Yabancı medyaya da ayar çekeriz!

Haberin Devamı

Gazete ve gazetecilere ayar çekmeye, susturmaya, patronlara “paralarını sen vermiyor musun, at işten” deyip Maliye baskısıyla attırmaya, en çok izlenen TV programlarını bile “eleştiri yapılmasın” diye kaldırtmaya, tek sesli basın istemeye alışınca böyle oluyor demek ki.. Yabancı basın referandum öncesinde bile “yanlış olmasına, sonuç yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak olmasına rağmen” AKP iktidarına “reform yapılacağına inanarak” destek verdi.

ABD ve AB’nin kendileri de, medyaları da bugüne kadar hiçbir desteği esirgemediler, hatta bu iktidarın “demokratlığını, değişimciliğini” kendisinden bile fazla savundular, onları savunma adına Türk Anayasa Mahkemesi’ne hakaret bile ettiler. Ama görünüşe bakılırsa Türkiye’deki anti demokratik gelişmeleri izledikçe bu seçimde “Türkiye demokrasisinin geleceği konusunda” artık farklı düşünmeye başladılar.

BASKI REJİMİ KORKUSU

Dünyanın en çok okunan dergilerinden biri olan The Economist’in son sayısında “AKP’nin olumlu başlayan iktidarının giderek değiştiğini, Recep Tayyip Erdoğan’ın ordu ve basının denetim mekanizmalarını kırdığını, öz denetimden yoksun bir partinin Türkiye demokrasisine zarar vereceğini, iktidar partisinin seçimden galip çıkması halinde Çin’deki gibi otokratik bir yapıya dönüşerek toplumu tamamen baskı altına alacağını” anlatan ve “bu gidişi ancak seçmenin muhalefet partilerine yönelmesinin durduracağını” bildiren bir makale yayınlandı.

Daha önce ‘Batı basını kendisini ve partisini överken’ hiçbir itirazı olmayan Başbakan Erdoğan, “Türkiye baskı rejimine dönüşür” diyen bu makale üzerine ülke içindeki medyaya yapılan siyasi baskının, hakaretlerin bir benzerini anında ve üstelik miting konuşmasında The Economist’e yaptı. Ve “Meğer CHP sadece Türkiye’deki çeteler tarafından değil, uluslararası çeteler tarafından destekleniyormuş” sözleriyle Londra merkezli, dünyanın en prestijli ekonomi dergisini de “çete”ye dönüştürmüş oldu ki herhalde 43 yıllık yayın hayatlarında ilk kez karşılaşıyorlardır.

BAHSE GİRMEK BİLE YASAK!

Aslında The Economist makalesinde sadece medya ve ordudan söz edilmiş, örneğin; bir demokrasinin 4 önemli gücünün en önemlisi olan “yargı”nın da artık siyasi gücün etkisinde olduğunu, sivil toplum kuruluşlarının, iş dünyasının da aynı baskıyı yaşadığını unutmuş. TÜSİAD görüş bildirdiğinde karşılaştığı hakaretler, İnan Kıraç “sadece bir gazeteci arkadaşıyla kişisel olarak şakalaşıp ‘bahse girerim bence şu parti kazanır’ dediği” için (ki ülkede binlerce kişi aynı şeyi yapıyor) anında verilen “Bu işlere bulaştığını görmek, duymak istemem, söylemişse bazı riskleri üstlenmiş demektir” cevabı, TOBB Başkanı dahil herkesin hemen geri adım atması, bunlar bir demokraside görülmüş şeyler midir?

Başbakan Erdoğan’ın ‘seçim öncesi artık çok yorulup, öfke kontrolü yapamadığını, bu nedenle hataya düştüğünü’ düşünmek istesek bu kez Arınç veya Bağış’ın benzer tepkileri çıkıyor ortaya.. Bakın mesela Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da The Economist makalesi için “Deli saçması” dedikten sonra “Böyle bir haberin yaklaşan seçimler nedeniyle yurt içinden birileri tarafından ısmarlanmış olacağı”nı söylemiş ki işte burada da “Türkiye medyasında yapılanların Batı’da da yapılabileceği yanılgısına düşüldüğü” açıkça görülüyor.

IMF DE, NYT DE!

“The Economist” dışında NewYork Times da “AKP’nin ‘anayasayı tek başına değiştirecek’ çoğunluğa erişmesinin ve ‘başkanlık sistemine geçilmesinin’ demokrasinin yararına olmayacağını, demokrasiyi korumak için iktidar partisinin karşısındaki partilerin düşünülmesi gerektiğini” yazdı. ABD’nin samimiyetine artık güvenmiyoruz ama bu dergi ve gazete “İngiltere merkezli”.. Üstelik kısa süre önce Abdullah Gül’e ödül veren Chatham House isimli kuruluşun ülkesinden.. “Demokrasinin beşiği” denen ülkeden..

Diyelim ki ona da “deli saçması” veya “çete” dedik. IMF de sırada.. Dün Vatan’da Ercan İnan yazmıştı; Başbakan Yardımcısı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan da “inisiyatif kullanarak yayınlatmadık, zaten 2002’den bu yana 4-5 kez raporların yayınlanmasını engelledik” dediği son IMF raporunun “çaylak denilecek uzmanlar” tarafından hazırlandığını söylemiş.

İçerde olduğu gibi, dışarıdan gelen eleştiri ve raporların da öfkeden, hakaretten nasibini aldığı görülüyor. Ama bu herhalde “demokrasi ve ekonominin gidişinin endişe yarattığı” gerçeğini değiştirmeyecek. Bu seçimin “hayati önem taşıdığı” uyarılarını herkes dikkatle izlemeli!

Tabii bu “baskı rejimi korkusu”nun nereden, neden, nasıl çıktığını da iyi değerlendirerek.

DİĞER YENİ YAZILAR