"Yanlış adamlar!"

İşin içine hatır gönül, ahbaplık, akrabalık girince, can alıcı noktalara yanlış adamlar seçilince ve koca bir ülkenin en hayati konuları bu adamların eline bırakılınca neler olabileceğini gördük. AB Zirvesi'nde tercümanların yaptıkları kendilerine göre küçük, diplomasinin ve doğru anda doğru kararın önemi göz önüne alındığında büyük hataları hepimiz biliyoruz

Haberin Devamı

İşin içine hatır gönül, ahbaplık, akrabalık girince, can alıcı noktalara yanlış adamlar seçilince ve koca bir ülkenin en hayati konuları bu adamların eline bırakılınca neler olabileceğini gördük. AB Zirvesi'nde tercümanların yaptıkları kendilerine göre küçük, diplomasinin ve doğru anda doğru kararın önemi göz önüne alındığında büyük hataları hepimiz biliyoruz.

Bunun nedeni Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın her konuda yalnız başlarına karar almaları. Sanki "başkanlık sistemi" Türkiye'de çoktan uygulamaya geçmiş gibi bir görüntü var ortada.

Bazı Avrupa ülkeleri Ermeni iddiasını tek tek "gerçek olarak" kabul etmeye ve diğerlerini de aynı şeyi yapmak için teşvike başladılar. Bu eylem yayıldığı takdirde aynen "AB'ye girmek istiyorsan Güney Kıbrıs'ı da devlet olarak tanımak zorundasın" baskısı gibi "Ermeni soykırımını da kabullenmek zorundasın" baskısı gelecek.

Aynı Avrupa'nın siyasetçileri PKK'yı veya bombalı eylemlerine devam eden Kongra-Gel'i de Kürtlerin temsilcisi olarak görüyor, Türkiye'nin Güneydoğu'sunda bir "Kürdistan"ın varlığından söz etmeyi sürdürüyor, Kürt vatandaşlarımızı ısrarla bölücülüğe teşvik ediyorlar. Türkiye'nin gelişmeleri son derece dikkatle izlemesi ve kendi doğrularını tam zamanında savunması şart. Bunu da ancak Avrupa Birliği'ni iyi bilen, siyaset tekniğine ve diline hakim diplomatları, siyasetçileriyle yapabilir.

Bu işte ahbaplık veya parti ayırımı gözetmek son derece yanlış olur ve bunun bedelini bütün Türkiye gelecek kuşaklarıyla birlikte öder.

Ermeni soykırımını kabul etmek önce Bernard Lewis'in dediği gibi "atalarımıza ihanet", sonra da Fransa'nın yaptığı "Hitler'in Yahudi soykırımının yanına Türkler'in Ermeni soykırımı ilâvesini kabul etmek" demektir. Ve bu etiket bizim olduğu gibi çocuklarımızın, torunlarımızın da alnına yapışacaktır.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, en iyi diplomatlarımızın, hattâ Mesut Yılmaz, İlhan Kesici gibi AB konusunda yıllarca çalışmış, konuyu çok iyi bilen -şu anda siyaset dışı- isimlerin yardımını alarak çalışmaları sürdürmesi çok akıllıca olur.

Bugüne kadar hep siyasi korkular veya hırslarla iyi yetişmiş insanlar kızağa çekildi, bilgilerinden yararlanılamadı.

Hiç değilse şu anda bunları bir yana bırakıp güç birliği oluşturalım. Karşı "taraflar"ın güç birliğine belki ancak böyle dayanabiliriz!

Yeni bir hayata başlamak imkânsız mı?
Bugün yine Haşmet Babaoğlu'nun yazısından söz edeceğim. Malum ben de onun yazılarını severek okuyanlardan biriyim.

Okur, bazen onaylar, bazen de karşı görüşte olduğumu düşünürüm.

Babaoğlu'nun önceki gün "Yeni'sini bırak, hayatı iste, yeter!" başlıklı yazısı da üzerinde tartışılabilecek bir konu üzerineydi, "Kırgınlıklar ve yenilgilerin sancısı üzerine kurulmuş bir hayata yeniden başlamak fikrine hiç inanmadığını" söylüyor, bu hayata size yalnız kendinizin verebileceğini, o zaman da kişiliğinizin peşinizi bırakmayacağını ve sizi izleyeceğini anlatıyor, genç yaşlarda; Borges'in dediği gibi "yeniden başlasaydım hayata, daha çok hata yapardım" anlayışının uygulanamayacağı sonucuna varıyordu.

Acaba her zaman böyle midir? Yoksa çoğu kez bunların tam aksi geçerli olabilir mi?.. Ben olabileceğine inanırım, İnsan her yaşta aksiliklere, yenilgilere karşı çıkabilir, kırgınlıklar ve yenilgiler üstüne yepyeni ve mutlu bir yaşam inşa edebilir. Ve hatta, eğer bu kırgınlık ve yenilgilerde kendi kişiliğinin olumsuz etkisi varsa o kişiliği de yenileyebilir. Hatalara üzülmek ve pişmanlıkların prangasını taşımaktansa o hatalar ve pişmanlıklardan ders çıkararak daha hatasız bir gelecek hazırlamak mümkündür.

Yaş almanın, olgunlaşmanın, yeni yılları "kutlayarak, yeni ümitlerle" karşılamanın anlamı da budur zaten. Ne demişler?.. "Deneyim, herkesin hatalarına verdiği addır." Ne demişler?.. "Geçmişe bağlanarak geleceği kuramazsınız."

Mutlu ve olumlu adımlar için önce lugatınızdan "imkânsız" kelimesini silmeniz gerekir. Elbette "hiç olmayacak" şeyler de vardır hayatta. Ama gerçekten ister ve elinizden geleni yaparsanız çoğu kez olmayacak şeylerin oldurulabileceği de su götürmez bir gerçektir.

Ne demişler?
Gereksiz yere kendine acındıran kimse, gerçekten ihtiyacı olduğunda acınmamayı hak eder.
Montaigne

DİĞER YENİ YAZILAR