Ya “tayt üstüne türban” yasaklanırsa?

Haberin Devamı

Dün Anayasa Mahkemesi’nin “üniversitelerde dinî kıyafetlere izin verecek” değişikliğe red kararının gerekçelerinden söz ediyorduk. Son iki paragrafı alarak ve biraz da ilave yaparak devam edelim.

***


İran’da, Suudi Arabistan’da renkli, desenli türban ve çarşaflar, Malezya’da kızların saçını kısa kesmesi, pantolon tünik üzerine türban takması yasaklandı. (Koyu renk çarşaf veya bol kıyafet mecburiyeti getirildi...)

Türkiye’de ise daracık etek, tayt ve kolsuz bluz üzerine türban takan, en ağır makyaj ve aksesuarlarla türban kullananlar bile var. Erkek arkadaşlarıyla parkta, kafede rahatça oturanlar da....

Şu anda (aileleri dışında) kimse onlara kıyafetleri ve diğer tercihleri için baskı uygulayamıyor, aleyhine kışkırtıldıkları laik demokratik rejim koruyor onları... Ama acaba o rejimi koruyan Anayasa kenarından köşesinden delinir, zedelenirse açılan yoldan ortaya çıkacak gelişmeler onların da bu özgürlüklerini kısa sürede “yasaklar” haline getiremez mi?

“Biz bu ülkelere benzemeyiz”... Neden, garantisi ne?

Konu siyasallaştı ve “üniversitelerde türbana izin”le bitmeyeceği, sıranın hemen ilk ve orta öğretim ile devlet dairelerine geleceği AKP tarafından dile getirildi.

Türbanın siyasi amaçla kullanımını “İyi ki 28 Şubat olmuş, aklımızı başımıza getirmese İran devrimi gibi bir devrimin peşinden koşacaktık... Eskiden ben de bu devrimin hayranıydım, kadın eli sıkmaz, başı açık kadının Müslüman olduğuna inanmazdım” diyen Mehmet Metiner gayet iyi anlatıyor kitabında...

Konu “Erbakan ve bugün ülkeyi yöneten eski yol arkadaşları” tarafından siyasallaştırıldı.

Bu durumda laiklik kurallarının rejimin korunması amacıyla, Anayasa’da belirlenen şekilde uygulanmasına hak vermek gerekir. Çünkü şu anda siyasi İslâm’a (yani dine değil, dinciliğe), İran, Malezya tarzı köktendinci yönetimlere teslim olmamış tek ülke Türkiye...

NEDEN KADIN SEÇİLİYOR?

Onun için “devlet alanlarında, okullarda dinî kıyafete, uygulamalara” izin verilmiyor. Erkeklerin kıyafetine baktığınızda “inancım için böyle giyiniyorum” diyecekleri bir durum yok ama kızlarda var, zaten her Müslüman çoğunluklu ülkede rejim değişikliklerinin kadın kıyafetleriyle başlatılmasının nedeni de bu!

Şimdi, acaba Başbakan’ın “Biz milli iradenin üstünde bir irade tanımayız” sözü ve AYM’nin bu kararının demokrasiye aykırı olduğu doğru mu?

Bugün öğleyin uzmanlarla bunu Her Açıdan’da tartışacağız ama bu konudaki en net ve bilinen ifadeyi bir kez daha tekrarlayayım:

Anayasa Mahkemeleri’nin kuruluş nedeni zaten “Arkamda halk var, milli irade var” diyerek ve aldığı oy oranına bakarak demokrasiyi yok eden, çoğunluk diktatörlüğüne giden liderlerin, partilerin görülmüş olması...

MİLLİ İRADENİN ÜSTÜNDE İRADE VAR MI?

Başbakan Erdoğan sık sık “Biz milli iradenin üstünde irade tanımayız” sözünü tekrarlamayı seviyor, çünkü bu kendini “milli irade” sanan seçmenlerin kulağına pek hoş gelir.

Oysa Başbakan da “milli irade” dediği “TBMM çoğunluğunun” Anayasa’nın üstünde olmadığını, demokratik ülkelerde anayasaların yapılma ve anayasa mahkemelerinin kurulma nedeninin işte tam da bu çoğunluk baskısına gidebilecek yolları kapatmak, azınlıkların hakkını da aynen çoğunluk gibi korumak, vatandaşlar arasında eşitliği sağlamak, aynı zamanda rejimi de siyasi tehlikelerden korumak ve YASAMA’yı (yani parlamentoları DENETLEMEK) olduğunu biliyor.

Bilmiyorsa bile bugüne kadar hiç değilse bizlerin yaptığı açıklamalarla (ah pardon onun boykotundayız, okumuyor) öğrenmiş olması gerekirdi. Acaba Erdoğan’ın demokrasi ve hukuk konularında bilgi aldığı bir danışmanı yok mu?

Var ise acaba ona Anayasa’ya uymanın ve Anayasa Mahkemeleri’nin hukuksal bir emniyet subabı görevi yaptığını, Anayasa Mahkemesi’nin iktidarları antidemokratik girişimlerden (benim dediğim Haşim Kılıç’ın kastettiğinden çok farklı tabii) koruduğunu, siyaseti kırılma noktasına getirecek hataların böylece önlenebileceğini anlatmıyor mu?

Ben gazeteci olarak bile hukuki konuları “çok iyi bir uzmana sormadan” yazmam, o Başbakan olarak sormadan konuşuyor ve görevi “Anayasa’yı yorumlamak, Meclis kararlarının, çıkan yasaların ve tabii özellikle ‘yapılan Anayasa değişikliklerinin’ mümkün olup olamayacağını, Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek” olan Anayasa Mahkemesi’ni “milli iradenin üstünde” göstermek gibi çok ciddi hatalar yapabiliyor.

Hukukçular bugün Türkiye’de Başbakan’ın (elindeki hükümet, Meclis çoğunluğu ve paralelindeki Cumhurbaşkanı ile) ABD Başkanı’ndan çok daha fazla yetkiye sahip olduğunu, istediği her yasayı çıkarabildiğini söylüyorlar.

Ama bir parti “Velev ki cumhuriyet rejimini değiştirmek istedi” diyelim,

bunun yapılamaması için alınan önlemler her şart altında, iktidarlar ne kadar güçlü olsa da yürüyor.

Bunu da demokrasinin hatırı için kabul etmeleri

gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR