Türklerin bugününü ve geleceğini karartan üç önemli psikolojik sorunu var; birincisi yalan... İki gün önce halk otobüsü şoföründe görerek yazdığım gibi zora girildiği anda yalan uyduruluyor ve gözünüzün içine bakarak rahatça söyleniyor. Şafak Pavey'i döven plâk şirketi sahibinin de "Ben dövmedim" veya "o tahrik etti" gibi iddialarda bulunacağı ve serbest kalacağı daha ilk ortaya çıktığı an belliydi. Kadınlara ve hatta çocuklara tecavüz edenlerin de "Kendi rızasıyla oldu" yalanı üzerine serbest kaldığı bilinen bir gerçek. Yolsuzluk yapanlar, örtülü ödeneğe partisi için el uzatan veya milletin cebinden kendi çıkarı için para sızdıran diğerleri de aynı çareye başvuruyor. Neden vurmasınlar, en geçerli ve kolay yol bu; yalan.
Türkiye'de adalet kavramı da demek ki bundan sonra onun üzerine kurulacak.
İkinci toplumsal psikolojik sorunumuz; bu yalanları bizim de adaleti sağlamakla görevli olanlar kadar kolay yutmamız. En adi yalanı en kolay yutuyoruz, afiyet olsun. Üçüncü sorun; utanmazlık! Yalanı söyleyenler, yutturmayı da başardıktan sonra daha pişkin, daha da utanmazlıkları bilenmiş bir şekilde yollarına devam ediyor, yeni yalanlara hazırlanıyorlar.
Girmek istediğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde işte bunları asla göremezsiniz. Ne yalanı, ne yutturmayı, ne de utanmazlığı. Yalan onlara bebeklikten başlayarak "en büyük yanlış" olarak öğretilir, yalan söylemeyi insanlar önce kendilerine karşı ayıp ve suç olarak görürler. Asla bizim gibi tartışmadan, incelemeden, araştırmadan yutmazlar. Yutmadıkları için de muhataplarına utanmazlık fırsatını baştan vermezler. Zaten bizdeki kadar utanmazlık örneği de şimdiye kadar hemen hemen hiçbir Avrupa ülkesinde görülmemiştir.
Nereden aklıma geldi bunlar? En son Avrupa dergilerinde İngiltere Başbakanı Blair'in Irak Savaşı'nda Bush'a destek vermek üzere ileri sürdüğü kitle imha silahlarının ortaya çıkarılamayışı ile , İngiliz halkının gözünde nasıl hızla puan kaybettiğini okudum. 1997 yılında kampanyasını "Eğitim, eğitim, eğitim" sözleri üzerine kurduğunu söyleyen halk şimdi "Keşke kendi milletini de Iraklılar kadar düşünse, sözünü tutsaydı" diyormuş. Yine en son yapılan anketlerin birinde İngilizlerin yüzde 43'ünün onun istifasını istediği sonucu çıkmış.
Ve diyor ki dergiler: "Blair hatasının politik faturasını ödemeye hazırdı ama faturanın bu kadar ağır olacağını düşünmemişti..."
Şimdi aynı durumla İngiliz halkı yerine Türk halkının karşılaştığını düşünün... Ne anketler böyle çıkar, ne Başbakan fatura ödemeyi düşünür ve Blair gibi ülkesine karşı mahcup olmanın sıkıntısı yüzüne vururdu.
Yalanlar hazırlanır, yutulur, yola aynen devam edilirdi. Bugüne kadar böyle olmadı mı? Bundan sonra yine böyle olmayacak mı?
Kimseye suç bulmayalım, hatanın büyük kısmı bize, uyuyan topluma ait!
Zeytinyağı gibi üste çıkmak!
Abdullah Gül Türkiye'nin Irak konusunda yaşadığı sıkıntıların birinci sebebidir. Başbakanlığı döneminde Meclis'ten karar çıkmadan ABD'ye verilen sözler, başbakan olarak kendisinin ve gölge başbakan Tayyip Erdoğan'ın o kararı gruplarına kabul ettirecek güce sahip olamayışları bugün Irak'ta ortaya çıkacak sonuçlardan korkmamıza, 8.5 milyar dolar karşılığında ABD'nin güdümüne girmiş ülke durumuna düşmemize, maddi manevi tüm kayıplara neden olmuştur.
Ve şimdi aynı Abdullah Gül, bugüne kadar nazik davranılıp bu hatalar yüzüne vurulmadığı için cesaretle TÜSİAD'ı suçluyor. Türkiye'nin en etkin sivil toplum kuruluşu olan TÜSİAD'a hiçbir dönemde hiçbir siyasetçi (ve hele bir Dışişleri Bakanı) "Arkasında yabancı güçler var" gibi bir suçlamada bulunmadı.
"Off the record" komedisi
Abdullah Gül bu konuşmayı "off the record" yapmış. Kiminle? Basın mensuplarıyla. Bir bakanın veya herhangi bir siyasetçinin basınla off the record konuşması diye bir şey olabilir mi? Basının işi ve bütün beklentisi zaten o cümleleri, o şahısların ağzından kapmaktır. Siyasetçiler de bunu herkesten iyi bilir.
Şimdi... AKP'nin Dışişleri Komisyonu üyesi milletvekilleri Gül'ün elinde bilgi ve belge vardır" diyorlar. Madem ki vardır ve madem ki kendisi de "O kadarını da biz bilelim" demektedir, o zaman Gül bu bilgi ve belgeleri derhal açıklamak zorundadır. (Bkz: Yalan... Yalan... Yalan yazısı). "O kadarını" milletin de bilmeye hakkı vardır.
Aksi takdirde herkes 8.5 milyar dolar karşılığında 10 bin Mehmetçik'! ateş altına göndermek isteyen Hükümet'in de arkasında yabancı güçler olduğunu iddia etme hakkına sahip olacaktır.
Unutulmasın ki, her ne kadar ordu da "Irak'a asker göndermek zorundayız, gelişmelere seyirci kalamayız" diyor ise de, sadece TÜSİAD değil, 1 Mart tezkeresinin çıkması gerektiğine inananların çoğu bugün şartlar tümüyle farklı olduğu için "asker gönderme" konusunda tereddüt içindedir.
Ayrıca... Bu hükümet cumhurbaşkanı, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve herkesle sürekli kavga halinde. Otoyola ters yönden girip karşıdan gelen yüzlerce aracın yanlış yönde olduğunu sanan Temel gibi...
Karşı taraftakilerin hepsinde mi bir terslik var acaba, yoksa kendilerinde mi?
Yalan... Yalan... Yalan
Türklerin bugününü ve geleceğini karartan üç önemli psikolojik sorunu var; birincisi yalan...
Haberin Devamı

