Hergün gelen çok sayıdaki okur mektubuna ne yazık ki sık sık zaman ayırmamız mümkün olamıyor. Bugün bunlardan bir kısmına değinmek istiyorum...
En yaygın kitle iletişim aracı olan televizyonun denetimli, dikkatli kullanılmasının önemi konusuna sık sık dönüyoruz.
Bir süre önce okurlarımdan biri, Arda Bilgin "Medyadaki başıboşluk ve toplumsal histerimiz" le ilgili olarak yazdığım yazıya değinen bir mail göndermiş.
"Televizyon seviyeli bir halkın seviyesini düşürmüyor. Halk eğitimsiz olduğu için seviyesiz programları seviyor" dedikten sonra şöyle devam etmiş:
"Çözüm yasaklamakta değil. Yasaklamaya başlarsak sonu kaçar ve baskı rejimine doğru gideriz. Aman!
Saygılarımla..."
Bu 'yasaklar ve kurallar' konusundaki nüansı iyi ayırabilmemiz gerekiyor. Demokrasi hiçbir zaman 'yasaksızlık-kuralsızlık' demek değildir. Aksine kurallara dikkatle uyulması, sınırların 'demokratik çizgilerle' belirlenmesi gereken bir rejimdir. Öyle olmasa ceza kanunları da bu kadar önemli olmazdı.
Sık sık hatırlattığım gibi, ABD'de ve bazı Avrupa ülkelerinde çevrilen filmlerin o ülkede gösterimi, topluma zararlı mesaj verebileceği, ruh sağlığını bozabileceği için yasak. Bunlar bizim gibi geri kalmış ülkelere pazarlanmak üzere yapılıyor. İngiltere'de Romeo-Julyet filmi yasaklanabiliyor.
Basın-medya özgürlüğü tartışmasız çok önemli ama, medyanın hiç değilse kendi içindeki denetimi, sorumluluğu da çok önemli.
Benim anlatmaya çalıştığım sadece bundan ibaret...
Kitaplar bulunmuyor
AB sürecinde Türkiye'nin karşısına çıkarılacak en önemli konulardan biri olan Ermeni olaylan ile ilgili bazı kitapların ismini (Dışişleri ve Kültür Bakanlığı sitelerinin adresleriyle birlikte) vermiştim. Çok sayıdaki okurum bu kitapları hiçbir yerde bulamadıklarını bildirerek yardım istiyorlar.
Yardımı yapacak olan ben değilim, kitapları bastırarak kitapçılarda satılmasını sağlayacak gönüllü yayınevleri veya kuruluşlar. En azından kütüphane ve üniversitelere göndermesi gereken iki bakanlık.
Umalım da yine yumurta kapıya dayanınca "işi zora koşuyorlar" diye sızlanmak yerine iyice geç olmadan bu görevi üstlensinler.
Okurlarıma tek tek cevap veremediğim ve bu konuda yardımcı olamadığım için üzgünüm.
(Not: Bana konuyla ilgili bir başka kitap gönderen Sinan Yurtkulu ile yazdığı 'Ermeni olayları hakkındaki' kitabını 81 ilin valisine, 59 üniversiteye, bazı belediye başkanlarına, okullara ve bana gönderen emekli Sosyal Bilgiler Öğretmeni okurum sayın Leman Alp'e çok teşekkür ediyorum.)
"Genç" forumcular!
Kısa süre önce yazdığım ABD'deki Türk öğrencilerin tartışması' başlıklı yazımda Amerika'daki Türkler'in bir forumunda yapılan konuşmalardan söz etmiştim.
Bana gönderilen mail'den bunun öğrencilere ait bir internet ağı olduğu izlenimi çıkıyordu ama değilmiş.
Ömer Komili yazdığı mail'de 52 yaşında olduğunu ama hâlâ öğrenmeye devam ettiği için tanımın da yanlış olmayacağını belirterek en gençlerinin "30'una yakın bir öğretim görevlisi; Ceyhun" olduğunu anlatıyor.
"Çabamız Ceyhun'a yanlış olduğunu düşündüğümüz görüşlerinin karşı tezini ve onun sözde Ermeni Soykırımı olayında bu noktaya nasıl geldiğini anlatmak" diyen Ömer Komili bu forumun, üyeleri dışındakilere kapalı olduğunu da belirtmiş.
Artık bu sorunu da, konuşmaları bana 'forward' eden üyeleriyle halletmeleri gerekiyor. Teşekkürlerimle onlara, bizim için çok önemli olan Ermeni Soykırım İddiası konusundaki çalışmalarında başarılar diliyorum.
Bilen bilmeyene...
Sevgili okurlarım, bugünden itibaren köşe içinde bir köşe daha açmak istiyorum izninizle... "Ne demişler" köşesinin sizlerin ilgisini yeterince çekmesi bana bu cesareti verdi. Gittiğim yerlerde, karşılaştığım insanlann, ne kadar eğitimli, kültürlü olurlarsa olsunlar 'görgü kuralları' konusunda giderek aşırı bir rehavete düştüklerini, kaliteli ve iyi bir toplum oluşturmanın ise görgüyle, saygıyla birebir ilişkisini hatırlatıyor.
Bu konuda daha bilinçli olmamızın önemini de... Onun için bugünden başlayarak haftada birkaç kez (yer müsait oldukça) bazı unutulan görgü kurallarını hatırlatmaya çalışacağım. Bakalım yararlı olacak mı?
İşte başlıyoruz;
İki kişi konuşurken üçüncü bir kişinin yanlarına yaklaşrak sözlerini kesmesi, samimiyet derecesi ne olursa olsun, ayıptır. Ve bu yapılanın sırada bekleyen insanlara saygı göstermemeyerek önlerine geçmekten hiçbir farkı yoktur.
Yasaklar hiç olmamalı mı?
Hergün gelen çok sayıdaki okur mektubuna ne yazık ki sık sık zaman ayırmamız mümkün olamıyor. Bugün bunlardan bir kısmına değinmek istiyorum...
Haberin Devamı

