Yargısız infaz

Haberin Devamı

ABD’de 2007 Ekim’inde gösterilen, Türkiye’de ise bir haftadır gösterimi başlayan bir film “Yargısız İnfaz”... Başrollerinde Meryl Streep ve Reese Witherspoon gibi ünlü sanatçıların da bulunduğu film radikal dinci bombalı eylemlerle ilişkisi olduğu düşünülen kişilerin 11 Eylül saldırısından sonra ABD tarafından hangi yöntemlerle izlendiğini ve konuşturulduğunu anlatıyor.

Bu arada “kurunun yanında yaş”ın da yandığını, suçsuz Müslümanların da terörist muamelesi görebileceğini... Akıl almaz işkence metotlarını... Kısacası “din adına”, cihat diyerek yapılan bombalı saldırıların sonuçta Müslümanlığa ve Müslümanlara zarar verdiğini gösteren Yargısız İnfaz’da yoksul ve genç kitlelerin bu eylemler için nasıl yönlendirildiğini, beyinlerinin nasıl düşmanlıkla yıkandığını da görüyorsunuz.

Bir Kuzey Afrika ülkesinde geçen olayda CIA şefinin de öldürülmesi ABD’nin işe karışmasına neden oluyor... Filmden çıktığınızda etrafınıza bakıyor, huzuru içinize çekiyor ve kendi güzel ülkemizde de yaşanmış olmakla birlikte bu tür terör eylemlerinin (PKK terörü dışında) sıklıkla yer alacak ortamı bulamayışına seviniyorsunuz.

Bunu kesinlikle hissediyorsunuz söyleyeyim... Son yıllarda dinin, inancın siyaset gündeminden, söyleminden düşürülmemesi, ülkenin geleceğini belirleyecek tüm alanlarda dinin bu yönde referans alındığı, kadrolaşmaların görüldüğü gelişmelerin olması, radikal dinci örgütlerin Türkiye’de yeniden faaliyete geçmesi aklınıza geldiğinde “Aman, benim vatanım için de böyle bir tehlike ortaya çıkar mı, burayı da karıştırırlar mı” diye endişe ediyor ama sonra bunu aklınızdan uzaklaştırıyorsunuz; “Hayır, Türk insanı sağduyuludur, demokrasi kültürü yerleşmiştir, asla böyle olmayız...”

BEYAZ SARAY UNUTMUŞ!!

Bizi rahatlatan ve her fırsatta tekrarlanan bir cümle bu... Ama Türkiye’de de uzun süredir din üzerinden yapılan bölücülük, içten içe kışkırtma ve kutuplaştırmalar, yargıdan üniversitelere, medyaya uzanan bir “kontrolün tek elde toplanma çabası”, Türkiye’yi diğer İslâm ülkelerinde görülen radikal akımlardan, din kavgalarından bugüne kadar uzak tutmuş olan laiklik ilkesinin öneminin göz ardı edilir ve tarifinin değiştirilmeye çalışılır olması, Cumhuriyet rejimine bağlı Alevi vatandaşların bile bölücü bir anlayışla son zamanlarda devlete karşı kışkırtıldığını görmek doğrusu fazla rahatlamanın da sakıncalı olabileceğini anlatıyor.

Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin “Gezi analizi”nde Cumhurbaşkanı Gül’ün Bush’la görüşmesini anlatırken “Laiklik vurgusu kayboluyor” ara başlığıyla çok önemli bir noktaya dikkat çekmiş:

“Geçmişte Beyaz Saray’dan Türkiye konusunda yapılan bu tür siyaset açıklamalarında Türkiye’nin ‘laik’ yönelişi de ‘demokrasi ve din’ unsurlarıyla birlikte telaffuz edilirdi. Bush Yönetimi’nin Türkiye’ye bakışında bu ilkeyi vurgulamayı artık terk ettiği söylenebilir. Bu durum ABD’nin, İslâmcı bir soyağacından gelen AKP iktidarındaki Türkiye’yi ‘Ilımlı İslâm modeli’ olarak gördüğü yolundaki tezleri kuşkusuz güçlendirecektir”...

Tabii hemen “İslâm” kelimesini görerek “Ne var bunda, elbette İslâm ülkesini böyle görebilirler” diyenlere yine hatırlatmak gerekiyor, burada “dinin devlet yönetiminde, siyasette etkili olduğu, sonunda rejimin dönüşmesine neden olabilecek” bir modelden söz ediliyor, daha önce de Türkiye ile (bugün Ilımlı İslâm’dan şeriata geçmiş olan) Malezya’yı “Ilımlı İslâm ülkeleri” olarak birlikte anan Richard Holbrooke’un başlattığı modelden...

Ilımlı İslâm’ın, radikale ve sonra şeriat yönetimine döndüğü ülke örneklerini 2007 yılında da gördük.

Türkiye’yi şimdiden “Türk-İslâm Cumhuriyeti” olarak adlandıran çok sayıdaki Ortadoğu’lu yazarı unutmamak gerekiyor. İsminde “Cumhuriyet” olan İslamî rejimleri, baskı yönetimlerini de...

Malûm, ABD işkenceyi bile hak gördüğü gibi her şeyi de pek güzel plânlıyor, ülkeleri yönlendiriyor. Kendi çıkarına göre tabii!

DİĞER YENİ YAZILAR