Ya Polat olursun ya Ağca!

Önce gazetelerinizi dikkatle inceleyin, sonra geriye çekilerek gördüğünüz haberlerin sentezini yapmaya çalışın. Örneğin dün... Gazetelerin birinci sayfalan "Kurtlar Vadisi" filmi; "Türkiye'nin de Rambo'su var", "Oğlum büyüyünce Polat olacak" haberleri ve filmdeki diyaloglarla dolu

Haberin Devamı

Önce gazetelerinizi dikkatle inceleyin, sonra geriye çekilerek gördüğünüz haberlerin sentezini yapmaya çalışın. Örneğin dün... Gazetelerin birinci sayfalan "Kurtlar Vadisi" filmi; "Türkiye'nin de Rambo'su var", "Oğlum büyüyünce Polat olacak" haberleri ve filmdeki diyaloglarla dolu. Bunların yanında Trabzon'daki mafya olayları, Trabzon'da öldürülen Katolik Kilisesi Papaz'ı, halkı "İsa'yım", "Allah'ım" diyerek dolandıranların haberi, AKP Grup Başkanvekili Faruk Çelik'in yaşlı bir İmarzede tarafından vurulması olayı yer alıyor.

İç sayfalarda da Türkiye'nin Avrupa tarafından "gidilmesi riskli ülkeler" arasında gösterilmesi, uyuşturucu çeteleri, katliam haberleri gibi olaylara yer verilmiş. Ve gazetelerde yer alacak kadar erken olamadı ama Katolik Kilisesi Papazı'nı "Allahuekber" diyerek vuran 16 yaşındaki katilin yakalandığını da TV haberlerinden duyuyoruz.

Olayları birlikte yorumladığınızda bunun yanında bir de Türkiye'de adaletin nasıl işlediğini düşündüğünüzde "Neden kökten-dinci İslâm ülkelerinde bile işlenmeyen bir din adamı cinayeti bizde işleniyor" sorusunun cevabı kendiliğinden çıkıyor.

Yararlı mafya!
Mafyanın devlete faydası dokunuyorsa yararlı mafya olarak algılandığı, kısacası "Benim mafyam iyidir" anlayışının yayıldığı, böyle bir film kahramanının (her konuda olduğu gibi) fazlasıyla abartılarak çocuklara babaları tarafından idol yapıldığı bir ülke...

Trabzon Valisi tarafından açıklanmasına rağmen" Katolik papazı korumayan bir Emniyet.

Dini siyasete alet eden, insanların din, inanç duygularını her fırsatta istismar eden, bırakın farklı dinleri, aynı dinden vatandaşlar arasında bile "az dindar", "çok dindar" ayrımcılığı yaparak, İmam Hatipli öğrencileri bile kışkırtarak öfke ve kutuplaşma yaratan, sonra da çıkıp toplumu sükûnete davet eden bir yönetim.

18 yaşından küçüklere (ve istediği büyüklere) ceza vermeyen, Papa'ya suikast düzenleyen Abdi İpekci'yi öldüren azılı bir katili zamanından önce serbest bırakmış bir adalet sistemi.

Bireysel silahlanmayı önlemediği gibi, elinde silahla gazetelere poz vererek, düğünlerde havaya ateş ederek silaha özendiren milletvekillerine sahip bir hükümet.

Katilleri kahraman yapan çarpık anlayış, kısacası ne ararsanız hepsi Türkiye'de mevcut. Bunun üzerine, Türkiye'nin çağdaş ülkeler arasına girecek bir medeniyet düzeyine gelmesini, böyle tanınmasını, demokratik, uluslararası kurallara saygılı bir topluma sahip olmasını istemeyen, dünya tarafından en köktendinci ülkeden daha bağnaz bir anlayışta görünmesini tercih eden veya başka hesaplarla "terörle özdeşleştirilmesi" işine gelen örgütleri de eklerseniz...

Bu kadar başıboş bir ülkede neler olmaz?

"Kahraman olacağına" inandırılan ve önünde örneklerini de sık sık gören 16-17 yaşındakilere neler yaptırılmaz?

Ya Polat olurlar sonunda veya Ağca...

Hiç merak etmeyelim "Neden bizde oluyor" diye. Öyle çok neden var ki!

Satılan analar, lanetlenen basın!
Kahvaltı masasının başında pencereden dışardaki kar fırtınasını ve beyaz örtüsüne bürünmüş doğayı izler, keyif verecek bu manzarayla huzur duymaya çalışırken kulaklarım "lanet olsun dedik ve onu da açıkladık" sözleriyle tırmalandı.

Başbakan konuşuyordu TV'de... Tırmalanan kulaklarımı kabartarak dinlemeye başladım:

"Şirket hisseleri diye tutturdular. Lanet olsun dedik, onu da açıkladık ama yine durmayacaklar" diyordu. "Kendi olumsuzluklarının, başansızlıklarının hırsını bizden alacak, bu tür başlıklar üzerinden rant elde edebilir miyiz diye yazmaya devam edecekler..."

Kar fırtınası beni üşütmemişti ama bu sözler donmama yetti. Tam "Ulanlı konuşmalar, 'anasını satayım bütün meslek okulları İmam Hatip mi' tarzı asıl, seçmenden rant uman cümleler yetmedi, şimdi de lanet okuyorlar" diye düşünürken telefon çaldı. 60 yaşında olduğunu söyleyen bir kadın okur ağlamaklı bir sesle konuşuyordu: "Dün gece uykum kaçtı Ruhat Hanım, nedir bu milletin çektikleri... Tayyip Erdoğan İmam Hatipler için konuşurken "anasını satayım" dedi, sıra analara mı geldi? Hepimiz anayız, benim torunlarım var, bu sözlere neden susayım. Anaları satacaksa önce kendi ailesinden başlasın."

'Aman durun bir dakika, sakin olun' dememe kalmadan öfkeyle devam etti: "Adımı da yazın lütfen, ne olacaksa olsun korkmuyorum; benim adım Nigar Pekdok, Yugoslavya'dan vatanıma geldim, çoluğumu çocuğumu ülkemde yetiştireyim dedim, bunun için mi? Kendimi düşünmüyorum artik ama ya torunlarım, çocuklarım, onların sonu ne olacak?

Böyle insanların yönettiği ülkeden hayır mı gelir? Mal varlığını acıkbyormuş, bu kadar malı, parası olan birinin çocuklarını niye yurt dışında bir iş adamı okutuyor, onu da açıklasın... Halkı uyutuyor, sonra da hakaret ediyorlar. 'Milletin ağzıyla konuşuyorum' diyor, bu millet bu kadar terbiyeden yoksun mu?" Daha sonra "Ne yapabiliriz, her şeye katlanıyor, susuyoruz, bir kampanya açılsın şikayetimizi bildirelim" diyen Pekdok'un "Bunlara benzer yöneticiler yüzünden oy kullanmaya gitmedik" sözlerini duyunca bu kez daha yüksek sesle 'Durun' dedim... Sözlerinin kilit cümlesi buydu bence.
Devam edecek

DİĞER YENİ YAZILAR