Suudi Arabistan'ın Fetva Komitesi son fetvasını Sevgililer Günü için çıkarmış: "Allah'ın gazabına uğramak istemiyorsanız Sevgililer Günü'nü kutlamayın. Dini bayramlar dışındakiler haramdır."
İşte yönetenler kafayı sadece dine takıp, kendini (tövbeler olsun) Allah'ın sözcüsü sanınca sonuç buralara kadar varıyor. Halk baskısıyla susturulduğu, Fetva Komitesi'ne karşı gelmek bile dine başkaldırmak ya da dinsizlik anlamında kullanılacağı için kimse de çıkıp:
"Beyler Kur'an'da bugünleri kutlamakla ilgili bir ayet var mıdır? O yıllarda Sevgililer Günü mü vardı ki olsun? Siz kendinizde nasıl böyle bir hak görüyorsunuz?" diyemiyor.
Sonuç buralara varıyor çünkü aynı anlayışa göre radyo, müzik dinlemek, resim asmak, TV seyretmek de haram. Eğlenmek, gülmek de. Sevdiğine sevdiğini göstermek de. Taliban Afganistanı'nda gördük türban, peçe, çarşaf da yetmemiş, kadınların yüzlerini kafesle kapatan burkasız sokağa çıkması, renkli ayakkabı giymesi yasaklanmıştı.
Dün akşam DVD'de Sean Connery'nin Resuli adında bir Arap Şeyhi'ni canlandırdığı Wind and The Lion (Rüzgar ve Aslan) filmini izledim.
O filmde de kendisinin Allah tarafından seçilmiş özel bir kişi olduğuna inanan Şeyh'in sadece "geriye kalan iki kişi itaat etsin" diye önüne çıkan 4 adamdan ikisinin kafasını kılıcıyla uçurması, yağma yapıp cinayetler işlemesi anlatılıyordu. Hikâye kraliyet ailesi içinde basit bir iktidar kavgasıydı aslında ama malzeme olarak din seçilmişti.
Baştan sona Müslümanlığı kötü tanıtan bir film. Ama işte Suudi Arabistan gibi artık sayılı ülkelerdeki fanatik din anlayışı da Batı'nın bu tür filmler yapmasına fırsat doğuruyor.
21. Yüzyılda aklın, bilimin bu kadar geliştiği bir dünyada birilerinin hâlâ kendini Allah'ın sözcüsü sanması ve toplumu buna inandırması olacak iş midir?
Elbette dini bayramlar İslâm dünyası için çok önemlidir ama bazı özel sevgi günleri kutlanmasının bununla ne ilgisi var?
İyi ki biz, en azından bu soruları sorabiliyoruz!
Açgözlülüğün sonu yok!
Akmerkez'in otoparkı 3 milyon TL'den 5 milyona çıkarıldı. Herhalde yaza 10 milyon yapmayı düşünüyorlardır. Ekonomi iyi (!) ya halka yüklen yüklenebildiğin kadar.
Araba dediğin şey aslında insanların sıkıntısını hafifletmek için yapılmış bir icattır, bizde sıkıntıya sıkıntı katar.
Birkaç yılda arabanın parasına eşit olacak kadar vergiyi devlet utanmadan ister. Sokağa park edersin saatine 3-5 milyon park parası alınır. Zira sokaklar kolay yoldan para kazanmayı bilen, işini kitabına uydurmuş uyanıklar tarafından parsellenmiştir.
Bir otele çay içmeye gidersin ödediğin hesap kadar parayı da otoparkına verirsin.
Alışveriş merkezleri, otoparklarına gelen müşterileri yolunacak kaz kılığında görür.
Nedir bu eziyet, bu kontrolsüz gidiş anlamıyorum. Her ülkede sokakta park parası verirsiniz ama 3-5 kuruş verirsiniz.
Otelde, alışveriş merkezi parkında ise onu da vermezsiniz. Zira o mekânlar kendi müşterilerinden para almazlar. Tüketici zaten bir şekilde harcama yapmak üzere gelmiştir.
Eğer bu, çevredeki işyerlerinde çalışanlar da parkları kullanıyorlar diye alınan bir önlem ise başka bir çare bulsunlar, girenleri kameralarla izlesinler.
Ellerinde en ileri teknolojiler varken müşterileri soymanın ve buna göz göre göre izin verilmesinin anlaşılır yanı yok.
Günde binlerce arabayı 5 milyon veya 10 milyonla çarpın bakalım. Var mı bu kadar kolay para kazanan?
Restoranlardaki alkollü içkileri kontrol edecek kadar sorumlu (!) belediyelerin parkları da sıkı şekilde kontrol etmesini ve bu soyguna son verilmesini bekliyoruz.
İntihar reçetesi
Time dergisinin 16 Şubat sayısında çok önemli bir haber var, ben de acilen size duyurmak istiyorum.
Amerika'da ve İngiltere'de "sağlık ve ilaç" kuruluşları depresif çocukları sakinleştirmek için onlara da verilen birçok anti-depresan ilacın aslında çocuk ve gençlere yarardan çok zarar getirdiğini açıklamışlar.
Uzun zamandır sürdürülmekte olan araştırmalar sonucunda Seroxat, Lustral, Prozac, Cipramil, Efexor, Cipralex, Faverin gibi ilaçların özellikle 18 yaşın altındaki gençlerde kullanılmasının son derce riskli olduğu, bu ilaçlan alanlarda intihar eğiliminin arttığı ortaya çıkmış. Bu sonuca, aynı ilaçlan kullananlarda görülen intihar ve saldırgan eylemlerin artma rakamlan incelenerek vanldığı düşünülecek olursa durumun ciddiyeti anlaşılabilir. Dergi, sadece ABD ve İngiltere'de her yıl milyonlarca gence çok tehlikeli olan Seroxat, Lustral ve Prozac'ın verildiğini yazıyor.
Şu anda İngiltere'de bu ilaçların hemen hepsi yasaklanmış durumda.
Türkiye'de, genç hastalarında bunları kullanan doktorların (ve ailelerin) tehlikeden haberdar olması lâzım. Yine ihmale düşmeyelim.
Yaşamak haram mı?
Suudi Arabistan'ın Fetva Komitesi son fetvasını Sevgililer Günü için çıkarmış: "Allah'ın gazabına uğramak istemiyorsanız Sevgililer Günü'nü kutlamayın
Haberin Devamı

