Yargı ve Anayasa plânları başlıyor!

Haberin Devamı

Aslında “proje” yürürlüğe çoktan kondu, bir takım gazeteler ve yazarları uzun süredir “Anayasa da Anayasa” veya “Anayasa Mahkemesi değişmeli” diye tutturdu. Birçok hukukçu iyi niyetle “Anayasa’nın değişmesi gerektiğini” söylediler (çünkü bazı değişiklikler gerçekten gerekli ama AKP’nin istedikleri değil) ve ortamın oluştuğuna karar verilince de iktidar partisi konuyu ortaya döktü.

AKP genel merkezindeki istişare toplantısında Başbakan Erdoğan milletvekillerinin hepsi Anayasa değişikliği isteyince “330’u buluruz değil mi” demiş, partisinin milletvekilleri arasında alkış tufanı kopmuş.

Liderleri ne derse desin partilerin milletvekilleri alkış tufanıyla karşılıyor zaten, orası önemli değil. Neyi alkışladıkları çok önemli ama...

Alkışlayanlar demokrasiyi sadece “yeterli oyu alıp iktidara gelen partinin dediğinin olması” zannetmekteler. Bu nedenle devamlı “millet iradesi, millet ne isterse o olur” gibi basmakalıp sözleri tekrarlayıp duruyorlar. Bu nedenle yüzde 10 barajını düşürmeye yanaşmıyorlar. Çünkü bırakın yüzde 5-6 ile Meclis’e girecek partilerin de “millet iradesi” ile oraya geleceğini kabul etmeyi, “yüzde 20’nin üstünde” oy almış ana muhalefet partisiyle “yüzde 15’e yakın” oy almış olan MHP’yi bile ülkenin hiçbir ciddi sorununda millet iradesi saymıyorlar.

İşte “sivil dikta” endişelerinin, önde gelen hukukçular ve siyaset bilimciler tarafından dile getirilmesinin nedeni tam da bu anlayıştır. Zira “Millet en çok oyu bana verdi, tek başıma istediğim yasayı çıkarır, istediğim kararı alırım” anlayışı demokrasiyi en kolay ortadan kaldıracak anlayıştır.

Aklı başında tüm Anayasa hukukçuları “Bu Meclis yeni Anayasa yapamaz” veya “Toplumun tüm kesimlerinin görüşü alınmalı” derken onlar Anayasa’da en önemli değişiklikleri de tek bir partinin yapmasını meşru göstermeye çalışmaktalar.

“Açılım” deyip de adına bile karar veremedikleri ve daha en başında ortalığı savaş alanına çeviren adımları da tek başlarına atabileceklerini sanmışlar, muhalefet partilerinin “önce açıklayın, tartışılsın” uyarılarına kavgayla karşılık vermişlerdi. Sorunun ülkeyi getirdiği nokta bile onları uyarmaya hâlâ yetmiyor.

AKP toplantısında milletvekillerinden gelen talepler “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısının değiştirilmesi, Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilmesi ve siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması” konularında yoğunlaşmış (!)

TEK ELDE TOPLAMA

Bunları referandum yardımıyla yapmaya çalışacaklar. (Oylar da yine bilgisayarla toplanacaktır. Elektrik kesintisine dikkat edilmeli!)

Tüm kurumlara ait tüm istihbarat bilgilerinin de AKP’nin elinde toplanmasını sağlayacak olan ve yine muhalefet partilerinin “çok sakıncalı, çok yanlış” dediği ama kimseciklerin görüşü alınmadan kurulmaya çalışılan Kamu Güveni ve Düzeni Müsteşarlığı’na ait tasarı yasalaştıktan sonra sıra bunlara gelecekmiş.

Topluma bu nedenle, adımları atmakta oldukları için HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısında yapacakları değişikliklerin -ki bu üyelerinin çoğunu kendilerinin seçmesi demek oluyor- önemini anlatmaya çalışıyoruz... HSYK; yüksek mahkemelere üye seçen kurul. Anayasa Mahkemesi ise; her ülkede yasamayı (parlamentoyu) denetleyen, çıkarılacak yasaların Anayasa’ya uygunluğunu kontrol eden yüksek mahkemedir.

Sadece bu ikisinin iktidar kontrolüne geçmesi, iktidarın tümüyle kontrolsüz kalmasını sağlar.

(Devam edecek.)


***



AKP’li kadın vekillerin tek sorunu

Açılım’dan Balyoz’a atlandı, oradan her nasılsa bir yolu bulunup 3 yıl önceki bir olayla türbana geçildi. Ve hazır türban konusu yakalanmışken kesinlikle bırakılmıyor. Yine aynı istişare toplantısında AKP’li kadın vekiller; MHP’li Osman Durmuş’un “Hepiniz Meclis’te başınızı açıyorsunuz ama dışarda örtülüsünüz” sözü için MHP’yi kadınlardan özür dilemeye davet etme kararı almışlar.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Başbakan Tayyip Erdoğan da konuşma yaparak kadın vekillere destek vermişler. Kadınlar açıklamalarında “Başın örtülmesi suç mudur? Ayıp mıdır? AK Partili kadınlar seçim kampanyasında başörtülü olarak oy talep edip, sonra başını açarak milleti yanıltmamıştır” diyeceklermiş.

Laik devletin kuralı böyle olduğu, dinî kıyafetlere izin verilmediği için kadınlar devlet alanında bir işe talip iseler “başın açık olacağını” zaten biliyorlar demektir. Nitekim MHP eski Milletvekili Nesrin Ünal da başörtüsünü çıkararak Meclis’e girmiş sonra tekrar takmıştı. Diyanet İşleri’nin iki başkanının kızları da bu şekilde üniversite bitirdiler. Yani bu görülmemiş, olmayacak bir durum değil.

Ama AKP’nin kadın milletvekilleri “seçim kampanyasında başörtülü oy istemedik” diyorlarsa bu düzeltmeyi açıklamak haklarıdır. “Suç mudur? Ayıp mıdır” kısmı ise gayet alâkasız kalıyor, lafın istismarına giriyor, zira söylenen sözde böyle bir ifade yok. Aynen “Peygamber” sözüne vurgu yapılmışken konuyu “başörtüsünün ayaklar altına alınması”na getirmeleri gibi.

Burada MHP’nin de “muhafazakâr parti” olarak tanınması, bu nedenle “bakın dine, türbana saldırıyorlar” imajı yaratarak gözden düşürmeye çalışma gayreti geliyor akla...

Her iki parti de din-türban konusu üzerinden siyaseti bıraksınlar artık. Millet hep aynı kavgayı dinlemekten bıktı. AKP’li kadın vekillerin aklına neden töre diye “diri diri toprağa gömülerek veya kordonla boğularak öldürülen” genç kızlar hiç gelmiyor?

DİĞER YENİ YAZILAR