Yarım kalan hikaye...

On beş gün önce İnternet sitelerinde yayınlanan listelerden söz ettiğim, üç gün devam eden yazımı hatırlayacaksınız

Haberin Devamı

On beş gün önce İnternet sitelerinde yayınlanan listelerden söz ettiğim, üç gün devam eden yazımı hatırlayacaksınız. Bırakın kitapta tarihe mal olmuş başarılı insanlarımıza yapıştırdıkları etiketleri, bu sitelerde "üzümün sapı, armudun çöpü" diyerek akıllarına gelen veya istedikleri birçok ismi Sabetaycı ilân etmekteydiler.

Ben öyle her siteyle filân ilgilenmem, binlerce site var, bende de zaman yok. Bir arkadaşım söylemişti basın listesinde benim ismimin de olduğunu... Yine hatırlayacaksınız, ben de bu beylere; "Türkiye'nin bütün başarılı, etkin isimlerini yayımlamışsınız. Neredeyse listede adı olmayanlar komplekse kapılıp üzülecekler. Eh, hadi o zaman buyrun bu köşeden açıklayın bakalım, ne biliyorsunuz?" diye...

İnsan böyle bir fırsatı kaçırmaz değil mi? Gayet emin bir şekilde ismimi oraya yazmışsınız. Burası bir "korsanlar ülkesi" olmadığına göre muhakkak elinizde de gerekli belgeleriniz vardır. Sitede duyurmaya uğraşacağınıza gelin gazetede anlatın, daha ne istiyorsunuz? Ses çıkmadı...

"Bilgi ve belgelerinizi açıklamadığınız, rahatça yayınlamaktan çekinmediğiniz iddiayı ispatlamadığınız takdirde yalancı olduğunuz kabul edilecektir" dememe rağmen ses gelmedi.

Bana gönderilen ve ispat içermeyen uzun bir "mail" dışında...

Yazılarımın önemli bir katkısı oldu, o güne kadar birçok kişinin değinmemeyi tercih ettiği konu gayet rahat bir biçimde konuşulmaya ve aynen benim görüşüm doğrultusunda "asparagas, sansasyonel haber" konumunda yazılmaya başlandı.

Serdar Turgut'un 12 Haziran Cuma günü Akşam'dakı yazısı, aynı gün Milliyet'te Tuba Akyol'un, dün Hürriyet'te Ertuğrul Özkök'ün yazıları çok güzeldi.

Hodri meydan
Gelelim aldığım 'mail'e. Melih Arsun adıyla gönderilen mail besbelli bu konulann içinde birinden geliyor. Yine bir sürü isim hakkında bilgiler(!) veren, "önünü tıkamayın tartışılsın, hatta dava açılsın" diyen bir yazı.

"Son 15 gündür yaptığınız hodri meydana karşılık değil ama düşünsel bazda bir cevap" girişinden sonra şöyle devam ediyor:

"İnsanın başına ne gelirse meraktan gelirmiş. Siz tipik bir merak duygusu içindesiniz. Siz çözemediğiniz için gazetedeki köşenizde ailenizin isimlerini vererek ispata davet ediyorsunuz. Oysa kendi secerenizi kendiniz ortaya koyabilirsiniz. Bunu yapmak yerine siz işi çay partisi havasına indirdiniz.

Tabiî siz neden yorulasınız ki iddia eden ispat etsin diyen bir zihniyetle yazıyorsunuz (...)

Evet, tipik bir tıkama yöntemi olabilir... Bu bir çıkmaz sokak oyunu ve bence siz bu oyunu seviyorsunuz.

(...) Sabetaycılık var mıdır, yok mudur tartışması yapıyoruz. Koskoca Yahudi dünyasını yerinden oynatan bir hareket. 'Bir komplo' deyip küçümseyeceğinize siz bir akademik çalışma yapın. Yapamıyorsanız bari çalışmanın önünü tıkamayın."

Bu minvalde sürüp giden yazıyı yazan kişi dava açılmasını teşvik etmemizi de istiyor.

"Sn. Mengi bilgiden korkmayın" dedikten sonra "Türkiye'nin sizin o kökenden gelip gelmediğinizden çok daha önemli işleri var. Benim için sizin ne olduğunuzun önemi yok, ne yaptığınızın, nasıl yönlendirdiğinizin önemi var" cümleleriyle bitiriyor.

Sonuncu cümlede 'Tam üstüne bastın, çek ayağını' demek geldi içimden. Elbette, zaten o listelerin anlamı bu; o insanların ne yaptığı, nasıl yönlendirdiği... Onların çalışmaları istenen çizgide değilse yaz adını. Sen çamuru at, belki izi kalır.

Bizim 'yok öyle yağma' dediğimiz de bu zaten.

Cevabım ve bu konudaki yazılarımın sonuncusu.

Protestolar!
Derneklerden faks ve mail yağıyor. 28-29 Haziran'da İstanbul'da yapılacak olan NATO ZİRVESİNİ eylemlerle protesto edeceklerini söylüyorlar.

"Gerçekleştirdiği operasyonlarla binlerce insanın ölümüne neden olan NATO" diye başlayanlardan tutun da "Emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığını verdiği Kurtuluş Savaşıyla kazanmış olan Türkiye'yi Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir parçası haline getirmek isteyen uluslararası mali oligarşinin askeri örgütü NATO" şeklinde başlayanlara kadar çeşit çeşit bildiriler...

Zirve nedeniyle neredeyse şehirde sokağa çıkma yasağına dönüşecek bir kontrol baskını yaşanacakken bu eylemleri nasıl gerçekleştirecekler orası belli değil.

Bu zirve Amerika veya bir Avrupa ülkesinde yapılsaydı halk bu şekilde baskı altına alınırmıydı orası da belli değil.

28-29 Haziran akşamı TV'lerde polis tarafından tartaklanan gösterici sahneleri izleyeceğiz gibi kgörünüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR