İspanya gibi kendi partileri de kapanan ve AİHM tarafından onaylanan, Almanya gibi yasalarında parti kapatmanın bulunduğu ülkelerin bile Türkiye’nin hukukuna müdahalesi yetmiyormuş gibi bir de yabancı gazete ve haber ajanslarının küstahlığına dayanmak gerekiyor.
Önce birkaç konuda ülkenin kutuplara ayrılmasına destek verdiler, şimdi tabii oynamaları daha kolay oldu.
Reuters haber ajansı; “Modern Türkiye ile uyuşmayan itibarsız ve güvenilmez laik elitler” şeklindeki kalitesizliğin daniskası, basın etiğinin yerlerde sürünmesine örnek bir tanım kullandı.
Arkadan AKP’yi baştan beri -her nedense- kendi medyası gibi destekleyen The Economist’in kalıplaşmış cümlelerle yaptığı abukluklar geldi...
“Başbakan’ın damadını CEO yapan Çalık Grubu, Atv ve Sabah’ı alarak medya gücü haline geldi. Artık laik elitin karşısında AKP iktidarında palazlanan Anadolu girişimcileri var. Türkiye’deki laik elitler artık fildişi kulelerinden inip insanların içine karışmayı denemeliler...”
Türkiye’deki dinci basının, bazı siyasilerin ve artık genel olarak gelişmeleri değerlendirmek yerine “siyasi taraf olarak görüş bildirmeyi tercih eden” sosyologların icat ettiği “laik elit, fildişi kule” gibi benzetmeleri aynen alıyor, (hangi fildişi kuleden söz ediyorlarsa) onu da yeterli bulmayarak yanına itibarsız, güvenilmez gibi hakaretler ekliyorlar.
Türk basınının ABD (ya da herhangi bir Avrupa ülkesi) toplumu veya bir kesimi için bunlara benzer küstah ifadeler kullandığı hiç görülmüş müdür?
Ayrıca... Ertuğrul Özkök dünkü yazısında çok yerinde bir soru sormuştu; “Kapatma davası ‘laiklerin’ tepkisi ise hakkında kapatılma davası açılan AKP’liler ne oluyor? Anti-laik mi?”
Ortada hukukla ilgili bir sorun varken yabancı basının devamlı “laik elitler” diyerek saldırıya geçmesi de akla bu soruyu getiriyor: Peki siz kimi koruyorsunuz, “anti-laikler”i mi? Bunu yaparak davanın haklılığını ortaya koymuş olmuyor musunuz?
Biz de “itibarsız ve güvensiz”in yanına “ABD’nin çıkarları (BOP, Türkiye’yi ılımlı İslâm örneği yapmaları) için Türkiye’nin içişlerine karışan saygısız ve hatta etik tanımayan ahlaksızlar”ı da ekleyip geri postalayalım bari...
Yoksa altına imzamı da mı atsaydım?
Avrupa’ya niye kızıyoruz?
Bir okurumuz yazılarıma gelen “yorumlar”da soruyor:
“Neden AİHM’nin kararlarını örnek gösteriyor, hem de Avrupa’ya kızıyorsunuz?”
Bu soru akla gelebilir, normaldir onun için hemen cevaplayayım; çünkü AİHM daha önce bizde ve Avrupa ülkelerinde parti kapatma kararlarını onayladı. Bunu yaparken dayandığı kriterlerle Anayasa Mahkemesi kriterleri arasında fazla bir fark da yok.
Avrupa ülkeleri ve basını Türkiye’nin hukukuna, savcılarının verdiği kararlara, açtığı davalara saldırıya geçer, adeta bu ülkenin siyasi partisiymiş gibi kendilerinde her türlü siyasi, hukuki yorum hakkını görürken aslında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de saygısızlık etmiş, yok saymış oluyorlar.
İki nedenle;
1- AİHM de benzer kararları veriyor.
2- Eğer bir uyuşmazlık, uluslararası ilişki, demokrasi yanlışı varsa sorun AİHM’de çözülebilir.
Sorunu çözecek merci kendileri değildir.
Kısacası Avrupa’ya kızmamım nedeni dava hakkında tıpatıp AKP’nin tepkisini vermeleri... Haydi o duygusal davranıyor diyelim, bunlara ne oluyor?
Türkiye’ye akıl vereceklerine Almanya’da türbanla değil boneyle derse girmek isteyen öğretmenin isteğini “Okullardaki tarafsızlık ilkesine aykırı” diyerek reddeden mahkeme kararına itiraz etsinler.
Madem ki dinî uygulama ve ibadetlerin devlet alanlarına taşınmasında bir mahsur yoktur, mahkemeleri neden “temyize gidilmesine bile izin vermeden” türbanı reddediyor?
Bu nasıl demokrasi, nasıl hukuk?
Çok yadırgıyoruz Alman hukukunu!

