Yargıya direnen bakan!

Biz bunları yazınca, sanki muhalefet olsun diye yazıyormuşuz gibi bozuluyorlar. Ama olaylar ortada ve neyse ki vatandaş da her şeyi izliyor ve anlıyor

Haberin Devamı

Biz bunları yazınca, sanki muhalefet olsun diye yazıyormuşuz gibi bozuluyorlar. Ama olaylar ortada ve neyse ki vatandaş da her şeyi izliyor ve anlıyor.

AKP’nin bakanlarına dokunulamaz biliyorsunuz. Aslında Meclis’e kapağı atmayı başaran hiç kimseye dokunulamaz, haklarındaki suç dosyaları raflara kaldırılır, orada küflenir kalır.

Ama AKP’den önceki hükümetlerde en azından yolsuzluğu veya ciddi sorumsuzluğu, hatası görülen bakanların “koltuğundan olma” tehlikesi vardı. Bırakın bunu, daha ilk günden her gittiği toplantıda ve hatta Meclis’te, görev başında yan gelip yatan, horultusu dünyayı tutan bir bakanı orada bırakmazlardı.

Eşini, dostunu, çocuğunu kayıran, ticarete karışan, mevkiini çıkarına veya yakınlarının çıkarlarına alet eden bakanlar için bir “Acaba yerimden olur muyum” korkusu vardı. Artık yok. Bu hükümet döneminde bakanlar ne yaparlarsa yapsınlar yerlerinden oynatılmayacaklarını biliyorlar. Biz de biliyoruz. Başbakan kapı gibi arkalarında duruyor ve kabinesini “her açıdan” destekliyor.

SORUŞTURMA YASSAH!
İşte Bakan Kürşat Tüzmen yeni bir olayla karşımızda. İzmit Gümrüğü’ndeki kaçakçılık olayıyla ilgili olarak müfettişler tarafından hakkında kaçakçılığa yardım suçlaması raporu düzenlenen Gümrük Müsteşar Vekili Mehmet Şahin hakkındaki dosya gecikmeli olarak nihayet Yargıtay Başsavcılığı’na gönderilmiş.

Önce Şahin hakkındaki dosyayı göndermemek için elinden geldiği kadar direnen Kürşat Tüzmen sonunda göndermek zorunda kalmış ama... Ama bu kez de yargılamaya izin vermediğini belirtmiş.

Şimdi Yargıtay Başsavcılığı’nın yasayı uygulayabilmek için Bakan’ın kararını kaldırtmaya çalışması gerekiyor.

Hale bakar mısınız? Kendileri ile ilgili işlemlerin dokunulmazlık zırhı arkasına sığınmaları nedeniyle yapılamaması yetmiyormuş gibi bir de adamlarını dokunulmaz yapıyor ve yargıya zorluk çıkarıyorlar.

BU DEMOKRASİ DEĞİL!
Çağdaş demokrasilerde tüm vatandaşlar yasalar karşısında eşittir, hiç kimseye ayrıcalık tanınamaz. Oysa Türkiye’de milletvekillerinin (ve dolayısıyla bakanların) milletin değil, partilerin vekili olması abukluğu yanında ayrıcalıklı olmaları, “dokunulmaz” ve “dokundurtmaz” olmaları demokrasiyi iyice güdük hale getiriyor.

Birinin onlara bunu yapamayacaklarını, suçluları kanundan bizzat kaçırmaya yeltenemeyeceklerini anlatması gerekiyor.

İyi ama kim yapacak bunu?

Hükümetin başı olan Başbakan değil mi?

Onun da dosyası rafta olduğu için belki, yapmıyor maalesef.

Bu durumda iş medyaya ve sivil toplum kuruluşlarına kalıyor.

Oysa bakıyorsunuz kuruluşların da sesi çıkmıyor. Ne yolsuzluklar, ne kanunsuzluklar, ne eğitimle veya rejimle oyuncak gibi oynanması onları konuşturmuyor. Oysa bu olaylara susulamaz.

