Bugün noktayı koymak ve bu konuyu kapatmak istiyorum. Kitaplarda, internet sitelerinde dedikodu şeklinde, hiçbir bilgiye belgeye dayanmadan, Türkiye siyasetine, iş yaşamına, medyasına katkıda bulunmuş insanlara "Sabetaycı", "Beyaz Türk" gibi etiketler yapıştıranlardan söz etmiştik.
Adının sonunda "zade" olan aileler, ailesinde "Efendi" olarak anılan isimler bulunanlar, İzmirli olanlar... Ve harta herhangi bir nedenle etiket yapıştırılanların iş yerinde çalışanlar bile bunlardan paçasını kurtaramıyordu. Hatırlayacaksınız (20 gün önce) "Gelin belgelerle açıklayın" dedik, ses seda çıkmadı. Öfkeli ve uzun bir mektuptan başka.
Ne diyordu mektup; "Siz çözemediğiniz için gazetedeki köşenizde ailenizin isimlerini vererek ispata davet ediyorsunuz. Oysa kendi şecerenizi kendiniz ortaya koyabilirsiniz. Bunu yapmak yerine siz işi çay partisi havasına indirdiniz.
Tabii siz neden yorulasınız ki 'İddia eden ispat etsin' diyen bir zihniyetle yazıyorsunuz."
Biliyorsan...
Önce bu kısmını açıklayalım, cevap mahiyetinde. Ben çözemediğim için değil. Çözülecek bir şey olmadığı için. Benim bildiğim bana yeter ama "Biz farklı şeyler biliyoruz" diyen varsa elbette bunun ispatı iddia sahibine aittir. Asıl bu nasıl zihniyettir ki en basit hukuk kuralından habersizdir. Durup dururken hiç kimse şeceresini açıklamak zorunda değildir. İsim açıklayacak cüreti gösterenlerin bu şecereleri zaten biliyor olması gerekir... Ki buna rağmen 20 gün de fazladan zaman verdik.
Daha sonra "Sabetaycılık var mıdır, yok mudur tartışması yapıyoruz. Koskoca Yahudi dünyasını yerinden oynatan bir hareket. 'Bir komplo' deyip küçümseyeceğinize siz bir akademik çalışma yapın. Yapamıyorsanız bari çalışmanın önünü tıkamayın" diyordu mektupta.
Var mıdır, yok mudur?
Oysa ben yazılarımdan birinde 'Dikkat edin; Sabetaycılık var mıdır, yok mudur tartışması yapmıyoruz. Burası laik, demokratik bir ülke. Zaten her dinden olan vatandaşlar eşit haklara sahiptir. Kimsenin dini, inancı bir başkasını ilgilendirmez. Hangi aşamalardan, zorluklardan geçerek o noktaya geldiği araştırılmadan kimseye etiket yapıştırılamaz' demiştim.
Şu anda bir akademik çalışma yapmayı da canım hiç çekmiyor. Yeterince çalışmam var benim, teşekkürler. Köşemde gelecek bilgilere yer vereceğimi söylemem ise çalışmanın yeterince önünü açmaktır sanıyorum.
Olay bence bundan ibaret. O listelerde gerçekten "dönme" olan ve hatta iddia edildiği gibi "dönmekle birlikte misyoner gibi çalışan" var mıdır yok mudur bilemem. Varsa bile her ülkede misyonerler var zaten. Kendini bilen inancını değiştirmez. Ama isimlerin çoğunun yalan olduğu ve bu yazıların, listelerin muhtemelen siyasi amaçla hazırlandığı benim için yeterince açıklık kazanmıştır.
Yazık ki Internet'in böyle kötü amaçlar için de kullanılmasının önüne geçilemiyor.
Ne şaka ama!
Dehşet içinde izledim TV'deki programı. Önce tümünün düzmece bir program olduğunu, şaka yapılanların da haberli olduğunu sandım. İki kadın şarkıcıya silâh çekerek, küfrederek şarkı söyleten Şakacı meğer yine şaka yapıyormuş ve şarkıcıların da gerçekten haberi yokmuş. Neredeyse korkudan öleceklerdi, biri sinir krizi geçirdi buna rağmen durmadılar.
Geçen haftada benzer bir şakayı (bence şaka değil kaka) bir erkek şarkıcıya yapmış, Adamın rengi korkudan kül gibi olduğunda pek gülmüşlerdi.
Tuzla Endüstri Meslek Lisesi Edebiyat Öğretmeni Tekin Yılmaz da "iki şarkıcı" şakasına çok sinirlenmiş:
"Biz neredeyiz, uzayda mıyız, böyle şaka olamaz" diyor.
Yok mu bu programları denetleyen Allah aşkına, gerçekten dünyanın hiçbir yerinde bu rezalete izin verilemez. Umarım RTÜK de farkındadır!
BABALAR GÜNÜ!
Baba olan ve bu sorumluluğun farkında olarak çocuklarına zaman ve sevgi verebilen erkek okurlarımın Babalar Günü'nü en iyi dileklerimle kutluyorum.
Yarım kalan hikâyenin sonu...
Bugün noktayı koymak ve bu konuyu kapatmak istiyorum. Kitaplarda, internet sitelerinde dedikodu şeklinde, hiçbir bilgiye belgeye dayanmadan, Türkiye siyasetine, iş yaşamına, medyasına katkıda bulunmuş insanlara "Sabetaycı", "Beyaz Türk" gibi etiketler yapıştıranlardan söz etmiştik
Haberin Devamı

