Her şey çok kısa bir sürede olup bitiyor. Olması gerekenden de hızlı... Kuzey yarım küre bir gün içinde buzlarla kaplanıyor. Ve milyonlarca kişi kaçmaya bile vakit bulamadan olduğu yerde donuyor... Yarından Sonra (The Day After Tomorrow) filmini her önemli filmde olduğu gibi gösterime girdiği ilk gün izledim.
Önce kutuplarda buzulların erimesiyle başlıyor olay... Aynen bilim adamlarının yıllardan beri uyarıp durdukları gibi... Sonra deniz suyu sıcaklığı hızla düşüyor, böylece Atlantik Okyanusu'ndaki, Ekvator'dan kuzeye doğru olan ılık su akıntısının dengesi bozuluyor. Şiddetli rüzgâr, hortum ve kartopu büyüklüğünde dolu yağışı felâketin ilk işaretleri oluyor.
Hindistan'da kar fırtınası ve denizlerin taşarak New York gibi şehirleri sular altında bırakmasıyla sürüyor. Ve kuzey yarım küre ülkeleri güneye hücum ediyorlar. Örneğin Amerikalılar Meksika'ya... En gelişmiş ülkelerin insanlarına, bir zamanlar "üçüncü dünya ülkeleri" diye küçümsedikleri memleketler kapılarını açıyor.
Rusya ve ABD'nin büyük kısmı 10 bin yıl önce sona eren Buzul Çağı'na geri dönüyor. Fazla korkanlar için hemen söyleyeyim ki Türkiye, filmde buzlarla kaplanan bölümün içinde değil, hemen altında yer alıyordu haritada...
Yani biz öylece dururken veya konuşurken donakalmayacağız belki. Ama mevsimlerin altüst olmasından, şiddetli rüzgâr ve soğuklardan nasibimizi alacağız. Hem de çok uzak değil, eğer "dünyalılar" bu kafada gidip önlem almak yerine birbirlerini yemeye devam ederlerse en çok 20-30 yıl içinde...
Bu süre içinde gözle fark edilecek değişimler yaşanacağını doğa bilimciler yıllardır tepinerek anlatmaya çalışıyorlar. İki ay kadar önce National Geographic dergisi küresel ısınmaya çok geniş yer vermiş, yok edilen ormanlar nedeniyle oksijen azalmasının ısınmayı nasıl hızla artırdığını, bu nedenle Çin'in büyük çaplı bir ağaçlandırma çalışması başlattığını ama birçok ülkenin hâlâ felâket işaretlerini görmezden geldiğini anlatmıştı.
O günlerde köşemde yazdığım bu açıklamalarda en vurdumduymaz, doğayı en hoyrat kullanan ülkelerin başında bizim de olduğumuzu belirtmiştim. Türkiye'de de mevsimlerin değiştiğini, kışların daha soğuk, yazların daha sıcak geçmeye başladığını, ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinin neredeyse ortadan kalktığını görmüyoruz.
Hâlâ ormanları bir punduna getirip yok edecek formüller peşindeyiz. Bu formüller bir yana her yıl on binlerce hektarın yanmasına da çözüm bulamıyoruz.
Onun için 'bu filmi de herkes görmeli' diyorum. Özellikle ülkeyi yönetenler... Kasırgalar, hortumlar başladığında, önceden uyarılan dinlemeyenlerin pişmanlığı görülmeye değer.
Ben The Day After Tomorrow'u izledikten sonra evin pencerelerine panjur yaptırmaya ve kömürlüğe de yakıt yığmaya karar verdim. Ayrıca pencereleri küçülttürecek, battaniye sayısını artıracağım. Aaa bir de daha çok kitap alacağım. Kitapları şöminede yakanlar kazanıyor. Tabii "Ben Nietsche'mi yakamam" diyenler de yok değil!
Yakın gelecekte donacak mıyız gerçekten?
Her şey çok kısa bir sürede olup bitiyor. Olması gerekenden de hızlı... Kuzey yarım küre bir gün içinde buzlarla kaplanıyor. Ve milyonlarca kişi kaçmaya bile vakit bulamadan olduğu yerde donuyor...
Haberin Devamı

