Yabancı basın tamam da ya bizimkiler?

Haberin Devamı

Dün ‘zenci laikler, beyaz AKP’başlıklı yazımda ABD ve AB basınının Türkiye’yi kasıtlı olarak “elit laikler ve dindarlar” şeklinde bölme gayretlerinden söz etmiştim.

Gerçi bu bölünme daha önce iktidar partisi tarafından da yapılmıştı ama o bizim iç siyasetimizdi, kendimiz eleştirir, mücadele eder düzeltilmesini sağlayabilirdik (belki...) Diğer ülkelerin medyasının ise Türkiye’nin iç işlerine bu kadar burnunu sokmaya, başbakanına “laik azınlığın da hakkını koru” diye akıl vermeye veya seçim sonuçlarına New York Times gibi “Laik elite tokat” başlığı atmaya en ufak bir hakkı yoktur.

Tabii şöyle demek lâzım; demokrasiye, basın etiğine, Türk halkına birazcık saygısı, biraz da utanması varsa yoktur.

Onların Bush’u durup dururken, sırf kendi poposunu terör korkusundan kurtarmak, Irak petrolünü kontrolü altına almak için kapı komşumuz Irak’a saldırdığında bile biz böyle küstahlık yapabildik mi?

Sonuçta Kuzey Irak’ta bizim için sorun çıkaracağını bildiğimiz halde “Bush saygılı olsun. Okyanus aşırı saldırganlık yapmasın” diyebildik mi?

Aslında ne zamandır, seçim öncesinden beri Türk basınının bu küstahlığa toplu tepki vermesi gerektiğini yazıyorum ama bizim basınımızın demokrasi anlayışı bunu bile aşacak ölçüde geliştiği için ses çıkmıyor maalesef!

Dün Amerika ve Avrupa gazetelerinin İslâmi terör korkularına rağmen Türkiye’de dinin siyasetten ayrılmasını sağlayan laik rejimine ve ona sahip çıkmaya çalışan halk kesimine cehaletlerinden ve hatta geri zekalılıktan kaynaklandığını yazmıştım.

Bizim taraftan bakıldığında böyle görünüyor. Ama örneğin ABD tarafından bakıldığında, onun “ılımlı İslâm” projesini destekleyecek bir partiyi, BOP’a eş başkanlığı kabul etmiş bir başbakanı desteklemek hiç de geri zekalılık değil. Aksine çok akıllıca...

Aslında Türkiye bu haliyle İslâm ülkelerine en güzel örnek, hatta Asya’daki Müslüman ülkeler “Bizde Türkiye’nin laik rejimi olmadığı için kendimizi koruyamadık” açıklamaları da yapıyorlar ama bu ABD’ye yeterli değil.

“Ilımlı İslâm” örneği olabilmesi için onların ve Avrupa basınının dediği gibi dinin siyasete daha çok girmesi, yani yine kendi ifadesiyle “siyasi İslâm”ın demokratik bir ülkede daha etkili olması ve bu örneğin ortaya çıkması, söylemlerin ve bazı ülkelerin değiştirilmesi gerekiyor.

Eh artık laikliğin ne kadar korunabileceğinin mücadelesi onları ilgilendirmiyor. Onunla Türkiye uğraşsın.

Avrupa’nın ise hem Türkiye’yi AB’den dışlayıp Ortadoğu ülkelerine itmek, hem de kendi yatırımlarının kesintiye uğramaması gibi başka sorunları da var.

Her ikisinin ortak sorunu da ‘Kuzey Irak’a girilmemesi, bunun garantisinin verilmesi (Diğer partilerin bu konuda endişe yarattığını da kabul edelim.) Bütün bunları düşündüğünüzde yabancı basının son derece kurnaz bir tutum içinde olduğu ortadadır.

Peki bizim basın? Türk medyasının önde gelen bazı isimlerinin seçim akşamı ve sonrasında ağızları kulaklarında, sanki tuttukları futbol takımı maç kazanmış gibi AKP’ye açık destek vermeyen veya eleştirenlere ya da muhalefet partilerine karşı atıp tutmalarına, Tayyip Erdoğan’ın bile girmekten kaçındığı zafer havasına girmelerine ne demeli?

Medyanın asıl görevi önce iktidarların hatalarını izlemek ve eleştirmektir. Kısaca bir tür denetleme mekanizması gibi çalışmaktır.

AKP iktidarı döneminde bu hakkıyla yapılmadı. Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve hatta Turgut Özal döneminde bile çok daha etkili, duyarlı bir medya takibi vardı.

Seçim sonrası Türkiye’de ilk kez görülen TV’lerdeki tablo ise Türk medyası adına çok daha üzücüdür.


DİĞER YENİ YAZILAR