Yargı, güven ve Bayhan!

Yargıdaki rüşvet ağı operasyonu bir anda gündemin tepesine oturdu. Nasıl oturmasın, "milletin en çok güvenmesi gereken kurum zan altında" görüntüsü çıktı ortaya

Haberin Devamı

Yargıdaki rüşvet ağı operasyonu bir anda gündemin tepesine oturdu. Nasıl oturmasın, "milletin en çok güvenmesi gereken kurum zan altında" görüntüsü çıktı ortaya. Biz de toplum olarak öyle bir hale gelmişiz ki insanların birbirine ve sonuçta "insana" güveni neredeyse sıfıra indirgenmiş.

Örneğin ben... Evet örneğin ben; birisinin (tabii bu birisi iyi tanımadığım veya hiç tanımadığım birisi oluyor) konuşmasını dinlerken, okurken ya da bir karar hakkında bilgi alırken devamlı şüphedeyim. Acaba söylenenler gerçek mi? Acaba altında bir haksızlığı veya yolsuzluğu gizleme çabası mı var? Acaba yine aldatılıyor muyuz? Duygu sömürüsü için bir yalan mı sergilenmekte?

Kader utansın!
Durum budur, bizi bu hale getirenler utansın.

Meselâ Perşembe günü bir gazetede Popstar'daki Bayhan'ın röportajını okuyorum. Hayatında bir takım şanssızlıklar olmuş, tamam. Ama annesi hakkında anlattıkları birbirini tutmuyor. "Fare zehiri olduğunu zannettiği sarı sıvıyı içtikten sonra bağırmış ve 10 dakika sonra bir kamyona binerek gitmiş. Bu da onu son görüşü olmuş."

O sarı sıvı fare zehiri olsa acaba 10 dakika yaşar mıydı? Acaba kamyona binip gidecek gücü olur muydu?

Nereye gitti? İntihar nedeni neydi? Yaşıyor mu, yoksa öldü mü gerçekten?

Gerçeği kim biliyor, bir belge var mı?

Kendisine sorulan diğer soruların cevapları da çelişkili. Evde yiyecek bile yok, anne komşudan aldığı süte ekmek doğrayıp yediriyor ama Bayhan aynı zamanda annesi ve ablası tarafından şımartıldığını, şımarık bir çocuk olduğunu söylüyor. Bu kadar sıkıntı içindeki bir ailenin içinde mümkün müdür bu?

Her şey havada. Hepimiz üzüldük, aşırı duygulandık, onun kazanmasının iyi olacağını düşündük ama konuşmalarda müthiş bir çelişki ve şüphe uyandıran bir hava olduğu da yadsınamaz. Nitekim röportajcı da sık sık bunu tekrarlıyor.

Neyse... Dönelim yargıya. Ankara DGM Savcısı Ömer Süha Aldan "Ortada dönen ve devletin zarara uğradığı paraları söylesem dudaklarınız uçuklar" demiş. Bizim dudaklarımızın uçuklamadığı gün mü var ki? Her gün yeni bir olayla, uğradığımız "yeni ve bir öncekinden büyük bir zararla" dudaklarımız uçukluyor. Birileri bizi zarara uğratıyor, sonra uçuklamış dudaklarımızla o zararları biz ödüyoruz. Alın terlerimizle, ömür boyu çalışıp didinerek aldığımız arabamızdan, evimizden akıl almaz yükseklikteki vergileri çifter çifter alıyorlar. Deprem konutları için yurtdışından gelen ve yurtiçinde toplanan paraların nereye gittiği de bilinmediği için, deprem vergisini kalıcı yaparak onları da bize tekrar ödetiyorlar.

Dokunulmazlık!
Yani bizi bitirdiler bitirmesine ama birileri alçaklık yapıyor diye herkesi buna ortak etmenin de alemi yok. Danıştay Başkanı Nuri Alan'ın "Kesin delil yokken yargıya yönelik saldırılar yargıyı yıpratıyor" sözlerini fazla alınganlık olarak görüyorum ben. Her meslekte ihanet eden, çalarak başkalarının hakkına tecavüz eden, rüşvet alan insanlar olabiliyor. Türkiye'de sistem kuralsızlık, kanunsuzluk üstüne kurulduğu ve hâlâ da değişmemesi için mücadele verildiği için daha da çok oluyor.

Ama biz bir belediyedeki hırsızlıktan, rüşvetten bütün belediyeleri sorumlu tutuyor muyuz? Bir basın mensubunun hatasından hepsini sorumlu tutuyor muyuz? Hayır.

O halde yargı için de tutmayız. Kim yapmışsa sorumlu odur. Bunun dışında hiç kimse zan altında bırakılamaz.

Bu olaylar ne zaman mı çözülür?

Gözle görünen ve görünmeyen dokunulmazlıklar kaldırılıp herkes kanun karşısına çıkarıldığı zaman.

Balığın baştan kokmasını ancak böyle engelleyebiliriz.

Ama nedense Hükümet bu konuda "üç maymunlar"ı oynamaya devam ediyor!

DİĞER YENİ YAZILAR