Yabancı yatırımcı nasıl kaçırılır?

Hipermarketlerden alışveriş kolay geliyor bana... Zamanım çok kısıtlı olduğu için herşeyi bir arada bulabildiğim, toplu olarak alabildiğim ve böylece aylık ev ihtiyacı giderlerinin hesabını yapabildiğim bir alışveriş tarzı

Haberin Devamı

Hipermarketlerden alışveriş kolay geliyor bana... Zamanım çok kısıtlı olduğu için herşeyi bir arada bulabildiğim, toplu olarak alabildiğim ve böylece aylık ev ihtiyacı giderlerinin hesabını yapabildiğim bir alışveriş tarzı. Benimle aynı durumda olan bir çoğunuz da belki böyle düşünüyor ve aynı yöntemi uyguluyorsunuz.

Bu alışveriş şekli bakkalların satışını engelliyor mu? Hiç sanmıyorum, belki biraz etkiliyor olabilir ama sokak aralarındaki bakkallara olan ihtiyacın büyük oranlarda azalması mümkün değil. Yoğurt, cola bitmiş haydi bakkala. Çamaşır tozu kalmamış, acil lâzım; bakkala... Börek yapacaksınız yağ veya yufka yok; haydi bakkala. Yine de "bakkallar hipermarketlere karşı" durumu değişmiyor. Bir savaştır gidiyor.

Hipermarketler kaçırtılacak, karar kesin... Şimdi de -son aldığım duyumlara göre-Carrefour, Tesco, Metro, Migros, Tansaş gibi dev marketlerin "şehir dışına çıkarılması" gündemdeymiş. Kaçırtma yönünde olumlu bir adım doğrusu.

Bu benzin pahalılığında kimse alışveriş için şehir dışına gitmez, ben gitmem meselâ... O zaman ne olur? İlk etapta yabancı marketler kapatır ve çeker gider. Yerli olanlar nasıl mücadele eder onu şimdilik bilemiyorum.

Üstelik önümüzde -yine- ders alınacak örnekler var; İngiltere 1988 yılında bir kanun çıkararak hipermarketleri şehir dışına göndermiş. Sonra yıllar içinde bakmışlar ki kişi başına hipermarket harcamasında önemli bir düşüş var, 1996 yılında kanunu değiştirerek hepsini tekrar şehir içine almışlar.

Şimdi bakın; üç yabancı firmayı ele alalım. Bunlar sadece satış yapmakla kalmıyor, üçünün yıllık yerli ürün ihracatı 1.5 milyar dolar. Türkiye'ye önemli bir kazanç sağlıyorlar. Ayrıca örneğin Polonya'da 12 yabancı gıda marketi zinciri varken bizde sadece 3 tane var ve biz "yabancı yatırımcı gelsin" diye çırpınıyoruz.

Bu arada hükümetler bir yandan "gelsin" derken diğer yandan bakkal ve küçük marketlerin, orta çaplı perakendecilerin, Odalar Birliği'nin baskılarıyla "şehir dışına çıkarmalı" gibi yanlış kararlara imza atabiliyorlar.

Yanlış ve üstelik İngiltere'deki gibi sonunda yanlış olduğu anlaşılacak kararlara.

İyi ama milyonlarca dolar yatırımla, masrafla açılmış dev marketleri köşe kapmaca oynar gibi oradan oraya oynatıp duracaklarına neden önlerindeki örnekleri, ülkenin çıkarlarını iyice araştırıp soruşturarak doğru karar vermiyorlar?

"Çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan olmanın" âlemi var mı?


Böyle başa böyle traş!
Pazar günkü Vatan'da ve bazı gazetelerde iki trafik kazası haberi vardı; bir bizden, bir dışardan... Amerika'dan.

New York'ta 2 yıl öne trafik kazası geçirerek kalça kemiği kırılan manken May Andersen, kazanın kariyerini etkilediğini ve kendisini maddi zarara uğrattığını söylemesinden sonra 2 milyon dolar tazminat almaya hak kazanmış.

Bizde ise B&Z Halkla İlişkiler Şirketi'nin sahibi Bengü Bilik manken Duygu Ulaş'ın 8/8 suçlu bulunduğu kazada kolu, bacağı kırılıp, bütün vücut kemikleri zedelendiği, aylarca yürüyemediği, tekerlekli sandalyede dolaştığı ve maddî-manevi büyük kayba uğradığı halde Ulaş'a verilen ceza;

142 milyon TL para cezası ve ehliyetine 1 ay el konması.

Bengü Bilik hâlâ yürümekte ve elini kullanmakta zorlandığını açıklıyor. Hâlâ koltuk değneğiyle dolaşıyor ve cezaya bakın.

Bu da yetmiyormuş gibi kazayı yapan manken hanım mağdur ettiği kişiyi reklâm yapmakla suçluyor. Türkiye'nin en iyi iki üç PR şirketinden birinin sahibi suçladığı kişi.

Eh, bir ülkede yasalar doğru işlemiyor, hukukun varlığı anlaşılamıyor ve bu konuların üzerinde yeteri kadar durulmuyorsa insanlar çekinmeden iftira da atar, saygısızlık da yaparlar elbette.

Böyle bir kazada suçluya 142 milyon ceza verirseniz yollar da mezbahaya döner elbette.

Yazık, çok yazık!

DİĞER YENİ YAZILAR