YAŞ’tan önce 102’lik karar ve Iğsız... Ne tesadüf?

Haberin Devamı

Keşke Türkler alınlarında “saf” yazarak dünyaya gelselerdi, hiç değilse birileri onları aptal zannetmezdi, saf oldukları bilinirdi.

Uzun süredir kurgulanmakta olan “orduyu ve yargıyı aynı anda siyasallaştırma” operasyonu, yapılan baskılar, oynanan oyunlar öyle bir noktaya geldi ki görmemek için gerçekten saf olmak gerekiyor. Aynen birilerinin “kendilerinden başka herkes için” düşündüğü gibi...

Zaten TSK’nın üst düzey kadrosunu neredeyse tümüyle sanık durumuna getirip mahkemelerde ifadeye çağırarak, ellerindeki medyada “suçlu” ilan ederek yaratılan moral bozucu ortamda, Allah muhafaza bir savaş çıksa yönetecek komutan bırakmadılar.

Tesadüfe bakın ki; tam terfilerin olacağı Yüksek AskerÓ Şura (YAŞ) toplantısından birkaç gün önce aralarında terfi edecek muvazzaf askerlerin bulunduğu 102 kişi için (Ceza Yargılaması yasasına aykırı olarak) Balyoz soruşturması kapsamında yakalama kararı çıkarıldı.

Aynı anda iktidara ait medyada “Genç subayların Balyozcu’dan rahatsız” olduğu manşeti yer aldı. Arkasından AKP yöneticileri “yakalama emri çıkarılan isimler terfi ettirilemez. Gereken yapılmazsa Cumhurbaşkanı YAŞ’tan çıkan terfileri imzalamaz” benzeri açıklamalar yaptı. Hemen sonra Başbakan Erdoğan’ın Kara Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Org. Hasan Iğsız’ı istemediği, onun yerine Jandarma Genel Komutanı Org. Atila Işık’ı işaret ettiği haberi geldi. Ve yine muhteşem (!) bir tesadüfle aynı gün 1. Ordu Komutanı Org. Hasan Iğsız imzasız bir ihbar mektubuyla gelen “Genelkurmay tarafından yürütülen hükümeti yıpratma amaçlı psikolojik harekat faaliyetleri için internet siteleri kurulduğu” iddiasıyla Zekeriya Öz tarafından ifadeye çağrıldı.

HAKARET İÇİN ÖZEL MEDYA

Yani, orduyu yıpratmak, en ağır hakaretleri manşetten vermek, en yoğun psikolojik harekatı sürdürmek için özel olarak gazetelerin, televizyon kanallarının kurulduğu, bu hakaretlerin yıllardır yapıldığı ve yapanların ifadesinin hiç alınmadığı bir dönemde “hükümeti yıpratmak istediniz” diye ifadeye çağırmak, hele de tam Hasan Iğsız’ın “Kara Kuvvetleri Komutanı olmasının engellenmeye çalışıldığı sırada” çağırmak ne gaddar bir çelişkidir!

Bu yasalar neden sivillere hiç işletilmezken (hay Allah, yine Deniz Feneri sanıkları, Erbakan ve daha bir dizi isim geldi aklıma) neden bugünlerde hep askerlere işlemektedir?

NE MÜCADELE AMA!

Biliyorsunuz aylar önce (ve birkaç gün önce tekrar) ‘terfi etmesi istenen bir Orgeneral’in önünü açmak ve bunu gizlemek için çok sayıda tutuklama yapıldığının TSK’nın içinde bilinip konuşulduğunu yazmış, ‘kim olduğu yakında çıkacaktır’ demiştim.

Galiba yanılmamışım... Hükümet kendi istediği isimlerin terfisinde yoğun mücadele veriyor.

27 Nisan muhtırasının seçimde nasıl işe yaradığı görülmüşken TSK’da yükselecek isimler üzerindeki israra şaşmamak lâzım.

Yüksek yargı ve ordu ile ilgili siyasi ve cemaat destekli operasyon bundan önce hiç görülmemiş baskılarla adım adım yürüyor. Biz “saf”lar da öylece izliyoruz, daha ne olsun.

*****


Referandum hileleri Havaalanı’ndan mı başlıyor?

Haberi dün Hürriyet’te görünce fazla şaşırmadım, çünkü böylesine önemli bir konuyu Meclis’te uyum komisyonu kurarak, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ülkenin en iyi anayasa hukukçuları ile aylarca tartışarak çözmeleri gerekirken “seçimde partilere oy verir gibi” halkın önüne sürenlerin her türlü uyanıklığa da başvuracakları zaten bekleniyor.

Ama... Ama beni şaşırtmamakla birlikte mesele uyanıklığa göz yumulmayacak kadar ciddi.

Haber şöyle; “Yurt dışında yaşayan vatandaşların anayasa değişikliği referandumu için oy verme işlemleri gümrük kapılarında bugün başlıyor ve 12 Eylül’de oy kullanma bitiş saatine kadar devam edecek”...

SANDIK KURMA HAKKI YOK

Şimdi bunu daha önce seçimlerde uygulamış olabilirler. Aslına bakarsanız bu kadar çok hile söylentisi çıkan, hatta muhalefet partilerinin hile belgelerini gösterdiği, 5 milyon ekstra seçmenin gökten zembille inip sonradan buharlaştığı seçimlerde de uygulanmaması gerekirdi. Oyların korunması konusunda güvenin sıfır olduğu bir dönemde haftalar öncesinden başlayarak ve başında her partinin sandık görevlilerinin nöbet tutamayacağı, uzun saatler boyunca bekleyemeyeceği şartlar altında (ki gece gelecek yolcular da olacak, rötarlı uçaklardan saatler sonra inecekler olacak) hiç kimsenin referandum sandığı kurma hakkı olamaz.

Devlet kurumlarının neredeyse tümünün “iktidara bağımlı” hale getirildiği bir ülkede bu güven sarsıcı kararın yetkisi bir kuruma da verilemez.

Seçim sırasında sadece 1 gün için bile görevlilerin, gözcülerin sandık başından ayrılmamasını sağlayamayan muhalefet partileri bu karara itiraz etmek veya güvenli bir yöntem üretmek zorundalar.

Aksi takdirde, ülkenin başına her derdi açabilecek bir sonuç çıkarsa bunun sorumluluğunu her fırsata onlara hatırlatmayı unutmayacağız.

DİĞER YENİ YAZILAR