir de defile...

Onu izlerken Dolmabahçe Sarayı’nda onu “10. Yıl Marşı”nı söylemesin diye sahneye çıkarmayanların utanması gerektiğini düşündüm.

Amerika, Avrupa dahil, nerede sahneye çıksa gurur duyacağınız, kendini beğeniyle izletecek kalitede bir sanatçı. Dört dörtlük bir performans... Ve karşılaştığı olaya bakın.

Kenan Doğulu Türk pop müziğinde sansasyonsuz, reklâmsız, adım adım, tırnaklarıyla kazıyarak, yeteneğiyle zirveye ulaşmış bir sanatçıdır bence...

Kendi yazdığı şarkıları, sesi, dansı, kostümleri ve yılların birikimiyle oradan uzun süre inmeyeceği de açıkça görülüyor!

DİĞER YENİ YAZILAR