Medya ve STK’lar sorumluluklarını hatırlamak zorundadır!

*****

Silahınızı sevsinler sizin!
Hürriyet Gazetesi’nin “Aile İçi Şiddete Son” kampanyası müthiş bir girişim ve ben de bütün kalbimle destekliyorum. Onun için Pazartesi ve Salı günü yaptıkları “Gelecek için yol haritası belirleme” toplantılarına elimden geldiğince katılmaya çalıştım.

Orada vurguladığım noktalardan biri kampanyanın sadece aile içi şiddetle sınırlı kalmayıp bir süre sonra şiddete karşı kampanya haline dönüşmesi gerektiği idi.

Çünkü deneyimlerimizden, izlediklerimizden gayet iyi biliyoruz ki şiddet her alanda birbirine bağlı olarak gelişiyor. Yani örneğin medyada şiddet sürekli olduğunda bu sonunda ülkede şiddete, ailede şiddete dönüşüyor.

Ispat mı istiyorsunuz; çocuklar arasında yapılan son araştırma çocukların en çok Sihirli Annem dizisindeki Betüş’e, sonra da Polat Alemdar ve Cem Yılmaz’a benzemek istediklerini ortaya koymuş.

Burada iki nokta var dikkat çeken:

1) Demek ki görsel kahramanlar, TV karakterleri (benim yazılarımda defalarca vurguladığım gibi) onları fazlasıyla etkiliyor.

2) Polat Alemdar etkileyen kahramanlar arasına nasıl girmiş?

İkinci soruyu merak ediyorum, çünkü biz ‘Bu tür silahlı, mafya kahramanları çocukları, gençleri çok etkiliyor, cinayet işleyenler bile Polat Alemdar’a özendiklerini söylüyor’ dediğimizde bunun aksini iddia edenler çok olmuştu.

Başa dönelim; “şiddet” dediğiniz zaman her türü birbiriyle bağlantılı. Aile içi şiddet gören çocukları alıp SHÇEK yuvalarına koyuyorsunuz, bu kez orada bakıcıların şiddetiyle karşılaşıyorlar. Onun için mücadeleye toptan başlamadan kesinlikle sonuç alınamaz.

ÖDÜLLENDİRİLEN SUÇLU MİLLETVEKİLİ
Bu türe milletçe MAGANDA diyoruz. Ama milletvekili olunca demiyoruz, ayıp olur. Dava konusu filân olur.

Onun için “silahlı vekil” diyelim. AKP Ordu Milletvekili Enver Yılmaz bir kına gecesinde elinde silahıyla etrafa kurşun yağdırmıştı.

Şimdi kendisini, çok disiplinli buldukları için olmalı “Merkez Disiplin Kurulu” üyesi yapmışlar. Disiplinsiz milletvekillerini yargılayıp cezalandıracakmış.

Aferin size! Tam doğru adamı bulmuşsunuz. İkinci milletvekili yine AKP’den. Mersin milletvekili Ali Er, Meclis’e silah sokmanın yasak olduğunu bilmesine rağmen ziyaretçilerin silahını alan polisten geriye alarak “Sıkıysa gelin benden alın lan” demiş.

Ona da bravo lan!

***

Meclis Başkanı Bülent Arınç’ı bile “Dokunulmazlık böyle kullanılacaksa kahrolsun” noktasına getiren bir büyük sorumsuzluk...

Topluma da “silahın önemini” göstererek balığın baştan kokmasını sağlayan ikinci örnek.

Nasıl ki şiddet uygulayanlar cezasız kalamaz; kanuna, kurala uymayan siyasetçi de kalmamalıdır.

Onlar bunu yapınca bir polis de silahı, adam öldürmeyi kahramanlık sanıp önce silahıyla poz veriyor, sonra da ailesini kurşuna diziyor.

İçine kanun girmeyen bir Meclis düşünülemez. Bülent Arınç’ın gerekeni yapmasını ve bu milletvekillerinin ödüllendirilmemesini sağlamasını bekliyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR